Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 939: Kara Konseyin Başkanı
Bölüm 939: Kara Konseyin Başkanı
Geçilen üç yıl içerisinde İnanç'ta iki yeni zindan ek paketi yayınlanmıştı, Kaos Tapınağı ve Savaş Tanrısının Kılıcı. İki zindan da oyuncuların seviye atlama hızını artırıcı nitelikteydi. Sınıf geliştirme görevlerini tamamlayan oyuncuların sayısı gün geçtikçe artıyordu, Usta Sınıf oyuncuların sayısı her gün artıyordu. Bu iki zindandan her türlü kaliteli ekipman düşüyordu.
Niuren Birliğinin gücü artık inanılmaz bir seviyeye yükselmişti. Ana birliğin 1,000,000'dan fazla üyesi vardı, 30 civarı yan birliğin üyeleriyle ise toplamda 9,000,000 kişiye ulaşmışlardı. Bu birliklerde toplamda 10,000 Usta Sınıf oyuncuları vardı.
Nie Yan'ın ayrılışından sonra İyi Tarafta çok sayıda yetenekli oyuncu belirmişti. Bazılar Kılıç Parıltısı, İzmarit ve diğerlerine rakip olabilecek durumdaydı. Üstelik şanslı olanlar üst düzey uzmanların arasına bile girebilmişti.
Kötü Tarafta ise Günahkar Melek olağanüstü bir gelişim içerisindeydi, Niuren Birliğine rakip olabilecek düzeydeydi. Her ne kadar iki taraf arasında ara sıra minik sürtüşmeler yaşanıyor olsa da henüz büyük çaplı bir savaş çıkmamıştı. Eğer bir savaş çıkarsa kazanan taraf diye bir şey olmazdı.
İzmarit Yıldızlı Gece İksir Dükkanının dışında durdu. Okorondaki şube Seviye 16'ydı. Küçük bir alışveriş merkezi büyüklüğündeki bu dükkan kabile esintileri sergileyen bir tasarıma sahipti.
Dükkanın içi kalabalıktı. Oyuncular yüzlerce çeşit ürünlere bakıyordu. Yıldızlı Gece İksir Dükkanının her gün elde ettiği kar inanılmaz derecedeydi. Sadece burada 60 farklı kasa vardı ve yüzlerce satış görevlisi çalışmaktaydı.
İzmarit dükkana girdi ve sadece Niuren Birliği üyelerinin girmesi için serbest olan odaya yöneldi. Bir düzine kadar oyuncu kendisini bekliyordu.
"İzmarit, geç kaldın," dedi bir Esrarlı Büyücü. Bu kişi Tang Yao'ydu. Seviye 200 Efsanevi Kademe eşya olan Drankto Gizli Cübbesi kuşanmıştı. Elinde ise Kara Miras Asası vardı. Asanın ucunda ise siyah bir kristal küre vardı, üzerinden esrarlı enerji yayılıyordu. Omuzunun üzerinde bir karanlık peri vardı, bir çocuk boyutlarındaydı. Saydam siyah kanatları yukarı aşağı hareket ediyordu. Kanatlarını her çırpışında etrafa enerji dalgası yayıyordu.
"Üzgünüm, yolda oyalandım,"
İzmarit karşısındaki gruba baktı. Hepsi de tanıdık yüzlerdi. Herkes tek başına seviye kasma çabasında olduğundan dolayı bu şekilde buluşmalar için yeterli vakitleri olmuyordu.
"Sorun yok. Sonraki buluşmamızda bize birer bira ısmarlarsın olur biter!" dedi bir Savaşçı gülerek. Konuşan Savaşçı, Kılıç Parıltısıydı. Etraftakilerden bir baş daha uzundu. Üzerindeki Arlan Savaş Giysisi tıpı gerçek dünyadaki mekanize giysilere benziyordu, bütün vücudunu tek bir nokta bile boş bırakmadan koruyordu. Bu seti Kaos Tapınağından almıştı. Güçlü boşluk metali saldırılara karşı kaliteli bir savunma sağlıyordu. Elinde mavi renkli Kelan İlahi Kalkanı vardı. Kalkan kendisinin yarı boyundaydı, eğer eğilirse bütün vücudunu koruma altına alabilirdi. Kalkanın üzerinden mavi renkli bir aura yayılıyordu, sanki canlı gibiydi. Mavi parıldamanın sayesinde kalkan üzerindeki kazılı rünler zorlukla görünüyordu.
