Series Banner
Novel

Bölüm 781

Rebirth of the Thief Who Roamed the World

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 781: Anlaşma

Bölüm 781: Anlaşma

Önceki zaman diliminde Kan Haydutu Müfrezesi yeryüzünde sadece iki ay kalarak sonrasında yeraltına dönüş yapmıştı. Fakat şimdi ise durum tamamen farklıydı. Niuren Birliği ve Melek Müfrezesi yeminli düşmanlardı. Bu ikilinin işbirliği içerisinde hareket etmesi imkansızdı!

Niuren Birliği bu savaşta tek başınaydı. Her ne kadar çok zor bir iş olduğunun farkında olsalar da tek çarelerinin Kan Haydutu Müfrezesinin etrafını sararak onları temizlemek olduğunu biliyorlardı.

「Eğer nerede olduklarına dair bir bilgi alırsan derhal bana rapor et. Onları en azından bir Karanlığın Dünyasından çıkana kadar oyalamanız gerekecek,」 dedi Nie Yan. Nie Yan ve takımının burada harcadığı her saniye bir öncekinden daha kıymetliydi.

「Elimden geleni yaparım. Bence henüz kalelerimize saldırabilecek cesarete sahip değiller.」

「Ben bundan emin değilim. Bunlar deli gibi, ne yapacakları belli olmaz.」 dedi Nie Yan. Önceki zaman diliminde Kan Haydutu Müfrezesi korkusuzca hareket ederek kalelere de saldırmıştı.

Guo Huai Nie Yan'ın sözlerine şaşırmıştı. Bu elemanlar gerçekten de kalelere saldırmaya cesaret edebilir miydi? Ama Nie Yan'ın Clemenci Kalesine gizlice sızarak başarılı bir icraat yaptığını düşününce, Kan Haydutu Müfrezesinin de bunu başarabileceğinin farkına vardı. 「Görünüşe göre kalelerin savunma gücünü artırmam lazım.」

「Fazladan tedbir almaktan zarar gelmez.」

「Pekâlâ, sen seviye kasmana devam et,」 Guo Huai görüşmeyi sonlandırıp birlik karargahının ana salonuna gitti.

Kara Cennet ve diğerleri Guo Huai'nin geldiğini görünce sordu, "Patron ne dedi?"

"Patron Karanlığın Dünyasından çıkana kadar Kan Haydutu Müfrezesi oyuncularını elimizden geldiğince oyalamamızı istiyor," dedi Guo Huai.

"Kan Haydutu Müfrezesi henüz bize saldırma amacı güttüğüne dair bir işaret göstermedi. Şimdilik üyelerimizin onlardan uzak durmalarını sağlayalım. Patron geldiğinde ise işleri devralacak!" dedi Ağıt Şövalyesi.

"Asıl problemimiz düşmanın şu anda nerede olduğunu bilmiyor olmamız!"

"Yüz Hırsız kuvvetini çoktan onların izini aramak için yola çıkarttık," dedi Bahtsız Kurbağa. Kendisi ve Gaddar, Yüz Hırsız kuvvetinin liderleriydi. Emirlerinde çok sayıda Hırsız vardı.

"Madem ki bu elemanlar Zümrüt İmparatorluğunun sınırına kadar geldiler, uslu durmayacakları belli. Hamlelerini yaptıklarında nerede olduklarını da öğrenmiş oluruz," dedi Gaddar kendinden emin şekilde.

Guo Huai'nin talimatları doğrultusunda Niuren Birliği ve müttefikleri kalelerindeki savunmayı güçlendirmeye başladılar.

...

Bu sırada 60 kişilik bir takım üç metre uzunluğundaki Kabus Hayvanı isimli binek hayvanlarını Zümrüt İmparatorluğunun sınırında sürüyordu. Kross Düzlüklerinde hızla ilerliyorlardı.

"Patron, sonraki hedefimiz nedir?" diye sordu bir düşmüş insan Büyücü. Bu eleman resmen deri ve kemikten oluşuyordu, göz yuvaları o kadar içine göçmüştü ki sanki hiç yok gibiydi. 40'lı yaşlarında gibi görünüyordu.

"İhtiyar Yarasa, bunu sormaya gerek yok. Patron bizim nereye gitmemizi isterse biz oraya gideriz. O bizi ne zaman bir kötülüğe sürükledi ki?" dedi Katil sınıfı bir oyuncu, sırtında çift kısa kılıç aşıyordu ve gülümseyerek konuşuyordu.

İhtiyar Yarasa kafasını kaşıyarak utangaç şekilde gülümsedi. "Benim hatam. Sadece merak ettim. Gölge, sen her daim sakin kalan birisin. Hiç mi merak etmiyorsun planın ne olduğunu?"

