I Shall Seal The Heavens - Bölüm 957: Lamba!
Bölüm 957: Lamba!
Fang Daohong ve Fang Linhe karşılarındaki sahne karşısında zihinsel olarak sarsılmışlardı. Gözlerini terakota askerine dikerek hemen arkadan takip etmeye başladılar. Heykel konusunda Fang Daohong biraz daha az şaşırırken Fang Linhe tamamen hayrete düşmüştü. Havadaki Yedinci Patrik dikkatle Meng Hao'ya baktı, yüzünde an itibariyle ciddi bir ifade vardı. Yol boyunca yaptığı onca şey ve benzersersiz başarılarına bakınca, eğer hayatını kaybetmezse Meng Hao kesinlikle bir gün tüm Dokuzuncu Dağ ve Denizi sarsacaktı. "İlerde, o kesinlikle Fang Klanının ana direği olacak!" Bu sırada Fan Dong'er hala Ölümsüz Felaketin ortasında Ölümsüzlük Kapısına saldırıyordu. Fang Klanı atasal konağında Fang Xiushan bembeyaz bir suratla Hayatkayışı Salonunda olanları kristalden izliyordu. Daha yarım tütsülük süre bile geçmeden arka arkaya iki tane Antik Alem Kıdemlisine ait hayatkayışı çatırtılarla parçalanmıştı.... Onca zamandır izlediği diğer yeşim kayış tamamen değişmeden kalmıştı. "İmkansız.... İlk ikisinin ölümüne atasal topraklardaki tehlikeler sebep gösterilebilirdi. Ama... tam bir ay geçti, Fang Hao hala hayatta ve iki tane daha Antik Alem Kıdemlisi öldü! "Atasal topraklarda ne oluyor? Bu nasıl olabilir? Neler oluyor lan!?!?" Fang Xiushan'ın gözleri kan çanağına döndü ve saçı başı dağıldı. Uzun zaman önce kendi konutundan taşınıp geldiği gizli odada otururken titriyordu. Bu oda o sırada kapalı meditasyonda olan oğlu Fang Wei'nin odasına oldukça yakındı. An itibariyle Fang Xiushan dışarı adım atmaya cesaret edemiyordu. Şuan durumu kurtarmasına imkan yoktu, bu yüzden burada saklanmaktan başka şansı yoktu. "Wei'er gerçek Ölümsüz olduğu sürece Büyük Kıdemli her şeyi her şeyi klan kurallarına göre halledecek. Klan her şeyden önce gelir, bu yüzden benim için işleri zorlaştırmayacaktır. Ayrıca arkamda babam da var. Bu mesele kısa süre içinde maziye karışacak. "Fang Hao sen öleceksin! Eğer atasal topraklarda ölmezsen Wei'er'in elinde öleceksin!" Fang Xiushan'ın yüzü çarpıldı ve dişlerini gıcırdattı. Görünüşe göre sadece bu yolla kalbindeki şok ve endişeyi serbest bırakabiliyordu. Fakat hala neden görevlendirdiği Antik Alem Kıdemlilerinin Fang Hao'yu öldüremediklerine anlam veremiyordu. Aksine bir ayda Kıdemlilerden dört tanesi ölmüştü ve Fang Hao hala hayattaydı. Bu beklenmedik sonuca sebep olan şey ne olabilirdi? Bu mesele şuan kafasını karıştıran en büyük mevzuydu. Fang Xiushan gizli odasında otururken Büyük Kıdemli ise atasal konağın başka bir yerindeydi. Öfke içindeydi, yüzü Hayatkayışı Salonunda olanlar yüzünden öfkeyle burkulmuştu. O tabii ki Kıdemlilerin neden öldüklerini biliyordu. Fang Xiushan'ı çağırdığında aldığı cevabın Fang Wei'nin yakınında kapalı meditasyona girdiği olması onun gözlerinin soğukça pırıldamasına neden oldu. Bu durum Büyük Kıdemli bir an tereddüt etmesine sebep oldu. O sırada klanda Fang Wei'nin Ölümsüzlüğe Yükselişi en önemli meseleydi. Dİğer her şey ondan sonra geliyordu. "Fang Wei. Fang Hao.... Bakalım hanginiz... gerçek Seçilmişsiniz." Biraz daha düşündükten sonra Büyük Kıdemli elbise kolunu fiskeledi ve ayrıldı. Atasal topraklarda Meng Hao yoluna devam ediyordu. Her gittiği yerde yarıklar kapanıyordu ve en sonunda Antik Mezarlığın sonuna ulaştı. 