Series Banner
Novel

Bölüm 979

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 979: #####

Bölüm 979: #####

Ses... Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatından geliyordu!!

Orası Dokuzuncu Dağ ve Denizde gizemli bir yer, belli yıllarda açılan bir konumdu. Orası ne Ölümsüzlük Harabelerinin bir parçası ne de o harabeler kadar gizemliydi ama tarihi olaylardan ötürü Dokuzuncu Dağ ve Denizde tabu haline gelen bir alandı.

Orası her açıldığında çeşitli gezegenlerden Seçilmişler hem tanıdık hem de yabancı hissedilen Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatına seyahat ederdi.

Orası kökenini Lord Li'den alan ve Ji ve Fang Klanlarının yerleştiği ve zenginleştiği yerdi. Orası çağlar boyunca varlığını sürdürmüştü ve şimdinin modern zaman tarikatları Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatının kalıntılarıydı.

Bu durum modern zaman Kutsal Toprakları ve Üç Kilise ve Altı Tarikat için geçerliydi. Sadece Üç Büyük Taoist Toplumu zamanında Şeytan Ölümsüzü Tarikatının bir parçası değildi.

Efsanelere göre Gece isminde Lord Ji'yi bile korkutan vahşi bir varlık yaşıyordu!

Anlatılanlara göre Gece uzay zaman gücünü kontrol edebiliyordu ve insanları rüya görür gibi antik zamanlara gönderebiliyordu....

Tahminen Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatında dağın zirvesinde sonsuz zamandır yaşayan birisi daha vardı. O bazen güler bazen ağlar, ara sıra orada sadece sessizce dururdu....

Şimdi aynı Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatından yankılanan sesi Meng Hao duyduğu anda onu tanımıştı. O... Ke Jiusi idi!!

O kişi fevri ve aceleci biri olduğundan, kibirli ve ezici olduğundan, arka arkaya felaketlere sebebiyet verdiğinde babası Ke Yunhai onun ismini Jiusi olarak değişirmişti. Bu oğluna bir şey yapmadan önce üç değil dokuz kez düşünmesi gerektiğini hatırlatmak içindi!

R.N: Jiusi'nin anlamı bir şeyi yapmadan önce dokuz kez düşün.

Meng Hao titremeye başladı. Ölümsüz meridyenleri açtığı sırada onca kader ortaya çıktıktan sonra Antik Şeytan Ölümsüz Tarikatından bir kader ortaya çıkıyordu.

Ke Jiusi. O unutulmaz bir isimdi. Daha da unutulmazı ise... Ke Yunhai idi.

O, Meng Hao'ya en sonunda baba sevgisini tattıran üvey babasıydı. Onunla yaşadıkları ne olursa olsun sonsuza kadar unutamayacağı anılardı.

Meng Hao ne zaman Ke Yunhai'yi düşünse gözleri kızarıyor ve içinde bir ağlama hissi uyanıyordu. Ke Yunhai'yi özlemişti. Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatındaki her şeyi özlemişti ve özellikle bir baba sevgisinin bir dağa benzediğini ona gösteren kişiyi özlemişti.

"Hey küçük kardeş, babamın yerine sana bir meridyen vereceğim...." Meng Hao Ke Yunhai'den aldığı onayla beraber... Ke Jiusi'nin şuan abisi olduğunu biliyordu.

Meng Hao düşünceli bir şekilde yıldızlı gökyüzüne baktı. Biraz önce işittiği kelimeler onu zamanda geriye götürmüştü.

Yıldızlı gökyüzündeki Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı çevresinde sislerle kaplı bir yer vardı. Bu sisin derinliklerindeki harabeler... Gök ve Yerden eser olmayan karanlık bir yerdi.

Orada görülebilen tek şey... üzerinde beyaz cübbeli bir figürün durduğu bir dağ zirvesiydi. Cübbe dalgalandı ve adam sanki sonsuzluk gibi sessizdi.

Ayrıca dağ zirvesinde bir de tabut bulunuyordu....

Beyaz cübbe adam orada sessiz ve yüzünde hafif bir gülümsemeyle duran Ke Jiusi idi. Antik görünüyordu ve anılar ve duygusal iç geçirmelerle doluydu.

"Küçük kardeş," diye mırıldandı, "babamız gitti ama... Seni koruyup kollamak için ben buradayım." Bu sözleri söylerken sağ elini salladı, ardından uzaklara doğrulttu. Hemen Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı sallanmaya başladı ve bir anlığına derin uykudaki Gece de titremiş gibi göründü.

Aynı zamanda zaman aniden Ke Jiusi'nin önünden geçmiş gibi göründü. Tersine döndü, on yıl yüz yıl, bin, on bin... on binlerce yıl....

