Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 690: En Güçlülerin Savaşı!
Uhtred, Kalor'un doğusunda yer alan büyük bir dağ idi. Etrafı geniş ovalar, ormanlar, çayırlıklar ve uzun nehirlerle çevriliydi. Dağda yaşayan yaratıklar Seviye 20-30 civarlarındaydı. Kılıç Parıltısı ve diğerleri buraya geldiklerinde, oyunun ilk zamanlarında burada geçirdikleri zamanları hatırladılar.
Kılıç Parıltısı birkaç gün boyunca buradan hiç ayrılmamıştı. O sıralar hala oyuna alışma aşamasındaydı. Kasılmak pek sıkıcı bir işti.
Nie Yan kendi özel yöntemleriyle kasıldığından, bu hayatında buraya hiç gelmemişti. Lakin önceki hayatından anıları hala aklındaydı. Tanıdık manzara onu geçmişe götürmüştü.
Uçan bineklerinin üzerinden, aşağıdaki birkaç oyuncuyu görebiliyorlardı. İniş yapacakları yeri seçtiler. Bu dağı savaş meydanı olarak seçmişlerdi.
Bazıları kendi alanlarında PvP yapacakları kişilerle eşleşirken bazıları da kenarda izlemekle yetiniyorlardı. Nie Yan garip bir yalnızlık içerisindeydi. Savaşmak istiyor, ama kimse karşısına çıkmaya cesaret edemiyordu.
"Atmaca, patronla savaşmayı düşünmez misin?" Düşkün Çocuk Tang Yao'nun ezilişini şimdiden görebiliyordu.
Tang Yao gözlerini devirdi. "Onun gibi bir manyakla neden savaşayım? Yarım düzineden fazla Seviye 16 becerisi var. Benimse en yüksek becerim Seviye 9! Kendimi rezil mi edeyim istiyorsun?"
Yüksek Büyücü ve Gölge Dansçısı arasındaki savaşta sezgiler ve tekniklerin dışında beceriler de önem arz ederdi.
Düşkün Çocuk pis pis sırıttı. Kimse Nie Yan'ın rakibi olamazdı. Tang Yao bile onunla savaşmaktan çekiniyorsa geri kalanların hiç umudu yoktu. Neticede Tang Yao, Kılıç Parıltısı ve İzmarit gibilerle benzer güçteydi.
Nie Yan güldü. "Hmm. Öyleyse Seviye 16 becerilerimin hiçbirini kullanmayacağım ve kendimi sadece yirmi beceriyle kısıtlayacağım. Ne dersin?"
"Hayır, reddediyorum!" Tang Yao şiddetle karşı çıktı. Daha önce Nie Yan'ı dövüşürken görmüştü. Sadece 20 beceri kullansa bile karşısına çıkanı ezip geçerdi.
Nie Yan'ın Gölge Dansçısı teknikleri ve Rüzgar Adımı, Gölge Valsi gibi beceriler üzerindeki hakimiyeti uzun zaman önce insanüstü seviyelere ulaşmıştı. Tang Yao'nun büyülerini Nie Yan'a isabet ettirme ihtimali sıfırdı. Nie Yan'ın canını azaltmak bile böyle zor bir işti.
Tang Yao mutlak yenilgi alacağı bir maçtan ziyade becerilerini test edebileceği düzgün bir rakip arıyordu.
Nie Yan çaresizce omuz silkti. "Yapacak bir şey yok o zaman."
Düşkün Çocuk sessizce mırıldandı. "Genç Atmacanın aslında bir tavuk olduğunu bilmiyordum."
"Ha? Ne dedin sen serseri? Çok cesursan gidip sen onunla savaş!" Tang Yao bir anda parladı.
Düşkün Çocuk ise onu duymazdan gelip Nie Yan'a baktı. "Gidip Güneş'i bulacağım. Benimle düello yapmak istiyordu. Görüşürüz patron!" Cümlesi biter bitmez oradan uzaklaştı.
Nie Yan güldü. Düşkün Çocuk bayağı eğlenceli biriydi.
