Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 845: Günah Şehri
Kötü Taraftaki herkes Ölüm Tanrısının Kenarını istiyordu. Ancak Nie Yan bunun sebebini henüz bilmiyordu. Buna rağmen en ufak endişesi yoktu. İsteyen herkes üzerine gelebilirdi.
Çantasından Ölüm Tanrısının Kenarını çıkarıp havaya kaldırdı. Hançeri çeliğinde soğuk bir ışık parladı.
Nie Yan avcuna yayılan dondurucu aurayı hissettiğinde kulağına lanetlenmişlerin cızırtılı sesleri doldu. Ölüm Tanrısının Kenarındaki güçlü ruhsal enerjiyi hissedebiliyordu.
Bu paha biçilemez nesne herkesin hayallerini süslüyordu. Nie Yan'ın tahminine göre bu nesne başkasının eline düşse bir felakete yol açabilirdi. Bütün yeraltı peşindeyken nesneyi taşıyan kişi kolaylıkla öldürülürdü.
Ölüm Tanrısının Kenarı ancak Nie Yan'ın elinde güvende olabilirdi.
Çılgın Hırsızın itibarı düşman niyetli oyuncuları caydırmakta bire birdi.
Lich Kral İnsar'ın Gizli Hazinesini bulduktan sonra Nie Yan'ın ilk işi Tallod'u bulmak olmalıydı. Şansını zorlamak mantıklı değildi.
Guo Huai'den Yarı Şeytan Angud'un harekete geçtiği haberini aldı. 20 dakika Angud'a süre tanıdıktan sonra Ani İletim ile başka bir yere ışınlandı.
Ani İletim Nie Yan'a Angud gibi son derece güçlü varlıklardan bile kaçma şansı tanıyordu.
Zamanlama çok önemliydi. Nie Yan çorak bir arazide belirdi. Çantasından Lich Kral İnsar'ın Gizli Hazine Haritasını çıkarıp iz sürdü. Hedefi güneydoğuydu.
Nispeten yüksek bir tepe bulup uzakları gözledi. Görebildiği en son noktada bir şehir vardı.
Orası Şeytan Kabilesinin en büyük ikinci şehri Medmunt idi. Şehir çok uzakta olduğu halde Nie Yan bazı binaların şekillerini seçebiliyordu. Şehrin ortasında siyah bir kule göğe uzanıyordu. Kulenin katları büyü ışıklarıyla aydınlanmıştı. Bu haliyle gece gökyüzündeki yıldızları anımsatıyordu. Zemine beyaz bir ışık düşüyordu.
Büyü deniz fenerleri sayesinde uzaktaki oyuncular şehre kolaylıkla varabiliyorlardı. Karanlık dünyadaki yaşam ışığı...
Haritaya göre İnsar'ın gizli hazinesi şehirde olmalıydı.
Nie Yan kaşlarını çattı. Hazine sandığı şehirdeyse ne yapacaktı?
Şehre girmek başlı başına risk iken, içeride arama yapmak işi iyice zora sokuyordu.
Lich Kral İnsar'ın Gizli Hazinesi son derece çekiciydi. Neticede bahsi geçen kişi bir Efsanevi NPC idi.
O ihtiyar pek kurnaz biriydi. Hazineyi şehirde saklamak, yabanda saklamaktan çok daha güvenliydi.
Nie Yan şehre nasıl gireceğini düşünerek haritaya bakarken bir gariplik gördü.
Haritada dağlar, nehirler ve lav çizilmişti. Medmunt üzerinde ise altın bir hazine sandığı resmedilmişti. Fakat haritanın diğer parçasındaki sıradağlarda bir mezar taşı çizilmişti.
Haritalar araziyi gösterirdi. Öyleyse mezar taşı neden çizilmişti? Burası garipti.
Belki de bir ipucu veriliyordu.
Nie Yan haritayı kaldırıp Rüzgar Adımıyla ileri atıldı. Hedefi haritada gösterilen mezar taşıydı.
