Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 648: Ölüm Büyücüsü Vorderman
Bölüm 648: Ölüm Büyücüsü Vorderman
Nie Yan Niuren Birliğinin fethettiği yıkık kalelerin tekrar onarımı için emirlerini vermişti. İstikrarlı bir tempoda ilerleyerek, Tay Şehri yakınlarındaki bütün birlikleri yutma planı vardı. Saldırılar devam ettikçe, Monet Mali Grubuna dahil olmayan küçük birlikler direniş göstermemiş ve Niuren Birliğine teslim olmuşlardı.
Nie Yan oldukça zor koşullar sunarak bu birliklerin Kutsal İmparatorluk, Safir Tapınak, Savaş Tanrısı Kabilesi ve diğer müttefik birliklere katılabilmesine izin verdi. Bu birlikler toplamda 100,000 oyuncudan fazlasına sahipti. Bunları tamamen absorbe ettikten sonra ittifakın gücü artacaktı.
Bir başka gün daha geçti. Akşam aklaşırken Nie Yan Niuren Birliği kuvvetlerinin onarımı tamamlanmış bir kalede toplanmasını ve savunma güçlendirme çalışması yapmasını emretti. Sonraki gün savaşlarına devam edebilirlerdi.
Nie Yan'ın asıl şaşırdığı nokta ise Monet Mali Grubunun bir karşılık vermemesiydi.
Monet Mali Grubu karanlıklarda saklanan bir yırtıcı avcı gibiydi. Niuren Birliği onları kışkırtmıştı. Muhtemelen şu anda saldırmak için en uygun anı bekliyordu. Zamanı geldiğinde Niuren Birliğinden bir ısırık alacaktı.
...
Hortlak Tapınağı.
Böyle bir bölgenin varlığından sadece çok az sayıda oyuncu haberdardı.
Hortlak Tapınağı Zümrüt İmparatorluğunun kuzeybatısında, sisli bir bölgede yer alıyordu. Sürekli değişiklik gösteren bir labirentin diplerinde bulunuyordu. Oyuncular buranın temizliğini yapmış olsalar bile buraya giriş çıkışlar bir hayli zor oluyordu, burada tekrar doğan yaratıklar Seviye 100'dü.
Birkaç ekipten oluşan bir grup oyuncu labirenti geçmeyi başarıp bu tapınağa rastlamışlardı. Fakat hepsi de istisnasız şekilde ölmüştü. Hortlak Tapınağının varlığını öğrenen Katleden Kılıç burayı keşif için sürekli oyuncu gönderiyordu.
Yakın zamanda Qin Han ve Katleden Kılıcın lideri Rakipsiz İlahi Kılıç bu bölgeye giriş yapmıştı. Hortlak Tapınağının savunmasını aştıktan sonra sonunda iç salona ulaşmışlardı. Yolda karşılaştıkları facialar saymakla bitmezdi. Buradaki hortlaklar kutsal olan her şeye düşmanlık beslediğinden dolayı aggroyu üzerine çekmeye çalışan Savaşçıları görmezden gelerek direkt olarak Şövalyelere ve Rahiplere saldırıyorlardı. İyileştiricilerin önceden hayatını kaybetmesi üzerine elbette geri kalanlar da dayanamıyor ve canlarını yitiriyordu. Sonunda sadece beş oyuncu Hortlak Tapınağına girmeyi başarabilmişti.
Hortlak Tapınağının iç kısmı garip heykellerle kaplıydı. Salonun ön kısımlarında bir kafa tası oyması vardı ve göz boşluklarından yeşil renkli alevler fırlıyordu.
Qin Han'ın yüzü siyah bir cübbenin arkasında gizlenmiş durumdaydı. Merak ve endişe dolu bakışlarıyla etrafı gözlemliyordu.
Hortlak Tapınağına ayak bastığı an itibariyle kendisine seslenen bir ses olduğunu hissetti. Sese doğru ilerlemekten kendini alıkoyamadı.
"Patron, neler oluyor?" Diğer oyuncular Qin Han'da bir farklılık olduğunu fark etmişlerdi.
Bir Savaşçının zırhını giyinmiş olan Rakipsiz İlahi Kılıç bir şey söylemek istedi.
Qin Han elini kaldırarak konuştu, "Hepiniz olduğunuz yerde kalın."
Ortamdaki herkes adımlarını durdurdu. Qin Han'a şaşkın şekilde bakıyorlardı, onun ilerlemesini izliyorlardı.
Dev kafa tasının göz boşluklarındaki yeşil alevler bir anda canlanır gibi olmuştu.
Qin Han bu esnada küçük, zar zor görülebilen bir kapıya doğru ilerlemeye başladı. Önünde perişan halde, eski bir tabut belirdi, tabuttan korkutucu bir ölüm enerjisi yayılıyordu. Tabut tamamen çürümüş haldeydi. Dışarıdan baktığında içinde yatan cesedi belli belirsiz görebiliyordu. Bir süre önce aldığı bir görev aklına geldi.
