Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 787: Zarif Saldırı
Bölüm 787: Zarif Saldırı
Kan Şeytanı şu anda takım üyelerinin İyi Tarafın Usta Sınıf oyuncularının becerilerini iyice anlamasını istiyordu. Onlarla yaptıkları bu savaş sayesinde, ileride çıkabilecek olan büyük bir savaşta verilecek kayıpları en aza indirgeme planındaydı.
Kenarsız 30 metre kadar gerileyerek Kan Şeytanının saldırısından kaçındı. Sonrasında bakışlarını Gümüş Kanatlara kilitleyerek ileri atıldı.
Taarruz!
「Durdurun onu!」 İki Savaşçı aniden Kenarsıza doğru hareketlendi.
Kenarsız saldırısını yarıda kesti. Savaşçılar çok hızlı hareket ediyordu. Savaşçılar Kenarsızın hızı ve yönündeki bu ani değişime hazır değildi, sahip oldukları momentum sayesinde duramadılar ve yanından geçip gittiler. Kenarsız tekrar hızlanarak bir başka yöne doğru atıldı.
Kan Şeytanı Usta oyuncuların bu özelliklerine hayran kalmıştı. Özellikle de Kara Cennetin hamlelerini şaşkınlıkla izliyordu. Grubundaki herkesin gücünü birkaç kat artıracak kapasiteye sahipti. Uyguladığı şifa ve güçlendirmeler sıradan bir Seviye 130 oyuncunun aynı seviyedeki bir Gümüş Kanattan sadece birazcık zayıf kalmasını sağlıyordu, bu şekilde Niuren Birliği oyuncuları Gümüş Kanatlarla bire bir karşılaşma yapabiliyordu. Üstelik Kara Cenneti yakalamak da imkansızdı, sürekli olarak öteleme becerileri kullanarak savaş alanının farklı bölgelerine geçiyordu.
Kenarsız tam da etrafını kuşatanların üzerine atılacakken Küllü bir anda Kara Cennetin üzerine yürüdü.
"Kara Cennet, şu iki mistik Hırsıza dikkat et!" Küllü endişeli bir ses tonuyla bağırdı.
Kara Cennet görüş alanına giren iki mistik Hırsıza baktı. Dudakları sinsi bir gülümseme ile kıvrıldı. Bu ikilinin kendisine bir tehdit oluşturmasına imkan yoktu.
Mistik Hırsızlardan biri etrafından dolaşmaya başlamıştı.
"Ben seni korurum!" dedi Küllü ileri atılarak.
Kara Cennet geri çekilmeye hazırlanıyordu. Fakat bir anda bir şeylerin ters gittiğine dair içinde bir his oluştu. Küllünün hareketlenmesi ilginçti, Hırsızlara değil Kara Cennete doğru ilerliyordu. İkisi de şaşkındı, Kara Cennet bir öteleme becerisi kullanmaya çalıştı fakat hareket edemediğini gördü. Düşman Hırsızlardan biri kilit becerisi kullanmıştı.
Boğucu Vuruş!
Küllü bu esnada Kara Cennete yaklaşmıştı ve hançerini Kara Cennetin kafasının arkasına savurdu.
Yeterli zaman yoktu. Küllü tam tepesindeydi. Bu tarz bir durumla karşılaşan Kara Cennetin tek çaresi savunmaya geçmekti. Bum! Şok içerisindeydi.
Niuren Birliği oyuncuları bu olayı görünce ağızları açık kalmıştı. Küllünün kendilerine ihanet edebileceğini düşünmemişlerdi.
"KÜLLÜ, SENİ GİDİ PİÇ HERİF!" Bahtsız Kurbağa öfkeli şekilde bağırıyordu.
"Acele edin, Kara Cenneti koruyun!"
...
Niuren Birliğinin oyuncuları geri dönüp Kara Cenneti kurtarmak istedi fakat Kan Haydutu Müfrezesi oyuncuları aniden saldırılarını yoğunlaştırarak 13 kişiyi öldürdü. Savunma tamamen çökmüştü.
Küllü ve diğer iki mistik Hırsız kitle kontrol becerilerini kullanarak Kara Cennetin can değerini sıfıra kadar düşürdüler.
"Saldırın!" Kan Haydutu Müfrezesi oyuncularının morali bir anda tavan yapmıştı. Savaş bu zamana kadar çok yavaş ilerlemişti çünkü Niuren Birliğinin elinde Kara Cennet gibi güçlü bir Başpiskopos vardı. Onun ölmesiyle beraber savunma güçleri %30 oranında düşmüştü.
Niuren Birliği iyice yorulmuştu. Verdikleri kayıp sayısı gittikçe yükseliyordu.
"Millet, geri çekilin!" Gaddar emrini verdi.
Herkes aceleyle geri çekilmeye başladı.
