Series Banner
Novel

Bölüm 970

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 970: Ölümsüzlük Kapısına Taarruz

Bölüm 970: Ölümsüzlük Kapısına Taarruz

"Bir Ölümsüz Alem Paragonunun iradesi...."

"Fang Hao paradigmayı değiştiriyor; Ölümsüz Aleminde şimdi o herkesin önünde, her zaman onların bir adım önünde olacak!"

"Şuandan itibaren Dokuzuncu Dağ ve Denizde gerçekten ünlü olacak!"

Herkes gökyüzündeki Meng Hao'ya baktı ve kalpleri aynı düşünceyle doldu: "Bu çağ ona ait!"

Dokuzuncu Dağ ve Denizde Meng Hao'nun altı adımla 60,000 Ölümsüz Sarayını yok edişini izledi. Sahne son derece etkileyiciydi.

Şuan parçalanan Ölümsüz Saraylar Meng Hao'ya bir engel olarak hizmet ediyordu. Paragon Köprüsü arkaplan görüntüsüydü ve şuan çizilen resim izleyicilerin zihinlerine kalıcı olarak kazınmıştı.

Dokuzuncu Dağ ve Denizin Seçilmişleri sessizdi. Wang Tengfei bile diyecek bir şey bulamıyordu. Ancak Meng Hao'nun Ölümsüz Saraylarını yıkarak yürüyüşünü izlemekle yetiniyorlardı.

Fang Wei'nin yüzü bembeyazdı. Meng Hao'nun Ölümsüz Felaketi şok ediciydi ve felaketi aşma yöntemi hayret vericiydi. Fakat Fang Wei pes etmeye niyetli değildi.

"Bakalım Ölümsüzlük Kapısı açıldığında kaç tane Ölümsüz meridyeni açacaksın!" Fang Wei'nin gözleri kıpkırmızıydı.

Herkesin bakışları altında Meng Hao yedinci adımını sakince attı. Vücudundan çatırtı sesleri yayıldı ve elbisesi kanla ıslandı. Yüzü solmuştu ve Sonsuz sınıfı bütün gücüyle çalışsa da alınan ters etki hasarına yetişememeye başlamıştı. Bacakları titriyordu ama ayaklarının altındaki 10,000 Ölümsüz Sarayı da sallandı, ardından öncekiler gibi parçalanarak dağıldılar.

Meng Hao'nun gözleri kan çanağına dönmüştü. Şuan Ölümsüz Saraylarına bakmıyordu bile. Paragon Köprüsünün üstünde dururken aniden geçmişe dair bir görüş tecrübe etmeye başladı. Geçmiş yıllarda köprüde yürümüş olan insanları gördü.

Bu köprü insanların en yükseğe ulaşmalarına olanak sağlayan bir köprüydü. Köprü parçalanmıştı ama Paragonun aurası hâlâ oradaydı. Eski görkemli günlerinin tezahürüydü. Onun sonuna ulaşabilen biri Gök ve Yerin bir Paragonu gibi benzersiz bir üstünlük hissedecekti.

Meng Hao ağzındaki kanı silerken saçları dalgalandı. Eski zamanlardan sayısız bulanık insan görüntüsünün ortaya çıkıp yürüyerek geçişini izledi.

"Ben de yapabilirim!" diye mırıldanarak sekizinci adımını attı.

Adımı attığı anda paragon Köprüsü gürledi ve 10,000 tane daha Ölümsüz Sarayı daha parçalandı. Şuan geriye 20,000 tane kalmıştı!

Dokuzuncu adım!

Gök ve Yer gürledi ve Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki bütün gelişimciler zihinlerinin uğuldadığını hissettiler. Üç Büyük Taoist Toplumu zorlu sınavında olup bitenleri düşündüler. Fang Mu'yu izlerken hissettikleri şeyleri anımsadılar.

Şuan aynı kişiyi izlerken aynı hissiyat geri dönmüştü!

Meng Hao'ya bakarken boğuluyormuş gibi hissediyorlar, onun köprünün sonuna ulaşıp ulaşamayacağını merak ediyorlardı. Bunun ardından Ölümsüzlük Kapısına ulaşacaktı.

Gürlemelerin arasında Meng Hao'nun gözleri savaşma arzusuyla parladı. Meng Hao son adımını atarken... 10,000 Ölümsüz Saray daha yok edildi.

Onuncu adım!

Son adımı attığında Paragon Köprüsünün altında geriye kalan 10,000 Ölümsüz Sarayı da parçalandı. Yok edildiler, rüzgarla savrulan parçalara patlarken öfkeli bir kükreme onlara eşlik etti.

Görünüşe göre yok olmayı kabul etmiyorlardı ve Meng Hao'nun bu yolla gerçek Ölümsüz olmasını istemiyorlardı!

Fakat... onların kabul edip etmemesi önemli değildi. Kabul etmekten başka çareleri yoktu!

