Series Banner
Novel

Bölüm 949

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 949: ####

Bölüm 949: ####

Nesiller boyunca klandan buraya gelen üyeler her zaman bu tabut ve heykelin önünde diz çöküp saygılarını sunmuşlardı. Hiç kimse adakların durumunu değiştirme düşüncesine bile sahip olmamıştı.   Meng Hao ilkti.   Ciddi bir ifadeyle başını eğdikten sonra, sanki bütün samimiyeti ve içtenliğiyle Patrik için bir hizmette bulunuyormuş tavrıyla elbise kolunu savurdu. Adaklara doğru en ufak bir tereddüt yaşamadan yürümeye başladı.   Yumruk büyüklüğündeki Ölümsüz yeşimi parçası gözüne takıldığında ister istemez uzunca bir iç geçirdi.   "Patrik, buraya daha önce gelen klan üyeleri gerçekten de sadakatsiz insanlarmış. Bu Ölümsüz yeşiminin üzerinde böylesine toz birikmesine nasıl izin verdiklerine şaşırıyorum! Onu böylece yıllardır bırakmak gerçekten de şaşırtıcı!   "ŞAŞIRTICI!" Meng Hao ciddi anlamda sinirlenmiş gibi görünerek eğildi ve Ölümsüz yeşimini aldı. Aynı sırada aniden orada duran üç büyülü eşyadan güçlü bir aura fırladı.   Meng Hao en ufak bir şaşkınlık bile yaşamamıştı. Aslında büyülü eşyaları tamamen görmezden gelmişti. Meng Hao Ölümsüzlük Harabelerindeki Ölümsüz köşkünden doğrudan eşya çalmış birisiydi, bu üç büyülü eşyadan korkmasına imkan var mıydı?   Hemen büyük Ölümsüz yeşimi parçasını bir kenara koyarak depolama çantasından tırnak büyüklüğünde bir Ölümsüz yeşimi parçası çıkarttı ve onun yerine koydu. Yeşimi sunak platformuna dikkatlice yerleştirdi.   "Patrik bak bu Ölümsüz yeşimi parçası ışıl ışıl parlıyor, adeta kristal gibi. O çok güzel ve üzerinde tek bir toz tanesi bile yok. Sizin gibi bir Patriğe ancak böyle bir Ölümsüz yeşimi parçası yakışır." Meng Hao boğazını temizledi, ardından diğer adaklara ve ruh taşlarına göz attı ve gözleri ışıl ışıl parladı.   Tam bu anda üç büyülü eşyanın auraları patlayarak bölgeye inanılmaz bir auranın çökmesine neden oldu.   "Yok Ol!" diye kükredi Meng Hao gözlerini büyülü eşyalara dikerek. "Ben Fang Klanındanım ve damarlarımda Fang kanı akıyor! Ben burada Patriğin mezarını adak eşyalarını değiştirerek toplamaya çalışırken siz büyülü eşya ruhları beni durdurmaya mı cüret ediyorsunuz!?" Büyülü eşyalardan yayılan auralar aniden durdu.   Meng Hao bir anda olabildiğince hızlı bir şekilde eşyaları ve ruh taşlarını depolama çantasına yerleştirdi.   "Şok edici! Bu ruh taşları hep toz olmuş! Klanın bir küçük nesil üyesi olarak böyle bir şeyi görmezden gelemem!" Hemen bir miktar tırnak büyüklüğünde, düşük kalite ruh taşı çıkartarak onları büyük bir ciddiyetle sunak platformuna yerleştirdi.   "Terbiyesizlik! Fang Klanı Patriğinin mezarının önüne sadece birkaç bambu lambası mı yerleştirmişler? Bu kabul edilemez. Küçük nesil üyesi olarak bunları demir lambalarla değiştirmek benim görevim!" Gizemli bir ışıkla parlayan iki bambu lambaya baktı ve dudaklarını yaladı.   Tam onları alacakken üç büyülü eşyanın auraları tekrar patladı, şiddetli bir öldürme arzusuyla dolulardı ve sanki kızmış gibilerdi. Meng Hao'nun ahlaksızlığın kitabını yazdığına dair bir hissiyata kapılmış gibilerdi.   