Küllünün yüzünde kendini beğenmiş bir gülümseme vardı. Bugün sağladığı katkı çok büyüktü. Her ne kadar bugünden sonra Niuren Birliği üyesi olamayacak olsa da, Yüzyıl Mali Grubunun kendisine vaat ettiği ödüller sayesinde büyük fayda sağlayacaktı. Eski silah arkadaşlarının yenilgi ile geri çekildiğini görünce kalbinde hafif bir suçluluk duygusu hissetti. Ama bu durum moralini bozamazdı. Aldığı karardan oldukça memnundu. Birlikteki pozisyonu zaten gün geçtikçe düşüyordu, artık kimse kendisine önem vermez hale gelmişti. Her ne kadar kendisine saygı konusunda herhangi bir kusurda bulunmamış olsalar da yine de takım arkadaşlarının gözlerindeki alaycı bakışları görebiliyordu. Bundan dolayı Yüzyıl Mali Grubu kendisine teklif sunduğunda Cao Xu'nun koşullarını kabul etmekte tereddüt etmemişti.
Bahtsız Kurbağa bu esnada diğerleriyle birlikte geri çekilme hazırlığındaydı, gözü ucuyla baktığında Küllünün suratındaki kibirli sırıtışı gördü. Ona duyduğu öfke katlanarak artmıştı. Hançerini tersten kavrayarak kamuflaja girdi.
「Kurbağa, acele etme! Geri çekilmemiz lazım!」 dedi Gaddar. Fakat Gaddar uyarısında geç kalmıştı.
Havaya siyah bir ışık küresi yükseldi ve zeminde bulunan Bahtsız Kurbağanın siluetini açığa çıkardı.
「Orada! Durdurun onu!」 diye bağırdı Güz Borası.
İki Savaşçı ileri atılarak Bahtsız Kurbağayı durdurma çabasına girişti.
Müdahale!
Bahtsız Kurbağaya yaklaşan 10'dan fazla Kan Haydutu Müfrezesi oyuncusu vardı.
Bu aşamada Bahtsız Kurbağanın etrafının sarılıp ölmesinden başka bir kaderi yoktu. Niuren Birliğinin neredeyse tüm oyuncuları onu kurtarmaktan vazgeçmişti. Buradan çıkışı yoktu!
İki düşmüş insan Savaşçı Bahtsız Kurbağanın önünü kesmek üzereyken aniden hızlandı ve silueti bulanıklaştı. Bahtsız Kurbağa olağanüstü bir hızla ilerliyordu, kısa sürede etrafını saranların arasından çıkmıştı.
Kan Haydutu Müfrezesi oyuncuları bu hıza şaşkınlıkla bakıyordu. Ne korkutucu bir hız! Bahtsız Kurbağa kaşla göz arasında Küllünün önünde belirmişti.
Ölüm korkusu Küllünün yüzünden okunabiliyordu. Küllünün bütün vücudu arkasını dönüp kaçması için kendisine yalvarır gibiydi. Fakat tepki vermekte geç kalmıştı. Hançerin yaydığı soğuk ışık gözlerini kör edecek güçteydi. PSHFT! Keskin bir hançerin kafasının arkasına saplandığını hissetti. Vücudu anında sertleşti.
Bahtsız Kurbağa saldırısını tıpkı bir fırtına gibi düzenlemişti. Küllü isimli bu oyuncu Şeytan Kabilesi oyuncusu olmadığından dolayı Kan Haydutu Müfrezesi oyuncuları onu iyileştiremiyordu. Kaşla göz arasında cansız bedeni yere serildi.
Küllünün gözlerinin önünde öldürüldüğünü gören Kan Haydutu Müfrezesi oyuncuları öfkelenmişti. Bahtsız Kurbağanın üzerine atıldılar.
Bahtsız Kurbağa aceleyle Rüzgar Adımını aktif ederek kaçmaya başladı.
Şeytani Göz!
Kan Şeytanının gözleri kızıl bir ışık yaymaya başlamıştı, Bahtsız Kurbağanın siluetini takip ediyordu. Kaçmak mı istiyorsun? O kadar kolay değil! Kenardan ilerleyerek Bahtsız Kurbağanın kaçış yolunu kesti. Kılıcını şimşek hızında savurdu.
Bahtsız Kurbağa aniden hançerini kaldırarak Kan Şeytanıyla direkt karşılaşmayı tercih etti. Çın! Çarpışmanın etkisini azaltmak için geriledi. Sonrasında aniden ileri atılarak dirseğiyle saldırdı.
Bahtsız Kurbağanın hareketleri sanki Nie Yan'ı taklit ediyor gibiydi. Saldırıları keskin ve acımasızdı.
İkili kısa sürede çok sayıda hamle yaptı. Kan Şeytanı da elbette kafasına vurulup ekmeği alınacak birisi değildi, Bahtsız Kurbağanın üzerine kendisi de inatçı şekilde saldırıyordu. Bu esnada arka taraftaki Kan Haydutu Müfrezesi oyuncuları yetişmişti.
