Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 962: Bereket Arenaya Çıkıyor!
Bölüm 962: Bereket Arenaya Çıkıyor!
Tang Yao'nun etrafının patlamalar tarafından sarıldığını görenler Tanrı Kralın kesinlikle kazandığını düşündü. Bu saldırılar Tang Yao'ya direkt olarak isabet etmemiş olsa bile sonrasında oluşan şok etkisi onu öldürmeliydi.
Alevler dağıldığında Tang Yao'dan iz kalmamıştı.
Tanrı Kral şaşkındı. Iskalamış mıydı?
"Orada!" İzleyicilerden biri bağırdı. Maç sırasında birinin pozisyonunu bu şekilde açık etmek kurallara aykırıydı. Fakat Kara Alev Patlamasının etkisi izleyicileri şoka uğratmıştı. Bundan dolayı Tang Yao'nun nerede olduğunu gördüklerinde kendilerini tutamamışlardı. Ama zaten fark etmezdi, Tanrı Kral kendisi de Tang Yao'nun yerini tespit edebilmişti.
Tang Yao'nun nasıl olup da bir anda Tanrı Kralın arkasında belirdiğini kimse anlamamıştı. Asasını sallayarak Şok Patlaması kullandı ve etrafa güçlü bir enerji yaydı.
Tanrı Kral saldırıdan kaçınmak için hamle yaptı. Şok Patlaması saldırısından isabet alacak değildi ya!
Büyü Kilidi!
Tang Yao asasını sallayarak bir dönerek ilerleyen bulutsu bir yapı fırlattı.
Tanrı Kral öteleme kullanarak uzaklaşmaya çalıştı ama büyüsünün yarıda kesildiğini fark etti. Bu saldırıdan kaçınmak için çok geçti. Bum! Vücudunu güçlü bir şok dalgası sardı. Kafasının üzerinden 20,000 hasar değeri çıktı.
Tang Yao büyülerini çok güzel bağlamıştı birbirlerine. En temel büyüler bile birbirleri ile kaliteli şekilde bağlandıklarında Tanrı Kral gibi bir uzman oyuncuyu etkisi altına alabiliyordu!
Tanrı Kral eğer Kara Alev Patlamasının isabet edip etmediğini görmek istememiş olsa dikkati dağılmayacaktı. Tang Yao eğer Büyü Kilidini daha evvel uygulamış olsa Tanrı Kral her ne kadar öteleme kullanamıyor olsa da başka büyüler kullanarak uzaklaşabilirdi.
Tang Yao bunların hepsini hesaplayarak harekete geçmişti. Bundan dolayı Şok Patlamasını ilk önce kullanarak rakibinin öteleme kullanmaya mecbur kalmasını sağlamıştı. Bu aslında temel içgüdüsel bir hareketti. Her uzman kendine has hareketlere ve reflekslere sahipti. Tanrı Kral Öteleme kullanmakta başarısız olunca Şok Patlamasından kaçmak için yeterli zamanı bulamamıştı.
Tanrı Kral ünlü bir uzman oyuncuydu. Fakat yine de iki temel büyüden isabet almıştı. İzleyiciler şaşkındı. Az evvel yaşananları zihinlerinde tekrar canlandırmak isterlerken aniden ne olduğunu anlayabildiler. Kalpleri titredi. Bu tarz bir kombinasyondan kim kaçabilirdi ki? Üst düzey uzman oyuncular bile bunun için şansa ihtiyaç duyardı.
Tanrı Kral iki saniye kadar sakat halde kalmıştı. Tang Yao doğal olarak bu fırsatı elinden kaçırmayacaktı. Esrarlı Alev Patlaması! Basketbol topu büyüklüğünde mor alev topları Tanrı Kralın üzerine yağmaya başladı. Bum! Patlamalar başladığında vücudu geriye savruldu ve kafasının üzerinde 30,000 hasar değeri görüldü. Biraz uzakta cansız bedeni yere serildi.
Günahkar Melek bir başka mağlubiyet daha almıştı. Artık izleyiciler bile şaşırmıyordu. Niuren Birliğinin çılgın oyuncularının karşısında kimsenin şansı yoktu. Günahkar Melek şu anda kendini utandırmaktan başka bir şey yapmıyordu.
Tanrı Kralın da kaybetmesiyle beraber Günahkar Meleğin sadece bir oyuncu hakkı kalmıştı. Herkes bakışlarını Berekete çevirdi.
Onun arenaya çıkıp çıkmayacağını merak ediyorlardı.
