Series Banner
Novel

Bölüm 996

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 996: #####

Bölüm 996: #####

Acımasız bir saldırı!

"Xiushan!!" Fang Heshan olanları görünce yüzü hüzünle doldu. Kafasını geriye atarak kükredi. Eğer karşısında Büyük Kıdemli duruyor olmasaydı anında Meng Hao'ya saldırırdı.

O anda Dokuzuncu Dağ ve Denizden bu olayı izleyen bütün gelişimciler şaşkındı. Meng Hao zaten çok güçlü olduğunu görmüşlerdi ama Fang Xiushan'ı öldürdüğünü görünce derinden etkilenmişlerdi.

Meng Hao'ya kıskanç gözlerle bakıyorlardı.

"O kendi neslinde herkesi aşan ve hatta Antik Alemdekilerle dövüşebilen güçlü bir uzman!"

"Fang Klanındaki ayaklanma yüzünden ölecek olması çok üzücü...."

"Eğer bu savaşta ölmezse geleceği... inanılmaz olacak!" Fang Xiushan'ın ölümüyle dışarıdaki kalabalıklarda nefes kesilme sesleri yükseldi.

Onun ölmeden önceki yüzünde inanamaz ifade çok netti. O iki sönmüş Ruh Lambasına sahip bir Antik Alem uzmanıydı. Yine de bir Ölümsüz Alem gelişimcisi tarafından öldürülmüştü. Wei'er için intikam almaya gelmiş ve en sonunda ölen kendisi olmuştu.

Meng Hao'nun klana geri döneceğini öğrendiği anda onu öldürmeyi arzulamıştı. Yıldızlı gökyüzündeki pusuda, onu klan içinde hedef almasında, Atasal Topraklarda canına kastetmesinin hepsinde o ve Meng Hao ateşle su gibi zıt olduklarını kanıtlamışlardı.

En acınası durum ise öldüğü ana kadar gerçek düşmanın kim olduğunu fark edememiş olmasıydı. Düşmanı Meng Hao değildi. Düşmanı Altıncı Patrikti.

Belki de Fang Xiushan biliyordu. Belki de neler olacağını başından beri biliyordu. Yine de içten içe belki... gerçekte Altıncı Patriğin oğlunu ele geçirmesinin Fang Wei için bir onur olduğunu düşünmüştü.

Bu düşünce şekli delice ya da değildi. Her halükarda artık bir önemi yoktu.

Şuanki durumda her şey Meng Hao tarafından halledilmişti. Elini sallamasıyla, bir kutsal beceriyi serbest bırakmasıyla!

Meng Hao aniden belli bir aydınlanmaya ulaştı.

"Belki de... bütün entrikalar ve planlar güçlü bir uzmanın bir elini sallamasıyla yıkılabilir? Belki de her şey tersine dönebilir? Eğer öyle olursa, Fang Klanındaki ayaklanma... güçlü bir uzmanın elini sallamasıyla değiştirebilecek mi?" Meng Hao etrafına baktı ve dinmeyen katliamı gördü. Son gelişmeler katliamın durmasına herhangi bir etki etmemişti. Her yerde kan akıyordu ve dehşet ve öfke kükremelerinin ardı arkası kesilmiyordu. Kimin kazanıp kimin kaybettiğini söylemek mümkün değildi ama net olan bir şey varsa o da... en sonunda ne olacağıydı.

Fang Klanı tam anlamıyla yok olacaktı.

Meng Hao Fang Klanındaki bu ayaklanmanın çok garip olduğu hissinden kurtulamıyordu. Aslında hâlâ şuan olup bitenleri tamamen kabullenememişti.

Fang Klanı Dört Büyük Klandan biriydi ve bir zamanlar bu dört klan arasında liderdi. Bu nedenle... buna inanmak güçtü, böyle bir şey klanın sonunu getirirdi.

Meng Hao kaçan Fang Wei'ye baktı ve gözleri öldürme arzusuyla titreşti.

"Bu durumda sadece yedi nefes daha kalabilirim...." diye mırıldandı. Bu sahip olabileceği en güçlü durumdu ve toplamda bu durumda on nefes boyunca kalabilirdi. Derin bir nefes aldı, ayağını kaldırdı ve ileri yürüdü.

Bu tek adım adeta her şeyi küçülmüştü. Aniden Fang Wei'nin arkasında beliriverdi. Bu, küçük ışınlanmayı bile aşan bir hızdı. Bu büyük ışınlanmaydı!

Fang Wei onun aniden arkasında belirmesine şaşırdı. Meng Hao elini inanılmaz bir hızla kaldırdı ve Fang Wei'ye dokundu.

"Patla!" yumuşak bir tonla konuşurken gözleri buz gibiydi.

Tek kelime dört bir yanda yankılandı ve her yeri salladı. Fang Wei'nin etrafında fışkıran Kutsal Alev vahşi bir kükremeyi beraberinde getirdi. Aynı sırada Fang Wei çift elli bir büyü hareketi uyguladı ve bir ağız dolusu kan tükürdü. Aniden etrafında kan renginde bir kalkan peyda oldu.