Bahtsız Kurbağanın kalbi endişe ile doldu. Böylesine sert bir rakiple karşılaşacağını tahmin edememişti. İşi bitmişti.
Bum! Bum! Bahtsız Kurbağanın üzerine iki büyü isabet etti ve can değerinin yarısını bir anda eritti. Aceleyle bir Uzman Sağlık İksiri içti.
Kan Şeytanı kendisinin yardımına koşan takım arkadaşlarına baktı. Sadece birkaç saniye sonra Bahtsız Kurbağanın kaderi mühürlenecekti. Aniden, ensesinde soğuk bir his oluştu. Aceleyle arkasını dönerek uzun kılıcını savurdu.
Çın! İki kılıç havada çarpıştı. Üzerine gelen saldırının sahibi Gaddardı!
Aynı zamanda Bahtsız Kurbağa da güçlü bir tekme savurmuştu ve Kan Şeytanının kaburgalarına isabet eden bu tekme birkaç adım sendelemesine sebep oldu.
Kan Şeytanı Savaşçı sınıfı bir oyuncuydu. Bahtsız Kurbağa ve Gaddarın sahip olduğu hareket hızıyla rekabet edebilecek durumda değildi. Karşısında sadece bir tane olsa belki avantaj sağlayabilirdi fakat iki adet Gölge Dansçısının hızına yetişmesi imkansızdı.
Gaddar ve Bahtsız Kurbağa bu durumu fırsata çevirerek kaçabilirlerdi.
Kan Şeytanı toparlandığında ikili çoktan uzaklaşmıştı bile.
Bu esnada Kan Haydutu Müfrezesinin diğer oyuncuları yetişti. Çok yavaş kalmışlardı.
"Patron, ne yapacağız? Kovalayalım mı?"
"Kovalamak mı? Çoktan gittiler bile." Kan Şeytanı kafasını iki yana sallayarak reddetti. 60 metre kadar uzakta, yerde yatan Küllünün cesedine baktı. Az evvel tecrübe ettiği savaş kendisini şokta bırakmıştı. Gaddar ve Bahtsız Kurbağa ünlü bile değillerdi. Onların bu kadar güçlü olabileceğini düşünmemişti. Bu oyuncular eğer Usta Sınıf oyuncular arasında ortalama olarak nitelendirilen kişilerse Kan Şeytanı ve takımının görevi oldukça zor demekti. Henüz Çılgın Hırsızla karşılaşmamışlardı bile. Sırf bu üç Usta Sınıf oyuncu bile oldukça zorlayıcı olmuştu. Nirvana Aleviyle karşılaştıklarında şansları olacak mıydı?
Sadece Kan Şeytanı değil, Kan Haydutu Müfrezesi oyuncularının hepsi sessizliğe gömüldü. Niuren Birliğinin Usta oyuncuları bu zamana kadar karşılaştıkları diğer rakiplerden çok daha sert çıkmıştı.
"Düşen takım arkadaşlarımızı diriltin! Kalenin içlerine saldıracağız!" Kan Şeytanı emirlerini verdi. Bu, görevin ilk aşamasıydı. "Savaşın sonucu ne oldu?"
"70 düşman öldürdük, ikisi Usta Sınıf oyuncuydu. Biri Kara Cennet, diğeri ise Kenarsız. Bizim tarafta ise 6 kaybımız var." Kenarsız takım arkadaşlarını korurken ölmüştü. Çok sayıda Gümüş Kanat tarafından kuşatıldıktan sonra üzerine gelen bir mistik Hırsızı da kendisiyle beraber mezara götürmeyi başarmıştı. Kenarsızın vahşi saldırıları düşmanın kalbine korku tohumları ekmişti.
Daha evvel Nie Yan'ı küçümseyen Kan Haydutu Müfrezesinin Gümüş Kanatları şimdi dillerini yutmuş gibiydi, artık hiçbiri Niuren Birliğinin Usta oyuncuları hakkında kötü konuşmayı göze alamıyordu.
Savaş alanında düşen silah arkadaşlarını dirilttikten sonra Mona Kalesinin içlerine doğru ilerlemeye başladılar.
Niuren Birliğinin kuvvetleri çoktan geri çekilmişti. Kale boştu, terk edilmişti.
Herkesin güvenli şekilde ayrıldığını gören Gaddar, Bahtsız Kurbağa ve Ağıt Şövalyesi transfer noktasını imha ederek kendileri de ayrıldılar. Ayışığı Şehri, caddede üç kişi dolaşıyordu.
"Adamım! O hamleleri nasıl yaptın öyle? Sanki patronu izliyormuş gibi hissettim! Harika bir savaş çıkardın!" Gaddar Bahtsız Kurbağanın omzunu sıvazlayarak konuştu.
Bahtsız Kurbağa kafasını kaşıyarak güldü. "Ben de açıklayamıyorum. O esnada patronun Fırın Ateşi Ormanlarındaki videosu aklıma geldi.."