Bereketin önünde iki seçenek vardı. Birincisi arenaya çıkıp Tang Yao, Kılıç Parıltısı ve diğerlerini yenmekti. Fakat üç ya da dört tanesini yenebilecek olsa da, dokuz oyuncuyu birden yenmesi imkansız görünüyordu. İkincisi ise dalga malzemesi olmaktı. İkinci seçeneği seçerse sadece kendisi değil bütün birlik bir daha başı dik gezemez hale gelecekti. Bunu yaparsa gururlu bir lider olarak değil, korkak birisi olarak görülürdü.
Herkes Bereketin kararını bekliyordu. Herkes biliyordu ki İyi Tarafın Rahiplerine denk olan sınıf Kötü Tarafta Karanlık Partizanlardı! Bir destek sınıfından başka bir şey değildi! Her ne kadar tanrısal bir güce sahip olsa da, karşısında bu kadar çok kişi varken hayatta kalabilir miydi?
Tang Yao, Kılıç Parıltısı, ve diğerleri Berekete bakıyordu. Bereket onların son hedefiydi. Daha önce yendikleri oyuncular sadece iştah açıcı görev görmüştü.
Kalabalık kendi arasında konuşmaya başlamıştı. Bereketten yüksek beklentisi olan yoktu. Kara Konseyin Başkanı pozisyonu her ne kadar güçlü olsa da rakipleri de Niuren Birliğinin üst düzey uzman oyuncularıydı. Onlarla teker teker savaşacak olsa bile her bir sonraki maça girişinde zafer ihtimali düşecekti.
Bu karşılaşmalar iki taraf oyuncularının da bakış açısını değiştirmişti. Artık kimsenin Günahkar Melekten yana umudu yoktu. İyi Taraf oyuncuları mutluydu. İlk başta, Kötü Taraf oyuncularının başlangıç becerilerinin daha iyi olmasından dolayı onların avantajlı olduğunu düşünmüşlerdi. Şimdi ise bu adaletsizliğe karşı bir şikayetleri yoktu. Görünüşe göre asıl avantajlı olan taraf İyi Taraftı! Kötü Taraf ise şu anda büyük bir dezavantaj içerisindeydi. Gönderdikleri bir numaralı Ölüm Büyücüsü, bir numaralı Hortlak Savaşçı ya da bir numaralı Mistik işe yaramamıştı. Feci şekilde mağlubiyet almışlardı, bu sıfatların ne anlamı vardı ki?
Bu esnada Bereket arkasındaki insanlara bir şey fısıldadı. Oyuncular başlarını sallayarak harekete geçtiler.
Bereket şu anki ekipmanlarıyla ilk iki maçı kolaylıkla yenebileceğini biliyordu. Fakat üçüncü maçtan sonra Niuren Birliği oyuncuları artık onun stilini öngörebiliyor olacaklardı. Tahminine göre en fazla beş maç kazanabilecekti. Bundan dolayı astlarına emir vererek birlik hazinesinden birkaç Karanlık Partizan ekipmanı getirmelerini istemişti. Birkaç maç yaptıktan sonra ekipmanlarını değiştirecekti. Belki bu şekilde başarı şansını yükseltebilirdi!
Bereket arenaya çıktı. Yüzünde sakin bir ifade vardı, uzman oyuncuların kibirli bakışlarından eser yoktu.
İki tarafın oyuncuları da kargaşaya sürüklendi. Günahkar Meleğin lideri sonunda arenaya çıkıyordu!
Tang Yao, Kılıç Parıltısı ve diğerleri arenanın alt kısmında kendi aralarında konuşuyordu.
"Büyük balık sonunda teşrif etti. Önce hanginiz çıkmak istersiniz?" diye sordu Tang Yao. Bereketin gerçek gücünü bilmiyorlardı, Kara Konseyin Başkanını küçümsememek gerekirdi. Stratejik açıdan asıl onun diğerlerini küçümsemesi mantıklı olurdu. Savaş alanında düşmanın odak noktası oydu. Bundan dolayı dikkatli olmaları gerekirdi.
"İlk kim çıkarsa, muhtemelen sadece gücünü ölçmek için hamle yapmak en mantıklısı olur," dedi Kılıç Parıltısı. Yanındaki arkadaşlarına baktı. Dokuz kişi de güçlerinin zirvesindeydi. Bundan dolayı ilk kimin çıkacağı çok da fark etmiyordu.
"İlk önce ben gideceğim. Zaten ilk kimin çıkacağı fark yaratmıyor. Sadece onun ne kadar güçlü olduğunu görmek istiyorum!" İzmarit gülüyordu.