Sayısız bina ve sayılamaz ceset yavaş yavaş dönüşüyordu. Yıkılmış harabeler yavaş yavaş yenilendi ve ölü insanlar ayağa kalkarak bir kez daha ete kemiğe büründü. Yok olan Gök ve Yer kusursuz bir berraklıkla yenilendi.

Gülüşme ve konuşma sesleri duyuldu ve gökyüzünde gök kuşakları görüldü. Birisi tao ile ilgili ders anlatıyordu ve dağ zirvelerinde Ölümsüz canavarların kükremeleri duyuluyordu. Hava da uğuldayarak ilerleyen ve adeta göklerin hükümdarı havasına sahip bir Uçan Yağmur-Ejderi vardı.

Her şey... yenilenmişti. Ke Jiusi'nin durduğu dağ ve hatta Ke Yunhai'nin Ölümsüz mağarası da eski görkemli haline dönmüştü. Gökyüzünde canlı ışıklar parladı ve her yere muazzam baskı çöktü.

Bir gümbürtü sesiyle beraber Ke Yunhai'nin Ölümsüz mağarasının kapısı yavaşça aralandı. Yüzünde ciddi ama öfkeli olmayan bir ifadeyle orta yaşlı bir adam dışarı çıktı. Bu adam... Ke Yunhai idi!

Aurası canlıydı ve üzerinde en ufak bir Ölüm aurası mevcut değildi. Bir Paragon aurasına sahipti. Eğer patlarsa bütün Gök ve Yeri doldurabilecek bir auraydı.

Ke Yunhai dışarı çıktı, ardından Ke Jiusi'nin durduğu dağ zirvesine tırmandı. İkisi birbiri üzerine bindiler....

Ke Yunhai dağ zirvesinde oğlunun durduğu yerdeyken tam olarak hangi yıl, hangi ay, hangi gün olduğunu bilmek imkansızdı.

Uzun bir an sonra Ke Yunhai yavaşça elini uzattı ve Ruh Lambası havalandı. Lambanın gövdesi ejderha fitili ankaya benziyordu ve avucuna indiğinde Ke Yunhai bir an ruh ateşine baktı ve ardından gülümsedi. Ardından elini salladı ve bir ejderha havalanarak anında güçlü bir Şeytani hissiyat yaydı. Bulutlar ve sis kaynarken her yeri titreten şok edici bir kükreme koptu.

"Şeytan Ölümsüz Ejderhası," Ke Yunhai sakince konuştu.

Ke Yunhai bu sözleri söylediği anda Ke Jiusi de aynısını tekrarladı.

"Şeytan Ölümsüz Ejderhası."

O da Ke Yunhai ile elini aynı şekilde salladı. Tek fark onun elinde Ejderha-Anka Ruh Lambasının olmamasıydı.

"Bu ejderha Şeytan Ölümsüzü Tarikatının kaderinin cisimleşmiş hali. İçinde Dokuzuncu Dağ'ın Özünden barındırıyor ve bir Ölümsüz meridyeni açmak için çok uygun." Ke Yunhai konuştu. Parmağını doğrulttu ve Şeytan Ölümsüz Ejderhası bulutların içine fırlayarak göz açıp kapayıncaya kadar kayboldu.

Ejderha ortadan kaybolduğunda Ke Yunhai'nin görüntüsü yavaş yavaş yok olmaya başladı. Kısa süre sonra geriye sadece Ke Jiusi kaldı. Sonraki birkaç nefeslik sürede Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı sayısız yılı geride bırakarak modern zamana geldi. Bir kez daha harabelere döndü ve cesetlerle doldu.

Gece'nin gözleri açılırken her yerde yankılanan bir iç geçirme sesi duyuldu.

Dağın zirvesinde Ke Jiusi'nin gözleri yaşlarla dolmuştu.

"Baba... Seni çok özledim...." diye mırıldandı. Uzun bir an sonra karanlık gökyüzüne baktı ve parmağını doğrulttu. Yukarıdaki bulutlar çalkalandı, ardından açılarak aşağı doğru inen antik bir ejderhayı ortaya çıkarttı.

Bu... Şeytan Ölümsüzü Ejderhasıydı.

Biraz önce bu ejderha yoktu. Gecenin gücüyle antik zamanlardan cisimleşmişti.

"Git...." diye mırıldandı Ke Jiusi. "Küçük kardeş, babamı temsilen bu hediyeyi sana veriyorum." Elini sallayarak Şeytan Ölümsüz Ejderhasının kükremesine ve ardından bulutların içine dalarak uzaklaşmasına neden oldu.