"Vay be, demek o ejderha kalkanından vazgeçtin ha?" İzmarit şaşkın şekilde sordu.
"Savunması benim için yetersiz kalıyordu. Onu Yalnız Gölgeye verdim." Kılıç Parıltısı güldü.
Savunması yetersiz mi kalıyordu? İzmarit gözlerini yuvarladı. Başka birisi ejderha kalkanının savunmasının yetersiz olduğunu söylese tokadı basardı.
"Pekala, yeter sohbet ettiğimiz. İsteklerimiz üzerine, Kuş bizler için 600 adet Bilge Seviye iksir hazırladı. Hadi gidelim," dedi Kılıç Parıltısı. Kendisi takımın kaptanıydı, Genç Yedi ise yardımcı kaptandı. Toplamda 36 kişiydiler. Bu kişiler Niuren Birliğinin üst düzey elit oyuncularıydı.
"Hmm." İzmarit kafasını sallayarak onayladı.
İksirler bölüşüldükten sonra şehrin dış tarafına ışınlandılar ve uçan bineklerini çağırdılar. 36 uçan binekten 19 tanesi Seviye 9'du ve geri kalanlar ise Seviye 8'di. Aralarından iki tanesi Efsanevi aleme geçişin kıyısındaydı. Bu tarz bir takımı görmek çok zordu.
36 uçan binek kanatlarını çırparak uzaklaştı. Kaos Tapınağına doğru uçuyorlardı. Tapınağın boyutsal portalından geçtikten sonra Savaş Tanrısının Kılıcına varılabiliyordu. Boşlukta sallanan devasa bir kılıçtı bu. Ne kadar süredir orada olduğunu kimse bilmiyordu. Üzerinde ise ıssız bir yer vardı. Yakın zamanda çıkan en iyi zindanlardan biriydi.
...
İyi Taraf huzur içinde yaşamına devam ederken Kötü Tarafta büyük bir olay yaşanmıştı.
Yeraltının başkenti olan Mezarlık Şehrinde büyük bir tören düzenleniyordu.
Şehrin görünüşü eşsizdi. Zemin sayısız mezar taşı ile kaplıydı. Mezarlığın ortasına yürüyenler bir portal görüyordu. Portal kapısının üzerinde, havada süzülmekte olan dev bir göz etrafı gözlemliyordu. Bu büyülü göz solgun ve soğuk bir ışık barındırıyordu. Onu görenler canlı olduğunu düşünüyordu.
Portal kapısından giren oyuncular bir yeraltı mezarlığına ışınlanıyordu. Her taraf yeşillenmiş cesetlerle doluydu.
Buraya alışık olmayan oyuncular kolaylıkla kaybolabilirdi. Nehir kıyısında bir süre daha seyahat edildikten sonra dev bir yeraltı şehrine varılıyordu.
Cadde ve binalardan oluşan bir labirent gibi görünen bu şehir, yüzeydeki şehirlerden tamamen farklıydı.
Bu esnada ana yol üzerinde, büyük bir tören mevcuttu. Siyah cübbelerini kuşanmış olan Ölüm Büyücüleri asalarını kaldırarak yeşil ruh alevlerini gönderiyorlardı.
Şehrin merkezinde bir sunağın etrafında toplanmış, şifreli büyü sözleri söylüyorlardı.
Sunağın merkezi kül rengi kayalardan oluşuyordu. 600 metrelik bir alanı kaplıyordu, 10 adet Kızıl Ejderha sunağın etrafında oturmuş, korku ile titriyordu.
Dış kısımda 6,000,000 oyuncu töreni izlemekteydi. Labirent gibi yayılmış caddeler oyuncularla doluydu.
Ölüm Büyücüleri aralıksız şekilde büyü sözlerini sarf etmekle meşgulken gökten devasa bir taht indi. Siyah cübbeler içindeki bir NPC tahtın önünde belirerek oturdu. Göğsünün önünde uzun bir asa tutuyordu. Asanın tepesinde ise siyah bir kafatası vardı. Çenesi ara sıra oynayarak ürkünç bir kahkaha çıkarıyordu.