"Planın ne olduğu fark etmez. Kaderimiz nereyi gösteriyorsa oraya gideriz. Umarım sonraki hedefimiz biraz daha güçlüdür. Bir ya da iki vuruşta yere serilen bu çömezlerden bıktım artık." Kara Gölge isimli bu Katil soğuk bir ifadeyle konuşuyordu.

"Şeytan Kabilesindeki en güçlü Katil, Gölgedir. Ondan daha üstün olduğunu iddia eden kişi aklını kaçırmış demektir. Açıkçası, Niuren Birliğinden ya da bir başkasından korkmamıza gerek yok. Eğer Nirvana Alevi karşımıza çıkarsa bize ne yapabilir ki?" dedi Güz Borası isimli bir karanlık elf Hırsız. Kara Gölge, Kan Haydutu Müfrezesinin yardımcı kaptanıydı. Bundan dolayı herkes ona saygılı davranıyordu.

"Güz, her daim bizden daha güçlü birisi olduğunu unutma. Mesela patronu örnek alalım. Şeytan Kabilesinde bile onunla başa baş mücadele edebilecek birileri vardır."

"Kim mesela?" diye sordu Güz Borası.

"Mesela aklıma Tanrılar Tapınağının lideri Tanrı Kral geliyor. O eleman oldukça gizemli birisi. Kendini halkın arasında hiç göstermiyor, fakat her daim liderlik sıralamasının üst kısımlarında yer alıyor. Kesinlikle uzman birisi. İyi Taraf oyuncularına gelince, Nirvana Alevi de isminin hakkını verenlerden. Biliyorsun, Atlas İmparatorluğunda bu kadar uzun süre kalıp, Zümrüt İmparatorluğundan kaçınmamızın bir sebebi var." dedi Kara Gölge. Kendisi, Güz Borasının aksine, olaylara tarafsız bakabilecek olgunlukta birisiydi.

Kan Şeytanı ise Kara Gölgenin sözlerine karşı çıkmıyordu.

Güz Borası hala durumu kabullenememişti, tekrar sordu, "O halde şu anda neden Zümrüt İmparatorluğuna ilerliyoruz?" Kara Gölgenin, Nirvana Alevini biraz abarttığını düşünüyordu.

Kara Gölge hemen cevaplamadı, bunun yerine sessiz duran Kan Şeytanına baktı. Bu soru kendisinin de sormak istediği bir soruydu. Kan Şeytanı az evvel birinden telefon almıştı. Yaptığı telefon görüşmesinden sonra Zümrüt İmparatorluğuna giriş yapmaya karar vermişti. Bu iki olay kesinlikle bağlantılı olmalıydı.

Kan Şeytanı dizginleri çekerek Kabus Hayvanını yavaşlattı ve durdurdu.

Sonrasında herkes durarak bakışlarını Kan Şeytanına çevirdi.

Kan Şeytanı kardeşlerine baktı, ciddi bir ses tonuyla konuştu, "Bir duyuru yapacağım. Sonrasında oylama yapacağız. Sonraki hamlemize çoğunluğun dediği karar verecek."

Herkes şaşkındı. Neler oluyordu böyle? Normalde takımın her hareketine Kan Şeytanı kendisi karar verirdi. Sadece çok önemli meselelerde diğer takım üyelerinin fikrini sormakla yetinirdi. Takım üyeleri bu durumun 7 defadan fazla gerçekleştiğini hatırlamıyordu. En son takım üyelerinin fikrine danıştığında yeryüzüne gidip gitmeme konusu tartışılmıştı.

"Dün, Cao soy isimli birinden telefon aldım, bana bir anlaşma sundu. Atlas İmparatorluğundaki bağlantılarımız sayesinde bana ulaşmış. Biraz konuştuk ve..." Kan Şeytanı kelimelerini yavaşlatmıştı, herkesin kendisini dinlediğinden emin olmak istiyordu.

Herkes pürdikkat onu dinliyordu. Kan Şeytanı bu konu hakkında daha evvel takım arkadaşlarıyla konuşmamıştı.

"Bu adam gerçekten de bizim gizli tuttuğumuz bağlantıları kullanarak mı ulaştı sana? Demek ki basit birisi değil." Takımdakiler şaşkındı. Soyadı Cao olan ve Atlas İmparatorluğundaki nüfuzu bu kadar büyük olan birinin kimliğini tahmin etmek çok da zor değildi.

"Ne tür bir anlaşma sundu?" diye sordu Kara Gölge.

Herkesin sakinleşmesini bekleyen Kan Şeytanı konuşmasına devam etti, "Kısa sürede Atlas İmparatorluğundan çıkıp Zümrüt İmparatorluğuna geçmemizi ve Niuren Birliğinin başına bela olmamızı istiyor. Eğer bize verdiği görevi tamamlarsak yüksek miktarda bir ödeme alacağız." Üç parmağını gösterdi ve sonrasında baş parmağını aşağı çevirdi, bu işareti sadece takım arkadaşları anlayabilirdi.

Takımdakiler kendi aralarında konuşmaya başladı.