O ve Güneş, Niuren Birliğinin en genç üyeleriydi. Güneş önceki zaman diliminde de meşhurdu. Gölge Dansçısına tek denemede geçişi şaşırtmamıştı. Gelgelelim Düşkün Çocuk önceki zaman diliminde adı sanı duyulmamış biriydi. Niuren Birliğinde yetiştikten sonra isim yapmıştı. Yetenek bakımından Güneşten aşağı kalmıyordu. Nie Yan kendini şanslı görüyordu. Loncasından Düşkün Çocuk gibi önceki zaman diliminde adı duyulmamış saklı yetenekler çıkması onu memnun ediyordu.
Kulaklarına savaşan insanların sesleri doldu. İleriye baktı. Lei Su ve Kılıç Parıltısı kozlarını paylaşıyor, Kılıç Azizi ve Cengaverlerin korkunç güçlerini etraftakilere sergiliyordu.
60 metre yarıçapındaki alan içerisindeki her şeyi parçalamışlardı. Kayalar tuzla buz olmuştu. Ağaçlar köklerinden sökülmüştü. Etrafta on metre uzunluğunda, üç metre derinliğinde kılıç izleri görülüyordu.
Yıldırım Tanrısı Kesişi!
"Haaaa!" Lei Su bağırarak büyük kılıcını savurdu. Kılıcın çeliği elektriklenip cızırdamaya başlamıştı.
Ortaya çıkan koca şimşek ejderhası yeri yaracakmış gibi iniyordu.
Kılıç Parıltısı üzerinde devasa bir baskı hissediyordu. Gelen şimşek onu parçalarına ayıracaktı. Cildinde acı verici bir batma hissetti.
Zamanında kaçınamasa da sükunetini koruyordu. Çömelip adımını sağlamlaştırdıktan sonra kalkanını önüne aldı.
İlahi Tabya Kalkanı!
Üzerinde altın zırh giyen savaş tanrısı silueti belirdi. Koca siluetin elinde devasa bir kalkan duruyordu.
Ejderha büyük kalkana çarparken yoluna çıkan her engeli delip geçecekmiş gibi duruyordu. Etrafa kıvılcımlar saçılırken çatırtılar duyuluyordu. Sonunda şimşek ejderha rengini yitirip ortadan kayboldu.
Lei Su'nun saldırısının insanı korkutan gücüne rağmen Kılıç Parıltısı yerini korumuştu. İkili birbirine bakıp gülümsedi. Kimse avantaj kazanamıyordu. Kılıç Azizleri ve Cengaverler arasındaki dövüşlerde bu sonuca sık rastlanılırdı. Kılıç Azizinin saldırıları Cengaverin savunmasını aşamazken, Cengaverin saldırıları Kılıç Azizine ciddi hasarlar veremeyecek kadar zayıf kalırdı.
İki sınıfın savaşında tek kazanan izleyicilerdi. Bu muhteşem savaşın seyir zevki yüksekti. İzleyiciler heyecandan yerlerinde oturamazlardı!
İkilinin savaşı çayırlardan ormana kaymıştı. Buldozerler gibi önlerine çıkan her şeyi yok ediyorlardı.
Bu sırada Düşkün Çocuk ve Güneş düellosu başlamıştı. Öncekine kıyasla onların savaşı çok daha teknikti. İkisi de karşı tarafın hatasını kolluyordu.
Güneşin silueti ormana fırladı. Düşkün Çocuk da Rüzgar Yürüyüşü ile onun ardından ormana daldı. İkilinin savaşı oldukça yüksek hızlarda gerçekleşiyordu.
Düşkün Çocuk Buz Yağmuru, Ateş Duvarı, Şimşek Mızrağı gibi becerilerini ateşleyip duruyordu. Her bir büyü dikkat çekici bir güç barındırıyordu. Yüksek Büyücü olduktan sonra en sıradan büyü dahi devasa miktarlarda güç kazanmıştı. Bazı düşük seviye büyüler şartsız kullanım özelliği kazanmış, yüksek seviyeli büyülerin bazılarının ise hazırlanma süreleri kısalırken etkileri artmıştı.
Güneş kamuflaja girip adeta yok oldu.
Kendisini Geliştirilmiş Algı ile kutsayan Düşkün Çocuk, Güneşin konumuna odaklandı. Asasını savurup iki hece okudu.
Yıldırım Çağrısı!
Kocaman yıldırım on metre öteye şiddetle çarptı. Çarptığı bölgenin beş metre etrafındaki her şey yıldırım tarafından kavruldu.