O hızla uzaklaşırken Ke Jiusi'nin figürü yavaş yavaş karardı ve tüm Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı bir kez daha sislerin içinde sessizliğe gömüldü....

Şeytan Ölümsüzü Ejderhası yıldızlı gökyüzünde ilerledi ve en sonunda Doğu Zaferi gezegenindeki Meng Hao'nun karşısında belirdi.

Ona bakarken Meng Hao titriyordu; onun üzerinde Ke Yunhai'nin aurasını hissedebiliyordu.

"Üvey baba..." diye mırıldanırken kalbi hüzünle doldu. Gümbürtü sesleriyle beraber Şeytan Ölümsüzü Ejderhası doğrudan Meng Hao ile kaynaştı. Meng Hao buna direnmedi. Onun içine girmesine izin verdi ve hemen belirsiz bir Ölümsüz meridyeni açıldı.

Bu... 121. meridyendi!

O... Ke Jiusi yoluyla Ke Yunhai tarafından bahşedilmişti.

GÜÜÜÜÜÜMM!

Meng Hao'nun aurası öncekini aşan bir vahşilikle patladı. Dahası, arkasında lambaların belirsiz görüntülerini fark etmek de mümkündü!

Aniden yok olmanın eşiğindeki Ölümsüzlük Kapısı bir çeşit muazzam, görünmez el tarafından tutulmuş gibi oldu. Ölümsüz ışığı dışarı aktı ve bir kez daha Ölümsüz Qi'si patlayarak Meng Hao'yu doldurdu. 121. Ölümsüz meridyenine akarak onu hızla katılaştırdı.

Kısa süre sonra Ölümsüz meridyeni tamamen oluştu ve Ölümsüzlük Kapısının dışında bir Ölümsüz ejderha daha belirdi.

121. Ölümsüz ejderha zamanı aşabilecek bir Şeytani aura ile parladı. Ejderhanın rengini görebilmek imkansızdı ama onun son derece antik olduğunu, sayısız çağdır yaşadığını söyleyebilmek mümkündü.

Yeni ejderha ortaya çıktığı sırada modern Şeytan Ölümsüzü Tarikatında Zhixiang oturmaktaydı. Tüm tarikat şiddetle sallandı ve tarikatın içindeki adaklar sanki bir şeyle rezonans halindeymiş gibi titremeye başladılar.

Meng Hao'nun aurası hızla yükseldi ve onun arkasındaki hayali lambaları görenler şok olup zihinleri uğuldadı. Meng Hao onları birçok kez şaşırtsa da bir kez daha şaşırmaktan kendilerini alamamışlardı.

"Bunlar... Ruh Lambaları mı!?"

"Fang Hao kıyaslanamaz derecede güçlü! O... o gerçekten de hayali Ruh Lambalarının ortaya çıkmasını sağladı!!"

"Hayali olsalar da onlar kesinlikle Ruh Lambaları!"

Dokuzuncu Dağ ve Deniz genelinde konuşma uğultuları yükseldi.

Kunlun Toplumunda Chu Yuyan tüm süreç boyunca Meng Hao'yu izlemişti. Yüzü kızarmıştı ve gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

Meng Hao uzun zaman önce kalbine silinemeyecek şekilde kazınmıştı.

Bütün Kunlun Toplumu hayali görüntüye bakarak şaşırırken yan tarafta Hap Şeytanı gülümsüyordu. Başını sağa sola salladı ve gülümsemesi nezaketle doldu.

"Kendi öğrencin tarafından geçilmek... sanırım bu da keyifli bir olay sayılır," diye düşündü.

Aynı zamanda Doğu Zaferi gezegeni büyük karmaşa içindeydi. Fang Klanı üyeleri durumu şaşkınlıkla izliyorlardı. Fang Xiushan birkaç adım geriledi. Meng Hao'nun Ölümsüz Felaketi başladığından beri adeta yerle bir olmanın eşiğine gelene kadar sürekli şok olmuştu.

"İmkansız. Tek kelimeyle imkansız...." Meng Hao'nun arkasındaki loş lambalara bakarken gözlerine inanamıyordu.

Fang Wei havada duruyordu. Hiçbir şey söylemese de vücudu titriyordu ve Meng Hao ile savaşma arzusu hızla azalıyordu.

Büyük Kıdemli şaşkındı ve zihni allak bullak olmuştu.

"Gerçekten de... hata yaptım." Tam bu noktada nihayet kalbinde uzun süredir bastırdığı bir hissiyatı serbest bırakmıştı.

Bölüm İsmi: Hayali Ruh Lambaları!

53 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 979