Series Banner
Novel

Bölüm 729

Rebirth of the Thief Who Roamed the World

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 729: Gölge Kavgacısı

İki Katil, Mandara Yılanına koştu. Havaya sıçrayıp yılanın vücuduna seri saldırılar yaptılar. Her biri 2.000 üzerinde on kadar hasar değeri ortaya çıktı.

Saldırı hızları muazzamdı!

Mandara Yılanı ağzını açıp ileri atıldı. Katiller kenara çekildiler. Ardından tekrar havaya sıçrayıp bir kez daha seri saldırılar yaptılar.

Nie Yan şaşkındı. Şeytan Kabilesi sınıfları hakikaten güçlülerdi. Sınıf becerileri ve doğuştan becerilerde Mistik ve Katil sınıflarının kendilerine özgü güçleri vardı. Doğrudan çatışmada yüksek saldırı güçlerinden korkmak gerekirdi. Lakin Nie Yan Hırsızdı. Gölgelerde gizlenerek en doğru anda hayati darbeyi indirmek için harekete geçmişti. Canları düşük olduğundan onun saldırılarına karşı koyabilmeleri pek mümkün değildi.

"Tanrı Kral yüzeye geldiğimiz vakit Kızıl Kalp Çayırı toplamamızı istemişti," dedi koyu kırmızı deri zırh giyen Mistik.

"Onu nasıl yapacağız? Çayırın nerede bittiğini bilmiyoruz ki."

Bunlar Tanrılar Tapınağından! Nie Yan'ın kalbi sıkıştı. Yeraltı hakkında bildikleri kısıtlı olsa da, Tanrılar Tapınağını duymuştu. Günahkar Melek nasıl Hortlak İmparatorluğunun deviyse, Tanrılar Tapınağı da Şeytan Kabilesinin deviydi. Tanrılar Tapınağı, 100.000 kadar oyuncusu olan küçük bir loncaydı. Ancak çok sayıda üst düzey oyuncuya sahiplerdi. Lonca liderleri Tanrı Kral halk içine pek çıkmazdı. Loncanın en güçlü zamanında 600 Gümüş Kanadı vardı.

Nie Yan elindeki Zenardın Kılıcıyla oynuyordu. Cehennem Hayaleti ve diğerleri tehlikeleri bilerek bölgesine girdiklerine göre günah ondan gitmişti. Ölüm Tanrısının Kenarının peşine düşenleri rahat bırakamazdı. Bir süre düşündükten sonra Gölge Yaya Pelerinini etkinleştirip kişisel bilgilerini gizledikten sonra Zenardın Kılıcı yerine başka bir hançer kuşandı.

Böylece öldürdüğü insanlar, onun kim olduğunu bilmeyeceklerdi.

Önünde Melek Müfrezesi ve Yüzyıl Mali Grubu gibi büyük düşmanlar vardı. Daha fazla düşman edinmek istemiyordu.

Cehennem Hayaletine kilitlenip ileri atıldı.

Cehennem Hayaleti ve diğer iki Mistik kılıçlarını savurup Mandara Yılanına saldıracakken arkalarında bir siluet belirdi.

Cehennem Hayaleti ensesinde bir ürperti hissetti. Kalbi duracak gibi oldu. Karşı saldırı için arkasını dönecekken donup kaldı. Hareketi engellenmişti.

Neler oluyor?

Gözlerinde çeliğin yansıması görüldü. Tepki veremeden bir hançer merhametsizce boğazını kesti.

Derin yaradan kanlar fışkırıyordu.

Cehennem Hayaleti, canı tükendiğinden yere yığıldı.

Nie Yan sırıttı. Gümüş Kanatlar Ustaların ardından geliyor olsalar da, onlarla kıyaslanamazlardı. Güç peşinde koşan Şeytan Kabilesi oyuncuları, can ve savunmalarından feragat etmişlerdi. Mistikler muhtemelen insan Hırsızlardan daha dayanıklı değillerdi. Fırsatını bulduğunda rakibini etkisiz hale getirmek için tek bir saldırı yetecekti.

Cehennem Hayaleti öldükten sonra Nie Yan tekrar kamuflaja girdi.

"Lanet olsun! Hırsız var!"

"Cehennem Hayaleti öldü!"

"Ne çabuk?!"

Diğer iki Mistik arkalarını döndüğünde Cehennem Hayaletinin yerde yatan cesedini gördüler. Faili göremeden saldırgan kamuflaja girip kaybolmuştu.