100,000 yarık bulunan bölgeyi geçtikten sonra şuan etrafı yoğun bir sisle kaplıydı. Sis sadece burada hakim değildi. Tüm atasal topraklar onunla doluydu, bu hiç duyulmamış bir şeydi. Yedinci Patrik bile şaşkındı. Meng Hao Antik Mezarlığın kenarında durarak önündeki yoğun sise baktı. Çevresindeki sisle kıyasladığında ilerdeki sis sonsuz görünüyordu, sanki her yeri, hatta Gökleri bile kaplamıştı. Her şey sonsuz, görkemli sislerle kaplıydı. Yan tarafta, üzerinde üç şok edici kelime yazan bir dikili taş duruyordu.... Sisli Gök Mahzeni! Üç karakterin altındaki satırlarda her biri isimden oluşan yazılar vardı. Her ismin yanında bir sayı vardı. İlk isim Fang Shoudao idi ve yanındaki sayı 39 idi. Toplamda on dokuz isim mevcuttu ve listedeki son birkaç ismin hepsinin yanında bir sayısı vardı. İsimlerden antik bir hissiyat alınıyordu, sanki dikili taşta sayısız yıldır duruyor gibilerdi. Meng Hao listenin dokuzuncu sırasına geldiğinde gözleri şaşkınlıkla açıldı. Oradaki isim Fang Danyun idi! O, Simya Tao'su Bölümünün şuanki Hap Kıdemlisiydi! Meng Hao'nun yanında duran Fang Daohong alçak bir sesle açıklıyordu. "Göksel Sis Mahzenine giden bir yol yok. "Burası atasal toprakların son kısmı.... Birinci nesil Patriğin ölüler şehri içeride bir yerlerde ama kimse yerini bilmiyor. "Yaratılışından beri burası gelen klan üyeleri için hep son nokta olmuştur. Söylentilere göre sislerin içinde kimse ölüler şehrini bulamamış. Bunun nedeni tabii ki de içeride bir yol olmaması. "Antik zamanlardan bugüne sadece on dokuz rane Kıdemli üye Sisli Gök Mahzenine ulaşmayı başardı ve bu isimlerinin yanındaki sayılar içeriye kaç adım atabildiklerini temsil ediyor." Meng Hao'nun gözleri dikili taşa odaklandı. "Kimse ölüler şehrine adım atamadı mı?" diye sordu. Dikili taşın üzerindeki isimlere ve sayılara bakarak kutsal duyusunu sisin içine gönderdi. Duyu içeri girdiği anda şiddetli bir kovma kuvveti ile karşılaştı ve dışarı atıldı. Bu sisler gerçekten de hiçbir şeyin içeri girmesine izin vermeyen nüfuz edilemez bir kale gibiydi. "Prens," dedi Fang Daohong aceleyle, "gerçekten de içeri girmeyi denememelisin.... Burası Ölümsüz Alemin altındaki kişilerin girebileceği bir yer değil. Tao Nöbetçisi bile giremez. "Eğer Sisli Gök Mahzenine girmek istiyorsan iki şartı karşılaman gerek. Birincisi, gelişim merkezin Antik Alem yada üstünde olacak, böylece Ruh Lamban sana yol gösterebilecek. İkinci şart ise maddesel bir vücuda sahip olmak." Meng Hao cevap vermedi. Terakota askerine kutsal irade göndererek onu sisin içine yolladı. Fakat heykel sınıra dokunduğu anda aynı kuvvet onu