Nie Yan birkaç biyomu şimşek hızında geçti.
...
O yeraltında görev yaparken Kılıç Parıltısı ve sefer takımı Dünyanın Kenarında önemli başarılar elde etmişlerdi. 50 üzerinde patron avlayarak mükemmel ganimetler kazanmışlardı. Zindanda ilerledikçe karşılaştıkları patronların gücü artıyordu.
İlk yenilgilerini aldıktan sonra Dünyanın Kenarının umumi alanına girmişlerdi. Burası Günah Şehri denen, meleklerin hapishane olarak kullandıkları bir yerdi. Her taraf binalarla doluydu. Oyuncular burada dinlenip ticaret yapabiliyorlardı. Ancak diğer şehirlerin aksine burada kanun yoktu. Oyuncular arası savaşlar çok yaygındı. Büyüklü küçüklü çok sayıda savaşlar her gün yaşanırken zaten katı olan NPCler kıllarını kıpırdatmadan yaşananları izliyorlardı.
Kılıç Parıltısı ve takım üyeleri Günah Şehrine girdiler. Boş bir ev bulup pusuya karşı gereken önlemleri aldılar.
"Gidip etrafa bir bakınalım. Siz burada kalıp haber bekleyin." Takım Dünyanın Kenarında çok sayıda garip eşya elde etmişti. Bunlar içinde en dikkat çekeni üzerinde baş melek oyması olan altın sikkelerdi. Öldürdükleri patronların hemen hepsinden sikke düşmüştü. Topladıkları 160 kadar sikke ile NPClerden Seviye 150-160 eşyalar alabilirlerdi.
"Kılıç Parıltısı, kaç kişiyle gideceksin?"
"Yedi kişi uygun. Gizlice hareket edip ihtiyaçlarımızı aldıktan sonra çıkarız." Kılıç Parıltısı şehri keşfetmek istiyordu. Ancak burası başka yerlere benzemiyordu. Tehlikelerle dolu şehirde tedbiri elden bırakmamalıydı.
Çok geçmeden Kılıç Parıltısı, Güneş, Xie Yao, Boyalı Tülbent ve üç diğer oyuncudan oluşan takım şehre girdi.
...
Bu sırada Günah Şehrinde beş cübbeli oyuncu ana caddede yürüyordu.
"Patron, Niuren Birliği takımının buraya geldiğini öğrendik. Yedi kişilermiş." Bir Hırsız Yükselen Meleğe haberi iletti.
Yükselen Meleğin aralarında bulunduğu beş kişilik grup Melek Müfrezesi elitleriydi. Biriktirdikleri sikkelerle ekipman almaya gelmişlerdi.
"Çılgın Hırsız onlarla mı?" Yükselen Melek kabul etmek istemese de Nie Yan'dan korkuyordu.
"Hayır, Nirvana Alevi gelmemiş."
"Ya kim gelmiş?"
"Kılıç Parıltısı, İzmarit, Genç Atmaca, Güneş, Yao Yao, Boyalı Tülbent ve Hatalı Gülümseme."
Yükselen Melek belanın yaklaştığını hissediyordu. Bu grupla başa çıkmak hiç kolay değildi.
"Patron, bir şey yapacak mıyız?"
"Emirlerimi bekleyin. Emrim olmadan kimse harekete geçmesin!"
"Emredersiniz!"
Bu kanunsuz şehirde her şey olabilirdi. Belki de en önemli olay, olaysız gün geçirmekti. NPCler pejmürde kıyafetler içinde dilenciden farksızlardı. Ancak sattıkları ekipmanlar üst düzeydi. Bunlar şakaya gelmezdi. Ancak onlar bile şehirde güvenliği tesis edemiyorlardı. Sokaklarda yürüyen bütün oyuncuların bir elleri silahlarını kavrar haldeydi.
...
Nie Yan son hızında 30 dakika koşarak dağın yamacına vardı. Önünde uzun bir zirve duruyordu.
Mezar taşı burada olmalıydı.
Etrafı aramaya başladı.