Gümüş Kanat bir Mistik öylece ölmüştü. Düşman kimdi?

Soğuk terler döküyorlardı. Sezgi becerilerini etkinleştirdiklerinde bir çığlık daha duydular. Dönüp baktıklarında Gümüş Kanat Katilin öldüğünü, diğer Katilin kaçmakta olduğunu gördüler. Gölgelerde gezinen korkunç Hırsız yüzünden savaşma arzusunu kaybetmişti. Çılgınca Mandara Yılanının saldırılarından kaçınıyordu.

İki Gümüş Kanat göz açıp kapayıncaya kadar ölmüştü.

Liderlerini ve aynı zamanda en güçlü üyelerini kaybeden grubun kalan üç üyesi, umutsuzluk ve korku içerisindeydi. Beş kişi gelmişler, ama göz açıp kapayıncaya kadar iki kişiyi kaybetmişlerdi. Şu anda bile düşmanın kim olduğunu bilmiyorlardı. Daha önce yeraltında bile böyle bir durumla karşılaşmamışlardı.

"Ne yapacağız?"

"Ne yapabiliriz? Kaçın!"

"Işınlanın!"

Yüzeye gelmeden önce her birine çok sayıda Belirsiz Işınlanma Parşömeni verilmişti. Parşömenleri kullanmanın zamanı gelmişti. Üçü hemen parşömenlerini çıkardılar. Tam ışınlanacaklarken bir çığlık daha duyuldu. Kalan Katil sırtından soğuk hançeri yemişti.

Nie Yan onu sersemlettikten sonra Sırt Kıran ile işi bitirdi.

O iş bitince kalan iki Mistiğe döndü. Ancak onlar Belirsiz Işınlanma Parşömenleri ile kaçmışlardı.

Cehennem Hayaleti öldükten sonra diğerleri Ölüm Tanrısının Kenarının nerede olduğunu göremezdi. Sağ kalanların peşine düşmeye gerek yoktu.

Kendisine saldıran bütün oyuncular gittiğinde ve geriye sadece Nie Yan kaldığında, Mandara Yılanı onun üzerine gitti.

Nie Yan eline Zenardın Kılıcını aldı. Vücudu karartı halini alıp Mandara Yılanının arkasında belirdi. Yaratığın çenesine sapladığı kılıcını Yırtıcı ile karnına kadar sürdü.

Mandara Yılanı delirmiş gibi etrafına saldırıyordu. Nie Yan çevikçe saldırılardan kurtuluyordu. Birkaç tekme ve kesikten sonra yılanın vücudu yaralarla dolmuştu. Ağır kanama ile canı tükenen yaratık yere yığıldı.

Nie Yan yerdeki ganimeti topladı. Şeytan Kabilesi oyuncularından düşen eşyalar işine yaramazdı. Muhtemelen ekipmanları parçalarına ayırıp işe yarar hammadde elde edecekti. Yerdeki bütün ekipmanları çantasına attı.

Nie Yan kaç oyuncunun Ölüm Tanrısının Kenarını elde etme görevini kabul ettiğini bilmiyordu. Şu andan itibaren tedbiri elden bırakmamalıydı.

Planlarında Atlas İmparatorluğuna gitmek vardı. Yükselen Melek ve Cao Xu'nun kendisini nasıl karşılayacağını düşününce yüzünde sinsice bir gülümseme belirdi.

Dönüş Parşömeni ile Kalor'a ışınlandı.

Şeytan Kabilesi, Kara Havuz... Bu yerleşim yeri cehennemin derinlerindeydi. Binalar insan yapımı ve yamaçlara bitişikti. Yukarından gelen küçük ışık huzmesi, karanlık gecelerde bulutların arasından ışığını gönderen yıldızlar gibiydi. Lakin sokaklar yüzeyin büyük şehirleri kadar canlıydı. Buradaki herkesin Gece Görüşü yüksekti. Karanlık hiçbir şekilde engel oluşturmuyordu.

Cehennem Hayaleti ve iki arkadaşı mezarlıkta dirildi. Tanrılar Tapınağının ana kalesine ışınlandıktan sonra karargaha yürüdüler.

Siyah cübbeli bir oyuncu, ana salondaki tahtta oturuyordu. Sırtında bir çift kanat bulunuyordu. Lakin sıradan oyuncuların aksine kanatları gümüş değil altındı. Yakasına ve koluna işlenen beyaz işaret, Karanlık Partizan olarak statüsünü belirtiyordu.

"Ne çabuk döndünüz?" diye sordu Kara Partizan.