geri itti ve daha ileri gitmesine izin vermedi. Bunu zorladığında ise korkunç bir baskı sisin içinden gelerek yayıldı. Meng Hao'nun zihni sarsılmıştı ve hemen terakota askerini geri çekti. "Prens, senin... senin gelişim merkezin Antik Alemde değil ve Ruh Lamban yok. Basitçe söylemek gerekirse daha ileri gidemezsin." Fang Daohong Meng Hao'ya doğru göz ucuyla baktı ve sisin içine doğru adım attı. Bunun yaparken derince bir nefes çekti ve dokuz Ruh Lambası etrafında belirdi. Lambalar onun etrafında dönerek yavaşça bir araya kaynaştılar. Tek bir lambaya dönüştüklerinde sis ile temas etmek için ileri doğru fırladılar. Lamba sise dokunduğu anda bir santim kadar içeri battı. "Bak Prens," dedi Fang Daohong hafifçe iç geçirdi ve geriye Meng Hao'nun yanına geldi. "Bu benim sınırım, sadece bir santim. Eğer güçlü bir Ruh Lamban olursa sise direnebilir ve daha ileri gidebilirsin." Meng Hao kaşlarını çattı. Bu noktaya kadar gelip geri dönmeyi kabullenmek istemiyordu. Eğer burası birinci nesil Patriğin ölüler şehri ise Fang Klanının en güçlü Taoist Büyüsü olan Tek Düşünce Yıldızsal Dönüşüm içeride olmalıydı. Bu tıpkı önünde bir hazine dağı durmasına rağmen ona dokunamamak gibiydi. Meng Hao için bu kabul edilemez bir histi. Fakat o böyle aldatıcı olabilecek bilgilere kolayca kanan biri değildi. İleri adım attı ve sislerin önünde durduğunda sağ elini uzattı ve ileri doğru bastırdı. Hemen güçlü bir kuvvet onu geri itti. Sanki görünmez bir bariyer elini daha fazla ileri itmesini engelliyor gibiydi. Meng Hao birkaç kez daha denedikten sonra kabullenmiş bir şekilde iç geçirdi. Tam elini geri çekecekken aniden Ölümsüz meridyeninin daha önce hiç olmadığı kadar yoğun bir şekilde uyarıldığını hissetti ve gözleri şaşkınlıkla açıldı. Sanki sislerin içindeki bir şeye tepki veriyordu, bir şey onun Ölümsüz meridyenini cezbediyordu. Meng Hao daha önce böyle bir hissiyat yaşamıştı. Bu tıpkı Üç Büyük Taoist Toplumunun zorlu sınavındaki dikili taşların enerjisini özümseyerek Ölümsüz meridyenini kuvvetlendirdiği zamankiyle aynıydı. Meng Hao'nun nefesi hızlandı ve gözleri ışıl ışıl parladı. İçinden bir ses eğer Sisli Gök Mahzenine girebilirse... atasal topraklarda gerçek Ölümsüzlüğe geçebileceğini söylüyordu! Meng Hao hemen birçok yöntem denedi. İki saat geçtikten sonra en nihayetinde... burasının gerçekten de girilmez olduğuna ikna oldu. "Prens," dedi Fang Daohong, "deneyip durmanın bir anlamı yok. Atasal toprakların kapısının açılmasına daha bir aydan biraz ay zaman var. Hala Tao Nöbetçisi ile kolayca girilebilecek iyi talih barındıran yerler var. Burası... bir Ruh Lambası olmadan asla geçilemez." Meng Hao sessizdi. Havada Yedinci Patrik olup bitenleri dikkatlice izliyordu. Meng Hao'nun inatçı denemelerini izledi, ardından iç geçirdi ve gözleri hayal kırıklığıyla titreşti. "Sanırım beklentilerimi çok yüksek tuttum," diye düşünerek başını sağa sola salladı. "Sisli Gök Mahzenine girmek için bir Antik Alem