Bütün Ölümsüz Sarayları yok edilmiş ve kökü kazınmıştı. Ardından Meng Hao'nun ayakları altındaki Paragon Köprüsü yavaş yavaş kayboldu. Göz açıp kapayıncaya kadar gitmişti. Ters etkinin bütün hasarını göğüsleyip kan tükürerek titredi. Olduğu yerde sendeledi, sanki gökyüzünden her an düşecekmiş gibiydi. Fakat ayakta kalmaya çalıştı ve vücudu her an yıkılacakmış gibi titredi.

Paragon Köprüsü Meng Hao'nun kozuydu ama gelişim merkezi seviyesi yüzünden sadece on adım yürüyebilmişti. Ölümsüz Saraylarını geçtikten sonra ters etkinin tüm hasarı onu ciddi şekilde yaralamıştı. İrade gücü biraz bile zayıf olsa sona ulaşamazdı.

Fakat buna değerdi!

Görkemli Ölümsüzlük Kapısının önünde dururken gözleri ışıl ışıl parladı!

Hava şiddetli gürültülerle dolarak Fang Klanında, Doğu Zaferi gezegeninde ve bütün Dokuzuncu Dağ ve Denizde yankılandı!

Fang Klanı üyeleri arasında kargaşa hakimdi ve gezegenin diğer gelişimcileri de aynı durumdaydı.

"On adımda Ölümsüz Saraylarını yok etti! Fang Hao başardı!"

"Ölümsüz Felaketi Bulutlarını dağıttı ve Ölümsüz Saraylarını yok etti! Felaketi bu şekilde aşmak tamamen duyulmamış bir şey! O kesinlikle Fang Mu olarak ünvanını hak ediyor!"

"Felaketin içinde yolunu kendi yöntemleriyle açıyor! Ne kadar ezici! Belki de bu onun Tao'sunun doğasıdır!"

İnsanlar yavaş yavaş Meng Hao'nun Tao'sunun anlayışı hakkında fikir sahibi olmaya başlamışlardı!

Bu yolunda hiçbir şeyin duramadığı ezici bir şeydi! Belki de zaten önüne çıkan herkesi bastıracağına inanıyordu, daima geçmek istediği kişi sadece kendisiydi!

Diğer herkesi bir kenara bırakarak sadece kendini geçmeyi deneyecekti.

Ne onun kişiliği ne de dedikleri önemliydi; bunlar yapaydı. Onun gerçek iradesi... tamamen eziciydi!

Özgürlük! Bağımsızlık! Bu ikisi de eziciydi!

Saf soy üyeleri son derece heyecanlıydı. Fang Klanının geri kalanına bir uğultu hakimdi. Doğu Zaferi gezegeni karmaşa içindeydi.

Diğer bütün tarikat ve klanlar Meng Hao'nun felaketi aşma yöntemi karşısında büyük bir hayret içindeydi.

"O şuan Ölümsüzlük Kapısının önünde duruyor! Artık tek yapması gereken onu açmak!"

"Ölümsüzlük Kapısını zorlayarak aç, Ölümsüz ışığında yıkan ve Ölümsüz meridyenlerini aç!"

"Acaba... kaç tane meridyen açacak!?!?"

Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki Seçilmişler ve Patrikler de dahil aynı şeyi merak ediyorlardı.... Meng Hao kaç tane Ölümsüz meridyeni açacaktı!?

"O kendini çoktan aşama 10 Ölümsüz seviyesine taşımış. O muhtemelen 99 meridyen açacak!"

"Acaba onun... 100 Ölümsüz meridyeni açması mümkün mü!?"

Herkes Meng Hao'nun kaç tane meridyen açacağı konusunda tartışırken Dokuzuncu Dağ ve Denizin çeşitli bölgelerinde gürültüler devam etti. Bu noktada herkes bunu merak ediyordu.

"O kaç tane açabilir...?" diye düşündü Fan Dong'er kristali dikkatlice izleyerek.

Li Ling'er sessizdi ama içten içe zaten bu soruyu cevaplamıştı. Meng Hao... kesinlikle 100 meridyen açacaktı!

Zhao Yifan, Taiyang Zi, Song Luodan, Sun Hai ve diğer Seçilmişler de nefeslerini tutmuşlardı.

Hatta Şişko, Chen Fan ve Meng Hao'nun diğer tanıdıkları da kendi tarikatlarında heyecanla bu olayı izliyorlardı.

Güney Gök gezegeninde Shui Dongliu kafasını kaldırdı, yüzünde bir gülümseme belirdi.

"Onun çağı geldi... gerçek Ölümsüzlük çağı."

Tang Kulesinde duran Fang Xiufeng ve Meng Li dev bir aynaya bakıyorlardı. İçinde Doğu Zaferi ve Meng Hao görünüyordu.

Ayrıca Güney Gök gezegenindeki Kan Şeytanı Dağı'nda da Kan Şeytanının ölü aurası aniden son bir hayat kuvveti belirtisiyle titreşti.

"Nihayet..." antik ses yankılandı. "Ölmeden önce, beklediğim an geldi. Sana son iyi talih hediyemi verme zamanı geldi."