Şaşırtıcı şekilde Fang Wei kalkanın içinde dururken sağ  gözünde yaşlı bir adamın görüntüsü belirdi. Orada bacaklarını çaprazlamış oturuyordu, gözlerini açtı ve korkunç bir Antik Alem dalgalanması yayıldı.

Fang Wei tamamen bir kenara itilmişti. Böylece Altıncı Patrik kopya ikizini karşı koymak için Öz gücünü kullanmaya zorlamıştı!

Hava gürledi ve Fang Wei bir ağız dolusu daha kan tükürdü. Göğsü içine doğru battı ve kan renkli bir kalkan yayıldı. Direnç yüzünden Kutsal Alevin Özü bir an duraksadı.

Kısacık anda Fang Wei titrek bir gölgeye dönüştü ve aniden ağzından kanlar ve ciddi yaralarla geriye doğru düştü. Tüyleri diken diken oldu ve sağ gözündeki figür sönükleşti. Bu Altıncı Patriğin sadece bir kopyasıydı, bu yüzden çok az Öz'e sahipti ve onu da içinde bulunduğu ölümcül tehlikeden kaçmak için kullanmıştı. Fakat o anda Fang Wei'yi bastırmak için kullandığı güç de zayıflamıştı.

Aniden Fang Wei'nin çabalayan ruhu sol gözde belirdi. Plana göre Fang Wei asla karşı koymayacaktı. Fakat Fang Klanındaki dramatik ayaklanma işleri tersine çevirmişti.

Fang Wei'nin ruhu uyanmaya çalıştı ve Altıncı Patriğin kontrolüne baş kaldırarak vücudunu geri kazanmaya uğraştı.

"Fang Hao, öldür beni!!" diye bağırdı titreyerek. "Öncesinde dediğim gibi eğer yenilirsem sana ait olanları alabilirsin!"

Meng Hao karmaşık, ketum bir ifadeyle baktı. Fang Wei'nin gözlerine baktı, ardından sağ elini kaldırdı ve onu ileri doğru salladı. 33 Gök Fang Wei'nin kafasının üzerine doğru gürledi.

Ayaklarının altında beliren 33 yeryüzü ölümcül bir kapana dönüştü!

Gümbürtüyle beraber 33 Gök aşağı doğru çöktü ve 33 Yeryüzü güç ile patladı. Fang Wei'den güçlü bir aura yükseldi ve kan tükürdü. Sağ gözündeki yaşlı adam delilik ve dehşetle dolmuştu. Karşı koymaya hazırlanırken aniden Fang Wei'nin sol gözünden canlı bir ışık saçıldı.

"Ben Fang Wei'yim, Fang Klanının Seçilmişi. Eğer beni ele geçirmenin nedeni Fang Klanına kaos getirmekse, o zaman... iyinin kötüyle beraber yok olmasına ve seninle birlikte ölmeye razıyım!" Sol gözde duran gerçek ruhu aniden yükseldi ve vücudun kontrolü için Altıncı Patrik ile doğrudan bir dövüşe girişti.

O daima rakipsiz bir gurura sahip olmuştu, daima kendisini Fang Klanının tek gerçek Seçilmişi olarak görmüştü!

"Lanet olsun!" diye kükredi Altıncı Patrik. En başta Fang Wei'nin ruhunu yok etmek istememişti; bunun yerine kusursuz bir sahiplenme işlemi için bunu yavaş yavaş ruhu özümseyerek yapacaktı. Bu konuda hiç endişelenmemişti ama Fang Wei'nin klana adanmışlığının aniden her şeyden üstün geleceğini hiç hayal etmemişti. Aslında Fang Wei'nin inanılmaz gururunu unutmuştu.

Fang Wei klanın bir Seçilmişiydi. Savaşta ölmeye, sahiplenilmeye yada diğerlerini katletmeye hazırdı. Her şekilde ilerlemeye razıydı. Fakat... klana asla ihanet etmezdi. Onun en önemli amacı klanı korumaktı ve diğer klan üyelerinin kendisini bir kahraman olarak gördüğünden emin olmaktı!

İlgi odağı olmak istiyordu, tüm klanın ilgi odağı. Prestij istiyordu ve en güçlüsü olmayı arzuluyordu. Klanı zaferden zafere taşımak istiyordu!

Gerçekte dedesinin planından habersizdi.

Sağ elini havada tutan Meng Hao'nun yüzünde karmaşık bir ifade vardı.

"Fang Hao, öldür beni! Eğer ölürsem Altıncı Patrik ağır şekilde yaralanacak. Belki de klan için umut ışığı doğacak!! ÖLDÜR BENİ!!"

Altıncı Patrik çıldırmıştı. Fang Wei'nin sol gözü sönükleşirken onun ruhu Altıncı Patrikle vücudun kontrolü için umutsuz bir savaş veriyordu.