Ruh Lambası gerekiyor. Bu Tao Nöbetçisinin yardım edemeyeceği bir durum. Ruh Lambası ne kadar güçlü olursa Göksel Sis Mahzenine o kadar fazla girebilirsin. Fakat, Büyük Kıdemli, Yeryüzü Patriği bile 39 adım ilerleyebildi." Aniden Meng Hao kafasını kaldırarak Sisli Gök Mahzenine baktı ve gözlerinde bir merak ışığı parlamaya başladı. "Bir Ruh Lambası lazım.... Yol gösterecek bir Ruh Lambası.... Bir lamba.... Benim lambam var!" Meng Hao Fang Daohong'un etrafında dönen Ruh Lambalarına bakarken nefesi hızlanmaya başladı. Biraz önce aklında tamamen inanılmaz bir fikir şekillenmişti. Bu absürt bir plandı ve buna daha önce Antik Alem gelişimcilerinin Ruh Lambalarıyla bağdaştırmadığı bir nesne de dahildi. Şuan bile böyle bir şey hiç olası gelmiyordu. Fakat en sonunda bunu denemekten kendini alamayacağına karar verdi. Sadece denemesi gerekiyordu, bu yüzden depolama çantasına vurdu ve aniden bronz bir lamba dışarı çıktı! Bu bronz lamba Ölümsüz Antik Taoist Ayin Tapınağı harabelerinden aldığı, Ölümsüz meridyenini elde ettiği ve şuan içinde bir Kutsal Alevin Özü alevi barındıran bronz lambaydı. Bronz lambayı elinde tutarak derin bir nefes aldı ve ardından yavaşça önündeki sisli bölgeye doğru yürüdü. Fang Daohong ve Linhe bunu gördüklerinde ağızları açık kaldı. Eğer Meng Hao hayatlarını elinde tutuyor olmasaydı büyük ihtimalle Meng Hao'nun şuanki deliliğine gülmekten kendilerini alamazlardı. Fakat ifadeleri hemen yüzlerinde hayrete dönüştü ve kontrolsüzce titremeye başladılar. Meng Hao sise yaklaştığında aniden hava gürültüyle doldu. Garip renkler parlarken her yer sarsıldı. Sis benzersiz bir şekilde çalkalanarak ayrılmaya başladı. Atasal toprakların genelindeki sis adeta delirmiş gibiydi ve hemen daha fazla sis kabararak her bir deliği doldurdu ve tüm atasal toprakları tıpkı Sisli Gök Mahzenine çevirdi. Sis adeta korkuyormuş gibi titriyordu! Meng Hao'nun bronz lambası atasal topraklardaki sise bir korku salmış gibiydi ve sis adeta onun karşısında secde ediyordu! Meng Hao'nun tam önündeki sisler bronz lamba yaklaştığında ezici bir kuvvetle ayrılıyor gibiydi. Buranın daha önce kime ait olduğu yada eskiden kimin ikamet ettiği önemli değildi, an itibariyle her şey bronz lambaya boyun eğmişti. Gürültülerin arasında sisler ayrıldı ve ortasından bölündü! İleriye doğru giden bir yol açıldı! Bu devasa bir yoldu ve en sonunda şaşırtıcı bir şekilde... devasa, simsiyah bir kara tapınak binası vardı! Bu sahne Fang Daohong ve Linhe'nin zihninin titremesine neden oldu ve kalpleri inanılmaz bir şaşkınlıkla dalgalandı. Şiddetle titrediler, tarifsiz bir hayretle doldular. Meng Hao'nun Tao Nöbetçisinin kontrolünü ele alması bile onlar için bu sahne kadar şaşırtıcı olmamıştı! Yedinci Patrik o sırada arkasını dönüp ayrılmak üzereydi. "İmkansız!!" dedi titrek bir sesle. O da titremeye başladı ve zihni gürültüyle doldu, adeta gökyüzünden şaşkınlıkla düşecekti. Onun gelişim merkezi bile şuan biraz dengesizdi.