Ölümün iradesini takip edip Ölüm Büyücüsü Vordermanı diriltmek istiyor musunuz?
Qin Han tabuta doğru ilerledi ve tabutun kapağını iterek açtı. Keskin bir koku burnuna doldu ve iğrenmesine sebep oldu.
Qin Han tabutun içinde yatan cesede baktı. Oldukça perişan kıyafetler giyinmişti. Kemikleri kurumuştu ve üzerinde ölü bir kül rengi vardı, etrafı çürümüş etlerle kaplıydı. Oldukça çirkin bir görüntüydü. Önündeki bu ceset Ölüm Büyücüsü Vordermandan başkası değildi.
Qin Han bir süre tereddüt etti. Eğer Ölüm Büyücüsü Vordermanı diriltmeye karar verirse ışığa arkasını dönmüş olacaktı ve bütün Zümrüt İmparatorluğunu düşman edinecekti.
Bir süre düşündükten sonra sahip olabileceği gücü düşünerek elini uzattı. Elinde siyah şekilde parlayan bir kolye vardı. Elindeki siyah ışık hareketlenmeye başladı ve cesede doğru ilerlemeye başladı.
Bir süre sonra Ölüm Büyücüsü Vordermanın göz boşluklarındaki yeşil renkli alevlerde harlanmaya başlamıştı. Parmakları yavaşça hareketlenmeye başladı ve bakışlarını Qin Han'a çevirdi.
Qin Han aniden soğuk bir enerjinin kendisine kilitlendiğini hissetti, hareketleri kısıtlıydı.
Hortlak Tapınağının ana salonunda, Rakipsiz İlahi Kılıç ve birkaç diğer oyuncu beklemekten sıkılmış ve endişelenmeye başlamıştı.
"Birlik liderim, Qin Han uzun süredir gelmedi. Neden hala geri dönmedi? Acaba bir şey mi oldu?" diye sordu oyunculardan biri.
"Evet, gidip kontrol mu etsek?"
"Hayır bekleyin." Rakipsiz İlahi Kılıç kafasını iki yana sallayarak reddetti. Eğer gerçekten bir şey olduysa zaten bildirim alırlardı.
"Bakın, bu gelen Qin Han! Geri döndü!"
Rakipsiz İlahi Kılıç ve diğerleri odanın diğer ucuna baktılar. Qin Han'ın gitmeden önceki haliyle şimdiki hali arasında bazı farklılıklar vardı. İlk olarak, siyah cübbesini çıkarmıştı ve yanında duran bir başka kişi daha vardı. Siyah cübbeyi giyen kişi yanındakiydi. İkisinin de yüzleri tamamen kapalıydı. Yüzlerini görmek imkansızdı.
Rakipsiz İlahi Kılıç ve diğerleri yaklaşırken aniden soğuk bir enerjisinin üzerlerine geldiğini hissettiler.
"Patron, sonunda geldin demek!"
Bu esnada Rakipsiz İlahi Kılıç Qin Han'ın yanındaki yabancıya bakıyordu. İçeride neler olduğunu ve bu yeni ortaya çıkmış kişinin kim olduğunu sormak istiyordu.
Fakat henüz bir şey soramadan Qin Han söze girdi, "Geri dönüyoruz."
Rakipsiz İlahi Kılıç söyleyeceği şeyi geri yutarak sustu. Kalbi her ne kadar şüphe ile dolu olsa da bir şeyler sormaya cesaret edemedi. Qin Han astlarının kendisine çok soru sormasını sevmezdi. Şu anda yapabileceği tek şey bu yabancı kişiden gelen garip enerjiye katlanmaktı.
Grup gerileyerek Hortlak Tapınağından çıkış yaptı.
...
Tay Şehrindeki vaziyet neredeyse tamamen kontrol altına alınmıştı, Nie Yan Kalor'a dönerek şahsi deposuna gitti.
Nie Yan'ın amacı şahsi deposunu düzenlemekti. Caddelerin arasında yürürken bugün havanın diğer günlere kıyasla çok daha solgun olduğunu fark etti. Kalın ve kara bulutlar güneş ışığının gelmesini engelliyordu. Bundan dolayı şehirdeki sıcaklık düşmüştü, sanki soğuk bir kış gününde gibiydiler.
Nie Yan önceki zaman dilimini hatırladı, geçmişte de Zümrüt İmparatorluğu bir keresinde böyle kara bulutlar tarafından sarılmıştı. Gün ortasında olmalarına rağmen gece gibi zifiri karanlık bir hal almıştı. Bu durum yaklaşık bir ay boyunca sürmüştü.
Nie Yan'ın aklına bir fikir geldi. "Acaba o olay mı yaşanmak üzere...?"
Yeni ek paket, Hortlakların İntikamı!
Elbette, bu sadece Nie Yan'ın bir tahminiydi. Eğer yeni bir ek paket gelecekse, bunun duyurusu yapılacaktı. Belki de bu kara bulutlar sadene bir sıradan bir doğa olayıydı. Sonuçta, Kalor üzerindeki hava durumu sıklıkla değişebiliyordu.