"Patron... Bir Hırsızın pususuna düştük."  Cehennem Hayaleti kendini küçük düşmüş hissediyordu.

"Beş kişi değil miydiniz siz?" Tanrı Kral afalladı. Beş kişilik takım nasıl tek bir Hırsıza yenilmişti?

"Üçümüz o Hırsız tarafından öldürüldük. Gümüş ve Kasap, Belirsiz Işınlanma Parşömenleri ile kaçtılar."

"Hırsız kimdi?" Tanrı Kral, Cehennem Hayaletinin grubunun ne kadar yetenekli olduğunu biliyordu. En zayıfları bile loncanın en iyi elli oyuncusu arasındayken Cehennem Hayaleti beşinci sıradaydı. Grubun gücüne güvenmese yüzeye gitmelerine izin vermezdi.

"Bilmiyorum. İsmini gizlemişti." En aşağılayıcı kısım da buydu. Düşmanının kim olduğunu öğrenemeden öldürülmüştü. Yüzünü göremediği gibi görüntü kaydı da yapamamıştı. Olay duyulsa alay konusu haline gelecekti.

Tanrı Kral düşünceli görünüyordu. Zümrüt İmparatorluğunda Cehennem Hayaletinin grubunu bu hale getirecek Hırsızların sayısı beşi geçmezdi. Bunların en iyileri de Niuren Birliğindeydi.

Cehennem Hayaletinin grubunu kendini belli etmeden yok edebilecek kişinin Nirvana Alevi olduğuna %90 emindi.

Çılgın Hırsız hakikaten korkutucu bir rakipti. Tanrı Kral iç çekti. Nirvana Aleviyle karşılaştığında tek hedefli Yasaklı Büyü kullansa bile kazanma şansı %50'nin üzerine çıkmazdı.

"Patron, sanırım o Hırsız-"

Tanrı Kral elini kaldırıp Cehennem Hayaletini susturdu. "Çıkabilirsiniz. Zindanlara falan gidip kaybettiğiniz tecrübeyi bir an önce geri kazanın. Yüzeye tekrar gitmeyi aklınızdan geçirmeyin." Nie Yan kimliğini gizlediğine göre Tanrılar Tapınağı ile düşman olmak istemiyor demekti. Tanrı Kral zeki bir adamdı. Niuren Birliği Zümrüt İmparatorluğunun hakimiydi. Onları kışkırtarak bir şey elde edemezdi.

Tanrı Kralın ifadesini gören Cehennem Hayaleti başıyla emri onayladı. "Anlaşıldı!"

...

Nie Yan Okoron'a ışınlanıp sarf malzemeleri eksiklerini giderdi.

Okoron'u Gelişmiş Şehre yükseltmek için 50 milyon altın harcadıktan sonra, şehir iyice canlanmıştı. Başlangıçta birkaç NPC kabilesinin ziyarete geldiği şehirde şimdi onlarcası dükkan açıp yüksek seviye sarf malzemesi satışına başlamıştı. Haliyle oyuncular da alışveriş için burayı tercih eder olmuştu. Bazıları Okoron'a yerleşmiş, bazıları ise görevler ve zindanlar için gelmişti. Dükkan açma niyetiyle gelenler de vardı. Mülk satışları için verilen mücadele kısa sürmüş, caddeye bakan dükkanların çoğu satılmıştı. Okoron'u diğer şehirlerden ayıran özelliği, kimliklerine bakmadan herkese kucak açmasıydı. Sokaklarda insanlar, orklar, elfler ve daha nice ırk özgürce dolaşabiliyordu.

Nie Yan şehirdeki Yıldızlı Gece İksir Dükkanı şubesine gitti. İhtiyacı olan iksirleri aldıktan sonra, Guo Huai'den gelen haberle Hatalı Gülümsemenin sınıf atlama görevini başardığını ve Gölge Kavgacısı olduğunu öğrenmişti.

Gölge Kavgacısı da Berrak Dansçı gibiydi. Sıradan Gölge Dansçısının üzerinde özel bir unvandı.

Nie Yan bu hayatta Berrak Dansçı olunca Hatalı Gülümsemenin yerini almıştı. Ancak bir kapı kapandığında, bir başkası açılmıştı. Hatalı Gülümseme Gölge Kavgacısı unvanını kazanmıştı. Nie Yan ister istemez iç çekti. Kadere akıl sır erdirmek mümkün değildi.

103 Görüntülenme
3 Nis 2025
Bölüm 729