Büyüsünün etkisi Düşkün Çocuğun hoşuna gitmemişti. Kaçırdım!
Ansızın ensesinde ölümün soğuk nefesini hissetti. Güneş ortaya çıkıp hançerini savurmuştu. Kritik anda Düşkün Çocuk asasını sallayıp kendisini öteleyerek saldırıdan kurtuldu.
Arkasını döndüğünde Güneşin yeniden kamuflaja girdiğini gördü. Geliştirilmiş Algı bile Güneşi bulmaya yetmiyordu.
Güneş Nie Yan'dan çok şey öğrenmişti. Nie Yan'ın tekniklerinin %70-80'ini kopyalamıştı. Büyü kullanıcılarıyla savaşırken bu teknikler oldukça etkililerdi. Düşkün Çocuk baskı altındaydı.
Usta sınıf oyuncular arasındaki dövüşler bölgedeki oyuncuların da dikkatini çekmişti. 15 kişilik bir grup Uhtred'e geldi. Seviyeleri düşük olduğundan kasılma amaçlı burada oldukları belliydi. Liderleri Günışığı adlı bir Büyücüydü.
Bir tepenin üzerinden aşağıdaki ovaya bakıyorlardı. 10 kadar insan tespit etmişlerdi. Çoğunluğu düello halindeydi. Ağızlar açık halde epik savaşlar izliyorlardı.
Arazinin her yanı şekil değiştirmiş, gibi yerler üzerinden buldozer geçmişe dönmüştü. Önlerindeki mutlak yıkım manzarasında tek bir çayır sağ kalamamıştı. Bazı yerlerde meteor yağmurlarıyla derin çukurlar oluşmuştu.
Çayırlar arasında bir karartı hareket ediyordu. Karartı rüzgardan hızlıydı. Ancak o bir Büyücüydü! Asasını sallayarak gökyüzünden şimşekler yağdırıyordu. Büyü hızı öyle bir seviyeye gelmişti ki, hiçbir şart olmadan büyüsünü uyguluyor gibi görünüyordu.
Bu hareket hızı gerçekten bir Büyücüye mi aitti? Büyü hızı, bekleme süresi, yıkıcı gücü... Her şey mantık dışıydı!
Başka bir yerde iki Savaşçı yüzleşiyordu. Kılıç ışınları havaya uçuyor, yerde derin izler bırakıyordu. Bu ikisi gerçekten Savaşçı mıydı?
"Akçaağaç Yaprağı, böyle güçlü Savaşçı ve Büyücüler görmüş müydün?" Günışığı hala gördüklerini hazmetmeye çalışıyordu.
Akçaağaç Yaprağı başını salladı. İnternette çok video izlemişti ama böylesi oyunculara hiç rastlamamıştı. Ancak son anda hatırladığı bir şeyle gözleri parladı. "Yoksa bunlar Niuren Birliği oyuncuları mı?"
Günışığı ovaya bakıyordu. Toplamda 11 kişi saymıştı. Ancak o hızlı Büyücü muhtemelen bir Hırsızla savaşıyordu ve kendisi o Hırsızı göremiyordu. Eğer gerçekten öyleyse 12 kişi ederdi.
"Haklısın. Onlar olmalı."
Günışığının grubu birkaç gündür burada kasılıyordu. Haritayı avuçlarının içleri gibi bilirlerdi. Lakin burası artık tanınmaz haldeydi. Savaştan harap olmuş ovaya bakarken şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Bu vaziyet Usta sınıf oyuncuların eseriydi! Kanları kaynamaya başlamıştı. Bir gün bu insanlar gibi Usta sınıfa ulaşabilecekler miydi?
"Hadi, burada harcayacak vaktimiz yok! Gidip kasılalım! Bir gün biz de Niuren Birliğine katılıp onlar gibi olacağız!" Günışığı kararlılıkla dolmuştu.
Akçaağaç Yaprağı da aynı görüşteydi. Oyuna başlayalı uzun zaman olmasa da, oyunla alakalı bilgileri internetten edinmişti. Forumların en sıkı takipçilerinden biri olarak Nie Yan'a hayrandı. Gelecekte Niuren Birliğine katılmaya yemin etmişti!
Nie Yan ve yanındakiler gibi Usta sınıf oyuncular olmaya can atıyorlardı. Bu rüya kalplerine kazınmıştı.