Fang Heshan hâlâ Büyük Kıdemli ile dövüşüyordu ve Fang Wei'nin krizini görünce öfkeli bir kükreme koparttı. Vücudundan patlamalar çınladı ve aniden elinde bir yeşim parçası belirdi. Onu sertçe kırdı ve yoğun dalgaların yayılmasına neden oldu. Bu dalgalardaki korkunç gücü hisseden Büyük Kıdemlinin yüzü düştü ve geri çekilmek zorunda kaldı.

O geri çekilirken Fang Heshan Fang Wei'ye doğru fırladı.

"Wei'er!!" Fang Heshan hemen bağırdı.

O yaklaşırken Fang Wei'nin sol gözü tekrar ışıl ışıl parlamaya başladı. Sol eli titreyerek yükseldi ve Fang Heshan'a doğru yöneldi. O anda Ölümsüz ruhlarıyla birlikte Sarı Kaynaklar ortaya çıkarak Fang Heshan'ın yolunu kapattı.

"Dede," dedi titrek bir sesle, "Ben doğduğumda bana neden Wei 卫 karakterini isim olarak verdiğini hatırladın mı? Ba... Bana bunun nedeninin Fang Klanını korumam gerektiği olduğunu söyledin.... Dede... artık dur...." Fang Heshan bu sözleri duyunca titredi ve gözlerinde hüzün belirdi.

"Fang Hao, benim yerimi alarak... Fang Klanını korumaya devam et! Hadi! Nirvana Meyvelerini geri al!" Fang Wei sol gözünü kapattı ve vücudunun içinde gümbürtü sesleri duyuldu. Aniden alnından bir ses geldi. Bir yarık açıldı ve içinden iki tane meyve çıktı.

Meng Hao aniden inanılmaz tanıdık bir hissiyatla doldu. Sağ elini Nirvana Meyvelerine doğru kaldırdı ve meyveler doğruca avucuna indi.

Aynı sırada Fang Wei bir ağız dolusu kan tükürdü ve enerjisi aniden zayıfladı. Altıncı Patrik isyankar bir kükreme koparttı. Kendi girişimiyle Fang Wei Meng Hao'nun kutsal becerisine doğru fırladı. Bunu kimse durduramayacaktı, Meng Hao bile kendi 33 Gök ve 33 Yeryüzünün patlamasını durduramazdı.

Bir anda Fang Wei'nin sağ gözündeki Altıncı Patrik bir duman zerresine dönüşerek dışarı fırladı. Fakat daha kaçamadan önce Fang Wei'nin ruhu ona yapıştı ve geri çekti.

"HAYIR!!" Altıncı Patriğin kopya ruhu öfkeli bir kükremeyle birlikte 33 Gök ve 33 Yeryüzünün gümbürtüsüyle boğuldu.

Büyük patlamalar havayı doldurdu ve ardından 33 Gök ve 33 Yeryüzü yok oldu. Fang Wei'nin vücudu aşağı doğru düştü. Sağ gözü tamamen kararmıştı. Altıncı Patrik hem ruh hem de bedenen imha edilmişti.

Fang Wei'nin sol gözü yok oluyordu. Hayat kuvveti alevi sönüyordu. Ölmeden önce Meng Hao'ya baktı ve dudakları hareket etti. Yüksek sesle konuşamadı ama Meng Hao onun ne dediğini kesinlikle anlamıştı.

Dediği şey, "Fang Klanını savun."

Bir anda Meng Hao Doğu Zaferi gezegeninin yüz yıllar önce nasıl olduğunu düşündü. O ve Fang Wei çocuklardı. Fang Wei daima inatçıydı, diğer çocuklardan farklıydı. Meng Hao'nun etrafında dolanmak yerine yalnız takılıyordu, gölgelerde sıkı çalışıyor ve diğerlerinden üstün gelmeye gayret gösteriyordu.

O kasvetli görüntüye sahipti ama gerçekte yıllar boyunca son derece sıkı çalışmıştı. Tüm bunlar Fang Wei'yi bugünkü haline getirmişti.

Meng Hao altı yaşında oldukları zamanı hatırladı ve onlar için gelişim pratiği zamanı gelmişti. Bütün klan Kıdemlilerinin önünde durmuşlardı ve neden gelişimci olmak istedikleri soruluyordu. Meng Hao'nun cevabı büyüdükten sonra anne ve babasını korumak istemesiydi.

Fang Wei'nin cevabı ise şuan o Meng Hao'nun kulaklarında genç, narin bir sesle yankılandı.

"Dedem bana Wei ismini verdi! Ben Fang Wei'yim ve büyüdüğümde klanı savunacağım!"

Bu kelimeler Fang Wei'nin çocukluk zamanındandı... daima hatırladığı, ölüm anında bile unutmadığı sözler!

GÜM!

Fang Wei yere düştü ve aurası gitti. O ölmüştü!

Bölüm İsmi: Fang Wei'nin Düşüşü!

49 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 996