Daha önceleri Ölümsüz Antik Taoist Ayin Tapınağının bulunduğu tapınak binasının yerinde şuan sadece bir çukur vardı. O anda aniden orada gözlerini yıldızlı gökyüzüne dikmiş olan yaşlı bir adam belirdi. Yanında kurumuş bir Diriliş Zambağı vardı ve onun içinde bir nebze hayat kuvveti titreşti.

"Ölümsüz meridyenleri..." diye mırıldandı yaşlı adam. "Ona bir Karma borçlusun, biliyorsun. Ah, unut gitsin, senin yerine onu ben ödeyeceğim." Yerde duran kurumuş Diriliş Zambağına baktı.

İmparator Ölümsüz Kilisesinde Sun Hai duruyordu. Yanındaki genç bir kadın boşluğa bakıyordu. İmparator Ölümsüz Kilisesinin bütün öğrencileri dev ekrandan Meng Hao'yu izliyordu.

"Hadi küçük kardeş, 100 meridyen açmalısın!" dedi genç kadın kendi kendine mırıldanarak. Bu kadın Fang Yu idi. Aniden ürpertici bir bakış hissetti ve bu onun vahşice dönüp Sun Hai'nin çenersine bir tekme atmasına ve acıyla dolmasına neden oldu. Fakat Sun Hai'nin yüzünde sevecen bir ifade belirdi ve ona döndü.

"Bebeğim, istersen bana birkaç kez daha vurabilirsin. Ne kadar sert o kadar iyi...."

Onun ifadesi ve sözleri Fang Yu'nun tüylerini diken diken etti.

Herkes o sırada tamamen Meng Hao'ya odaklanmıştı....

Devasa Ölümsüzlük Kapısına baktı. Ona kıyasla Meng Hao bir toz tanesi gibiydi.

"Ölümsüzlük Kapısı...." diye mırıldandı. Gözleri dövüşme isteğiyle alevlendi ve yaraları iyileşirken ileri yürüdü, elini sıktı ve ardından Ölümsüzlük Kapısına doğru savurdu.

"Açıl!" diye kükredi, sesi gök gürültüsü gibi yankılandı. Yumruk Ölümsüzlük Kapısı ile temas ettiği anda büyük bir patlama duyuldu. Ses yankılanarak yeryüzünü titretti. Aniden bir çatırtıyla beraber... kapı açılmaya başladı!

Bu açıklık ortaya çıktığı anda dışarı Ölümsüz ışığı saçıldı, Gökleri aydınlattı ve yıldızlı gökyüzünü parlattı.

Görkemli Ölümsüz ışığı Ölümsüzlük Kapısından dışarı akarak karanlığı delip geçen bir ışın gibi her yeri aydınlattı.

Ufak bir aralık açılmış olsa da Ölümsüz ışığı Meng Hao'ya doğru fırlayan ve onun içine akan güçlü Ölümsüz Qi'si ile doluydu.

Meng Hao'nun gözleri ışıl ışıl parladı. Bütün gelişimciler dikkatle izlediler ve onun başarılı olup olamayacağı konusunda kimsenin aklında soru işareti yoktu. Onu açabileceğini biliyorlardı.

Onların aklındaki tek soru kapı tamamen açıldığında Meng Hao toplam kaç tane Ölümsüz meridyeni açacağıydı!

Ölümsüz Qi'si içine akarken Meng Hao'nun yüzünde kararlı bir ifade vardı. Şuan sahip olduğu sekiz Ölümsüz meridyen etrafında çılgınca dolanan sekiz ejderhaya dönüştü ve Ölümsüz Qi'sini özümseyerek daha da güçlendiler.

Fakat ufak bir açıklık Meng Hao için yeterli değildi.

Arkasında 30,000 metrelik Dharma İdolü belirdi. Altın ışık saçarak ileri yürüdü. Aynı sırada Meng Hao altın ankaya dönüşerek Dharma İdolüne katıldı ve Ölümsüzlük Kapısına doğru yüklendi.

"AÇIL!" diye kükredi tekrar. Kapıya tekrar vurduğunda kapı... biraz daha açıldı!

Güçlü Ölümsüz Qi'si ile birlikte daha fazla ışık dışarı aktı!

O anda Meng Hao Ölümsüzlük Kapısına saldırırken sayısız izleyici nefesini tutmuş bekliyordu.

Ölümsüzlük Kapısında inanılmaz bir güç yayıldı ve Ölümsüz Qi'si içine akarken Meng Hao'nun ağzından kan geldi. Fakat gözleri öncekinden bile daha parlaktı.

Sağ elini kaldırarak sayısız dağın ortaya çıkmasını sağladı. Dağlar bir araya toplanarak Ölümsüzlük Kapısına yüklendiler. Aynı sırada ortaya çıkan bir Kan Şeytanı kafası da kapıya doğru fırladı.

Ve tabii ki 30,000 metrelik Dharma İdolü devasa elleriyle kapıya saldırdı. Gök ve Yer sarsıldı ve dört bir yanda gürleme sesleri yankılandı. Ölümsüzlük Kapısı yavaş yavaş açılırken Ölümsüz Qi'si ve ışık dışarı saçılıyordu.

Bu noktada kapı... bir kişinin içeri girebileceği kadar açılmıştı!

54 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 970