Görünüşe göre eğer Meng Hao bambu lambalara dokunmaya cüret ederse büyülü eşyalar onu oracıkta katledeceklerdi.   Meng Hao duraksadı, ardından utangaç bir şekilde boğazını temizledi ve yavaşça elini geri çekti.   "Ne diye bu kadar heyecanlanıyorsunuz?" dedi sakince. "O kadar büyütmeye gerek yok! Tamamen iyi niyetliyim." Hırslı bir şekilde büyülü eşyalara baktı, ardından bir an düşündü. En sonunda Karmayı kullanarak onlarla arasında zorlama bir kader bağlantısı yaratma fikrinden vazgeçti. Ne de olsa burası eşyaların herhangi bir efendiye bağlı olmadıkları o Ölümsüz köşkü değildi. Bu üç nesne belli ki ölen Patriğe aitlerdi ve içlerindeki ruhlar burayı koruma görevini üstlenmişlerdi.   Meng Hao biraz açgözlü olabilirdi ama kendi ilkeleri vardı.   "Pekala. Belli ki Patriğe çok sadıksınız. Bunu takdir etmem gerek." Kalbinden bir iç geçiren Meng Hao birkaç adım geriledi. Ciddi bir suratla ellerini kenetledi ve başını eğdi.   Havada olaylara şahit olan Yedinci Patrik şuan öfke içindeydi. Meng Hao'nun adakları değiştirmesini görünce ve ardından sözlerini işitince Yedinci Patrik adeta kudurmuştu.   "Fang Klanı soyundan nasıl böylesine utanmaz bir piç çıkabilir!" dedi dişlerini sıkarak. Ardından Meng Hao'nun ellerini kenetleyerek baş selamı verdiğini gördü ve ister istemez tekrar ağzı açık kaldı. Meng Hao'nun içtenliğini hissederek ona bir sessizce baktı ve en sonunda bakışları yumuşadı. Görünüşe göre Meng Hao tamamen ıslah olmaz değildi.   "Bakalım bu küçük serseri kalbinin derinliklerinde nasıl biri ve burada ne gibi şeyler yapabilir!" Bir an sonra dalgın bir ifadeyle uzaklara doğru baktı.   "Atasal topraklar altı ana bölgeye ayrılır," diye mırıldandı. "Tao Nöbetçisi, Büyü Aydınlanması Sahası, Yarı-Tao Patriği Kabirleri, Dokuz Cehennemdağları, Antik Mezarlık ve Sisli Gök Mahzeni!   "Bu altı bölge arka arkaya gelecek şekilde ayarlanmıştır. Bir kişi ne kadar ileri giderse yüzleşeceği tehlikeler de o kadar fazla olur. Fakat bu yolda... iyi talih şansı da giderek artar!   "Bu kabir Büyü Aydınlanması Sahası ile Yarı-Tao Patriği Kabirleri arasındaki sınırda bulunuyor.   "Antik zamanlardan beri atasal topraklarda birçok klan üyesi için gidilebilecek en uzak nokta Dokuz Cehennemdağları olmuştur. Antik Mezarlığa ulaşabilen birisini bulmak bir anka tüyü yada qilin boynuzu bulmaktan daha zordur. Sisli Gök Mahzenindeki ölü şehre ise kudretli bir Tao Alemi uzmanı olan En Büyük Kardeş bile giremedi.   "Tabii ki bunun nedeni Antik Mezarlıktan sonra herhangi bir yol olmamasıydı.   "Birinci nesil Patriğin ölü şehri, beraberinde en güçlü büyülü teknik olan Tek Düşünce Yıldızsal Dönüşüm ile birlikte Sisli Gök Mahzeninin içinde bir yerde bulunuyor!" En sonunda gözlerini kapattı.   Gerçek anlamda birinci nesil Patriği hiç görmemişti. Bunu gerçekleştiren tek kişi Yedinci Patriğin En Büyük Kardeş olarak bahsettiği taşlı mağaradaki yaşlı adamdı.   Mağaradaki diğer altı kişi farklı farklı jenerasyonlarda doğmuşlardı. Fakat on Ruh Lambasını söndürdükten sonra kıdemlilik ortadan kalkmış ve soyları hepsini birbirine bağladığı için birbirlerini kardeş olarak çağırmaya başlamışlardı.   "Klan üç kez felaket yaşadı...." dedi Yedinci Patrik iç geçirerek. Bu üç felaketten ötürü tüm klanda on taneden fazla Ruh Lambası söndürebilen sadece o taşlı mağaradaki küçük gelişimci grubu kalmıştı.   Yedinci Patrik iç geçirdiği sırada Meng Hao heykele selamını vermeyi bitirdi ve ardından terakota askeriyle beraber yola koyuldu.   Bu sırada Yedinci Patriğin bile fark etmediği bir şey oluyordu. Meng Hao değerli gördüğü her şeyi alarak Yarı-Tao Patriği Kabirlerine doğru giderken atasal topraklarda daha önce hiç görülmemiş olan bir aura yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı.   Bu aura aslında ilk olarak terakota askeri dağları yıktığında ortaya çıkmış ve ardından havaya yükselmişti. Daha sonra heykel Taoist büyülerine ve kutsal becerilere dair aydınlanma barındıran kayaları söktüğünde bu aura daha da güçlenmişti.   Yavaş yavaş toprakların üzerinde son derece ince bir sis beliriyordu.   Zaman akıp gitti. Meng Hao terakota askerinin üstünde yoluna devam etti. Yolda giderken devasa kabirlerle karşılaşmaya devam ediyordu. Garip bir şekilde bu kabirlerde ne bir mezar taşı ne de bir yazı vardı.   Meng Hao Büyük Kıdemlinin verdiği bilgiler ışığında buranın Tao Alemi Patriklerinin gömüldükleri yer olduğunu tahmin ediyordu.   Fakat onların isimlerini bilmiyordu bu yüzden isimsiz kabirler bulmak biraz garipti. Sanki kendi istekleriyle ölmeden önce buraya gelmişlerdi ve hiç kimsenin kim olduklarını bilmesini istememiş gibilerdi.   "Tuhaf...." diye düşündü Meng Hao. Fakat bu durum onun kabirlere sulanma ve Patriklerin adaklarını değiştirme görevine mani değildi.   Meng Hao Yarı-Tao Patriklerinin kabirlerini yağmalarken havadaki Yedinci Patrik öfkesini içinde tutmakta zorlanmaya başlamıştı.   İçindeki öfkesini tutabilmesinin tek nedeni Meng Hao'nun kabirlere geldiğinde ve giderken daima saygılı bir şekilde selam vermesi ve kabirlerin kendisine asla dokunmamasıydı.   Birkaç gün sonra Meng Hao tekrar yere indi. Bu seferki tabut ve heykelin görüntüsü onun gözlerinin şaşkınlıkla açılmasına neden oldu. Olduğu yerde duraksadı ve önündeki heykel ile mezartaşına baktı.   Şimdiye kadar yedi tane kabir ile karşılaşmıştı. Şimdiye kadar gördüklerinde herhangi bir isim yada açıklama yoktu ama şuan karşısında duran kabirde bir isim vardı!   Fang Pinqi!   Yazının şekli sonsuz bir aura yayan ankalar ve ejderhalar dans ediyormuş hissi veriyordu. İsmin altında Patriğin hayat hikayesi vardı.   Meng Hao Fang Pinqi isimli Patriğin hayat hikayesini okudu ve bu onun zihninde gürlemelere neden oldu.   Fang Pinqi'nin hikayesi tam gelişim pratiğine başladığı anı bile kapsıyordu. Ölümsüz Alemine adım attığında kendi neslindeki en önde gelen gerçek Ölümsüz olmuştu. Onun yolu daima bir Seçilmiş olarak ilerlemiş ve klan tarafından her zaman parlak bir güneş olarak görülmüştü. Antik Aleme girdiğinde on beş tane Ruh Lambası çağırmıştı.   Tarikata sayısız hizmet gerçekleştirmiş ve hatta Ölümsüzlük Harabeleri içinde yeni yollar yapmıştı. Kendi neslinin en çarpıcı üyesi olmuş ve ölümcül Ruh Lambası söndürme görevini başarıyla tamamlamış ve en sonunda da kendi neslinin Patriği olmuştu. En sonunda son Ruh Lambasını söndürmüş olmasına rağmen Tao Alemine girme konusunda başarısız olmuş ve bir Yarı-Tao Paragonu olarak kalmıştı.   