"Vay be, bu çok yüksek bir para. Bu kadarını kazanmamız iki yılımızı alır!"

"Oha! Yüzyıl Mali Grubu gerçekten de zenginlerle dolu."

"Bence bizden korktukları için böyle bir teklif sundular. Atlas İmparatorluğundan ayrılmamız için resmen bize rüşvet teklif ediyorlar," dedi bir düşmüş insan Mistik. Bu sözleri duyanlar da ona katılmıştı.

"Ne tür bir görevmiş bu? Eğer çok kötü bir şey değilse bence yapalım!"

"Evet patron!"

Herkes uyum içinde konuşuyordu. Hepsi de profesyonel oyunculardı, çoğunluk 40 yaşının üzerindeydi. Hepsinin de beslemesi gereken bir ailesi vardı. Birlikte hareket etmelerinin bir diğer sebebi de fazladan para kazanmaktı. Cao Xu'nun normalde iki yılda kazanabilecekleri miktarda para teklif ettiğini öğrenince istemsizce heyecanlanmışlardı.

"Bu görevi tamamladıktan sonra alacağımız ödül çok iyi olacak."

"Bu dünyada hiçbir şey bedava değil ve para kazanmak çok zor. Madem ki karar verildi, ben konuşmayacağım." Kan Şeytanı takımındaki oyuncuların yaşadığı problemleri biliyordu, onları Zümrüt İmparatorluğuna getiren sebeplerin farkındaydı.

"Patron, görevin ne olduğunu söylesene bize."

"Görevin üç aşaması var. Birincisi Niuren Birliği kalelerinden birini yıkmak," dedi Kan Şeytanı.

"Bir tane kaleden ne olacak ki, hallederiz. Sanki daha evvel yapmadık mı? Günahkar Meleğin kalesini hatırlamıyor musunuz? Hehe..."

Herkesin kendine olan güveni tamdı. Yeryüzüne çıktıklarından bu yana karşılaştıkları her düşmanı kolayca yere sermişlerdi. Bir kaleyi yıkmak onlar için zorlu bir görev değildi.

"İkinci aşama nedir?"

"Onu daha sonra konuşacağız. Öncelikle hepinizin bilmesini istiyorum ki Niuren Birliğinin kalelerinden birini yıktığımız anda artık bu işten geri dönüş yok. İyi Taraf birliklerinin çoğu bizi avlamaya başlayacak."

"Peh! Bunda korkulacak ne var ki?"

"Niuren Birliği bir hiçten ibaret."

Takımdaki çoğu oyuncu Niuren Birliğini küçümsüyordu. Onların bakış açısına göre bu geniş birliklerin tek özelliği çok sayıda oyuncuya sahip olmalarıydı.

"Niuren Birliğindeki Usta oyuncular arkalarına yaslanıp bizi izleyecek değil ya? Hatta Nirvana Alevini de hesaba katmak gerekir," dedi Kara Gölge. Kan Şeytanına baktı, yüz ifadesinden bir şeyler çıkarmak istiyordu.

"O konuyu daha sonra düşünmeliyiz."

"Bahse varım kendini Nirvana Alevinin karşısında test etmek için uzun süredir sabırsızlanıyordun," dedi Kara Gölge gülümseyerek.

"Gözlerinden bir şey kaçmıyor. Seni bir ortak olarak yanımda tutmam benim başımı belaya sokacak gibi," dedi Kan Şeytanı kendisi de gülümseyerek.

Kara Gölge güldü. "O halde, benim tahminim doğruydu. Bu olay seni gerçekten de heyecanlandırıyor. En son duyduğuma göre Niuren Birliğinin elinde 28 adet Usta Sınıf oyuncu varmış."

Kara Gölge ve Kan Şeytanı kendi aralarında konuşuyordu, diğer oyuncular bunu duymuyordu. Takımdaki diğer oyuncular hala kendi aralarında görevin ne kadar iyi olduğunu konuşuyorlardı. Bu görevi tamamladıktan sonra paraya para demeyeceklerdi! 60 kişilik takımdan 55'i görevi kabul etme oyu kullandı.

60 kişi düzlükte ilerlemeye başladı ve Ayışığı Şehrinin sınırlarına girerek tepelik bir alana çıktı. İleride duruşuyla dikkat çeken bir kale vardı, göz alabildiğince uzanan otlakların içinde bulunuyordu. Burası Niuren Birliğinin Mona Kalesiydi, dikkatleri üzerine çeken bir Temel Kaleydi.

Kale Seviye 130 bir haritada yer alıyordu. Bölgede seviye kasma çabasındaki oyuncular görülebiliyordu. %90'dan fazlası Niuren Birliği ya da müttefiklerine aitti.

Bu açık bölge, Kan Haydutu Müfrezesinin vahşiliğini ortaya dökeceği yer olacaktı!

126 Görüntülenme
3 Nis 2025
Bölüm 781