Vücudundan güçlü bir ölüm enerjisi yayılıyordu, atmosferi kontrol altına alıyordu. Oyuncular vücutlarının güçlendiğini hissedebiliyorlardı.
NPC kafatası kaplı asasını kaldırarak konuştu, "Ben, Lich Kral, Yeraltının hükümdarı. Benim ruhum her daim ölümsüzdür. Bu dünyada en güçlüsü benim! Kader bile benim kontrolümdedir! Ben Ölüm Tanrısının iradesini temsil ediyorum. Ölüm, nereye giderseniz gidin sizi takip etsin, gördüğünüz her şeyin üzerine yayılsın. Felaket, ateş, korku, çılgınlık. Hiçbir fani ölümden kaçamaz. Her canlı onun kucağına düşer."
Sayısız göz şu anda tahtı izliyordu. Buradaki çoğu insan hortlakların şüphesiz hükümdarı olan Lich Kralı ilk defa görüyordu. Yeraltındaki bütün hortlak ordusunu kontrolü altında tuttuğuna dair dedikodular vardı. Her ortaya çıktığında 30 adet kemik ejderha onun taşıtını çekiyordu. Savaş ilan ettiğinde yüz milyonlarca hortlak çağrısı sonucunda ortaya çıkıyordu.
Lich Kralın güçlü aurası ortamdakilerin istemsizce boyun eğmesine sebep olmuştu.
"Bana inanan dindar, buraya gel," dedi Lich Kral.
Gri cübbeli bir Kara Efsuncu yaklaştı. Onu görenler nefesini tuttu. Bu kişi Günahkar Meleğin lideriydi! Neden buradaydı?
Lich Kral neden onu çağırmıştı?
Herkes şaşkındı.
Günahkar Melek oyuncuları tezahüratlar yapıyordu.
Lich Kral elini salladı. Elinde siyah bir taç belirdi. Kan kırmızısı mücevherlerle kaplı olan bu taş parlak bir ışık yayıyordu.
Bereket ilerleyerek Lich Kralın önünde diz çöktü.
Lich Kral tacı Bereketin başına yerleştirdi. "Şu andan itibaren sen Kara Konseyin başkanı, yeraltının liderisin. Bu onur sadece inancı en yüksek olanlara verilir. Bu onur sadece yeraltının şanı için canını hiçe sayıp savaşanlara verilir. Atalarımız yılmaz iradelerine güvenerek kibirli fanilerin cezalarını çekmelerini sağladı. Şimdi, sen onların iradesinin mirasçısı olsun. Atlanta Kıtasındaki ışığı yok et! Hades'in ruhları, uyanın! Seni kutsuyorum inançlı kişi!"
Herkes şaşkındı. Kara Konseyin Başkanı, bu nasıl bir unvandı böyle?
Çoğu oyuncu kısa sürede olayı hatırladı. Kaos Kitabının altı cildini birden toplayan kişi Kara Konseyin Başkanı olmuyor muydu? Bu durumda Bereket, Kaos Kitabının altı cildini birden toplamış mıydı yani? Bunlar hayret verici haberlerdi!
Bereket tacı aldıktan sonra elindeki asa titreyerek iki metrelik dev bir asaya dönüştü. Vücudundan güçlü bir ölüm aurası yayılıyordu. Ayağa kalkarak aşağıdaki kalabalığa baktı.
"Ben Kara Konseyin yeni Başkanı! Yeraltının bütün oyuncuları benim emrimdedir. Günahkar Meleğe itaat etmeyenler öldürülecektir! Bana karşı gelenler de öldürülecektir!" Bereketin bakışları izleyenlerin ruhunu delip geçecek gibiydi, içindeki öldürme arzusu karşısındaki kişilerin korkudan titremesine sebep oluyordu.
Bereketin sözleri oldukça kibirliydi, ama bunları söylemeye hakkı vardı. Kara Konseyin Başkanı olduktan sonra yeraltında ona karşı çıkabilecek kimse kalmamıştı.
Günahkar Melek oyuncuları heyecanlıydı. Daha da güçlü şekilde tezahürata başladılar.