"Kulağa hoş geliyor," dedi Kılıç Parıltısı. İzmarit bu dokuz kişi arasında ilk beşe girebilecek güçteydi. Bereket onu yenebilirdi ama bu yine de kolay olmazdı. Belki de İzmarit beklenenden çok daha iyi bir performans sergileyebilir ve Bereketi ilk maçta yenebilirdi. Eğer böyle bir şey yaşanırsa Günahkar Melek utançtan yerin dibine geçerdi.
İzmarit arenaya çıktı.
Bereket oldukça gizemli bir karakterdi, halk arasında nadiren görülen birisiydi. Onun ne kadar güçlü olduğunu kimse bilmiyordu. Bu savaş kendisinin ilk defa halk arasında yaptığı savaş olacaktı. Bundan dolayı herkes dikkat kesilmişti.
İzleyiciler İzmaritin Bereketi yenip yenemeyeceğini merak ediyordu.
İzmarit arenaya çıktığında Bereket konuşmaya başladı. "Geçmişte en çok saygı duyduğum kişi Nirvana Aleviydi. O gerçekten dokunulmaz biriydi. Üç sene önce onunla savaşsak kaybedecek olduğuma inanıyorum. Ama üç senenin ardından, arkasında bıraktığı kişilerin bu kadar çok gelişim göstermesini de takdir ediyorum. Sizlere derinden hayranlık duyuyorum. Bugün elimden gelen en iyi şekilde savaşacağım. Bir şey daha var. Nirvana Alevi tekrar zirveye çıkmayı başarırsa, benden ona bir mesaj iletin. Çarpışacağımız günü iple çekiyorum!"
İki tarafın da oyuncuları sloganlar atmaya başlamıştı. Kara Konseyin Başkanı Bereketin en çok saygı duyduğu kişinin Nirvana Alevi olduğunu söylemesini beklemiyorlardı. Fakat üç sene öncesini düşünüldüğünde bu mantıklıydı. Çılgın Hırsızın ismi ölümsüz bir efsaneydi!
İzmarit Bereketin sözlerindeki kibirli tonu sezebiliyordu. Buna aldırış etmedi ve sadece gülmekle yetindi. "Nirvana Alevine meydan okumak istiyorsan öncelikle bizleri yenmelisin. Hepimizi yenersen zaten o seni bulacaktır!"
...
Cehennemde, Nie Yan yüzünde dalgın bir ifadeyle canlı yayını izliyordu. İzmarit, Kılıç Parıltısı ve diğerleri çıktıkları maçları kazanmışlardı. Bundan dolayı Bereket onların gücünün ne seviyede olduğuna dair fikre sahipti. Bu esnada Bereket Kara Konsey Asasını bırakarak Kaos Kademe sekoya ağacından üretilmiş bir asaya geçmişti, bu eşya daha önce görülmemiş bir şeydi. Muhtemelen Bereket gücünü saklama çabasındaydı.
Nie Yan Bereketin arkasında mantıklı bir açıklama olmayan bir hamle yapmayacağını iyi biliyordu. Asasını değiştirmesinden belli oluyordu ki ilk maçlarda bütün gücüyle saldırmayacaktı. Rakiplerinin hepsini yenme planı yaptığı belli oluyordu.
Nie Yan kaşlarını çattı. Şu anda bu tarz bir rekabete katılamayacak zayıflıkta olması yazık olmuştu. İstemsiz olarak endişelenmeye başlamıştı.
...
"Maç başlasın!" hakem bağırdı.
İzmarit ve Bereket aynı anda harekete geçti.
Bereket kendini bir bariyerle korumaya aldı. Siyah alevlerden oluşan bir halka vücudunun etrafını sardı, rakibinin yaklaşmasına izin vermiyordu.
Üçlü Yargı Kesişi!
İzmarit en güçlü becerisi ile bariyere saldırdı. Hamlesi ölümcül bir güç içeriyordu.
İki taraf da savaşa elinden gelen en güçlü şekilde başlamıştı!
Bereket panik yapmıyordu. Sakince birkaç adım çekilerek asasını salladı. Karanlık aura yaymaya başladı ve bu esnada zeminden bir Kara Succubus çıktı.
Kara Succubus çağırılabilen bir yaratıktı. İzmarit gibi oyuncular üzerinde öldürücü etkisi yoktu.
Hızı ve savunması kayda değer seviyedeyken saldırı gücü vasattı. Orta seviye bir yaratık sayılabilirdi. Savunması ya da can değeri ne kadar yüksek olursa olsun, İzmaritin tek bir saldırısına bile dayanamazdı. Üstelik Ruh Dehşeti artık çağırılabilen yaratıklar üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Bundan dolayı Bereketin neden bu Kara Succubus'u çağırdığı merak konusu olmuştu.