Fakat diğer Paragonlar gibi çıldırarak habis biri olmamış ve çirkin davranışlarda bulunmamıştı. Bunun aksine kalbi tamamen sakin kalmış ve son elli yılını huzur içinde geçirmişti.   Bu elli yıl boyunca klanı için son nefesine kadar hala çalışmış ve en sonunda da meditasyonda hayata gözlerini yummuştu.   Bu yüzden bu kabre onun ismi ve hikayesi işlenmişti. Bu yazıda aynı zamanda Yarı-Tao Alemine dair yalın bir açıklama ve onun ne kadar korkunç olduğuna dair net bir ifade de mevcuttu.   Meng Hao hikayeyi okumayı bitirdiğinde nefesi hızlanmış bir haldeydi. Şuan ‘Yarı-Tao Paragonu’ teriminin anlamını kavramıştı.   Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatını düşündü ve aklına Ke Yunhai'nin meditasyonda ölüşü geldi. Ayrıca Ke Yunhai'nin Antik Alemin zirvesinin anlamıyla alakalı sözlerini düşündü.   "Demek zirve Antik Alem ile gerçek Tao Alemi arasında Yarı-Tao Alemi denen bir alem daha var. O Alemde, kişinin ömrü yerle bir oluyor ve kesin ölüme götürüyor. Bu yüzden insanlar deliriyor ve diğer insanların saygısına yol açan Paragon sıfatını alıyorlar. Sanki insanlar böyle bir ünvanla hitap ederek onların tamamen delirmelerinin önüne geçmeyi düşünüyor gibiler." Bir an taş tablete baktı ve ardından herhangi bir adağa elini sürmekten kendini alıkoydu. Herhangi bir şey almak yerine ellerini kenetledi ve baş selamı verdi.   Bir an sonra ise oradan ayrıldı. Yarı-Tao Patriklerinin kabirlerini geçmesi iki gününü daha aldı. Toplamda on bir mezar vardı ve sadece üç tanesine bir şeyler yazılmıştı.   Hepsi de farklı farklı tecrübeler yaşamış ama sonları hep aynı olmuştu. Bu tasvirler adeta klan için bir rahatlatma kitabı gibiydi, onları Antik Alem ile Tao Alemi arasındaki o Alem hakkında bilgilendiriyordu. O alemdeki insanlar, Yarı-Tao Paragonları, ya delirip korkunç şeyler yapmışlar yada o nesil tarafından büyük bir saygıyla tapınılmışlardı.   "Tao Alemi...." Meng Hao son kabri geçtikten sonra duraksadı ve arkasına doğru düşünceli bir halde baktı. "Gelişim yolu büyük tehlikelerden biri. Her adımda ölüm kalım krizleri baş gösteriyor. Çok az kişi... bu yolun sonuna kadar yürüyebilir." Meng Hao iç geçirdi, ardından ellerini kenetledi ve arkasında bıraktığı mezarlara doğru baş selamı verdi.   Tam oradan ayrılmaya hazırlanırken depolama çantasında bir şeyin titreştiğini hissetti. Bu, uzun süredir sessizliğini koruyan antik Şeytan Mühürleme Yeşimiydi. Şuanki titreşimin şiddeti Altıncı Nesil Şeytan Mühürleyici ile karşılaştığından bile daha yüksekti.   Aynı sırada Meng Hao atasal toprakların derinliklerinden gelen bir yoğun bir çağrı hissetti.   "Nasıl olur da Şeytan Mühürleyiciler Birliği Dağlar ve Denizlerde gömülmüş olabilir? Onlar Dokuz Dağlar ve Denizlerin Tao Felaketi yolunda yürürler. Eğer başarılı olurlarsa... Dağ ve Deniz Alemi... Şeytan Mühürleyiciler Birliğine geri dönecek!"   Bunu duyduktan sonra Meng Hao aniden titremeye başladı.   Bölüm İsmi: Şeytan Mühürleyiciler Tekrar Ortaya Çıkıyor!

51 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 949