Series Banner
Novel

Bölüm 945

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 945: Yarı-Tao Paragonları

Bölüm 945: Yarı-Tao Paragonları

Her yerin toz duman olması heykelin daha da azametli bir görünümle durmasına hizmet ediyordu.   Ayağını kaldırararak bir adım daha atarken yerin gürlemesine e daha fazla dağın yıkılmasına neden oldu.   Toz bulutları hızla dalga dalga yayılırken hayret verici bir sahne ortaya çıkartıyordu. Orta yaşlı adamın tüyleri diken diken oldu ve zihni allak bullak oldu. Bu olay hayatı boyunca karşılaştığı en inanılmaz şey olabilirdi. Aniden yüzünden kan çekildi ve inanamaz bir ifadeyle doldu.   Aniden istemsizce bağırdı, "Bu... bu... bu bir Yarı-Tao Alemi Paragonu aurası!"   Gözleri kocaman açıldı ve kalbi güm güm atmaya başladı.   Bir Yarı-Tao Paragonunun ne kadar güçlü olduğunun ve onların neyi temsil ettiklerinin gayet farkındaydı. Yarı-Tao Aleminin... Dokuz Dağlar ve Denizlerdeki hayret verici bir Alem olduğunun tamamen bilincindeydi. Bu öyle delilik ve dehşetle dolu bir alemdi ki, Dokuz Dağlar ve Denizlerdeki en güçlü uzmanlar bile bu Alemdeki insanları Paragon olarak çağırıyorlardı.   Şaşıran sadece orta yaşlı adam değildi. Havadaki Yedinci Patriğin kutsal iradesinden yaratılan yaşlı adam da ağzı açık bir halde izliyordu. Tamamen şaşkına dönmüştü ve gördüğü şeye inanmakta güçlük çekiyordu.   "Bu nasıl mümkün olabilir!?!?" diye düşünürken nefesi hızlanmış ve beyni allak bullak olmuştu. "Tao Nöbetçisi, gerçekten de... hareket ediyor!!" Aniden gözlerinin heykelin kafasında oturan Meng Hao'ya çevirdi ve onun yüzündeki hüznü başka bir gözle görmeye başladı. Bir anda nadiren şaşıran Yedinci Patriğin tüyleri diken diken oldu.   Yer sallandı ve dağlar yıkıldı. Muazzam bir gürültü havayı doldurdu ve bir toz bulutu çalkalanırken kayalar aşağı doğru yağdı.   Bölgedeki otlar rüzgarla dümdüz oldu ve yerde beliren çatlaklar hızla toz tarafından dolduruldu.   Havada Yedinci Patrik heykele sessizce bakarken nefesi hızlanmıştı.   Cılız adam ise bundan daha fazla şok olamazdı. Sarsıcı heykele bakarken beyni döndü. Ondan yayılan aurayı hissedebiliyordu ve bu durum yüzünün solmasına neden oldu. Bir an bile tereddüt etmeden kaçmaya başladı.   Bu beklenmedik olay onun baş edebileceği türden değildi. Onun düşüncesine göre Meng Hao'yu öldürmek elini sallamak kadar kolay olacaktı. Fakat bu durum biraz önce tam tersine dönmüştü.   Aniden Fang Xiushan'ın bir tane küçük nesil üyesini öldürmek için neden kendisi gibi dokuz tane uzman gönderdiğini anlamıştı. Bu sonuç aslında aldatıcı olsa da onun düşüncesine göre cevap gayet netti.   "Lanet olsun! Nasıl işler bu hale geldi! Fang Xiushan, piç herif beni kandırdın. Benim gibi tek sönük Ruh Lambasına sahip birini Yarı-Tao Paragonu tarafından korunan bir gelişimciyi öldürmek için mi gönderdin? Neden bu canavar Fang Hao'nun Tao Nöbetçisini hayata döndürebileceğini önceden söylemedin!?!?" Adam bütün hızıyla geri çekiliyordu.   Fakat tam kaçmaya başladığı sırada heykelin bakışları toz bulutunun içine bıçak gibi saplanarak doğruca adamın üstüne geldi.   Heykelin gözleri ona doğru dikildiği anda adamın zihninde gök gürültüleri yankılandı. Kalbinde şiddetli bir ölümcül kriz hissi yükseldi ve adam avazı çıktığı kadar bağırdı. Aniden kan tükürdü ve kaçmak için gizli bir büyüyü serbest bıraktı.   Adam korkmuştu. Bir Antik Alem uzmanı olarak korkutucu durumlarla pek sık karşılaşmazdı ama şuan ölümüne korkmuş haldeydi. Aslında bu korku ve dehşet kemiklerine kadar işlemişti.   Bir Yarı-Tao Paragonunun ne kadar korkunç olabileceğini biliyordu. Yıllar önce böyle bir bireyin yıkıcı ve vahşi gücüne bizzat şahit olmuştu.   Dehşete düşmemesine imkan yoktu. Heykelin uyanışı onun kafasını döndürdü ve heykele dair duyduğu efsaneler aklına geldi.   "Gerçekten de... insanlık dışı bir canavarı kışkırttım! Bunun olduğuna inanamıyorum!!" O anda inanılmaz bir pişmanlık hissetti ve buradan çıkabilirse Fang Xiushan'a hayatı zindan edeceğine dair kendi kendine yemin etti.   Fakat tam o anda devasa heykelin büyük kılıcın elleri yere saplanmış olan büyük kılıcın üzerinde kenetlendi. Çatırtı ve gümbürtü sesleriyle beraber kılıçtan dört bir yana doğru yarıklar yayıldı. Aniden büyük kılıç... yerden dışarı çekildi!   İki eliyle kılıcı kaldırırken heykelin gözleri buz gibi soğuktu. Ardından kılıcı salladı ve kılıç yıldırım hızıyla adama doğru indi.   Kılıç tüm dünyanın sessizliğe bürünmesine neden oldu.   Kaya çöküntüleri herhangi bir ses çıkartamadı. Yıkılan dağlar sessizdi. Toz bulutları korkunç bir sessizlikle çalkalandı. Sanki... zaman o sırada durmuştu.   Kaçmakta olan adam da havada duraksadı, yüzünde dehşet ve hayret ifadesi vardı. Göz bebekleri donmuştu ve arkasındaki dokuz Ruh Lambası hareketsizdi. Sanki o anda tüm dünya hareket kabiliyetini yitirmiş gibiydi.   Hareket eden tek şey heykelin büyük kılıcıydı. Kılıç aşağı doğru keserken adamın alnından kan sızdı, ardından burnuna kaydı ve ardından çenesine ulaştı. En sonunda kılıç adamın göğsünü geçerken eş zamanlı olarak Ruh lambaları da parçalandı.   Dünya normale döndü. Terakota askerinin büyük kılıcı bir kez daha yere saplanırken yerin titremesine ve sallanmasına neden oldu. Ses normale döndüğünde havadaki orta yaşlı adamın vücudu tamamen ikiye ayrılmış ve bütün Ruh Lambaları yok edilmişti.   Adamın sahip olduğu sayısız büyülü eşya parçalanmış ve adamın et ve kanıyla beraber savrulmuştu.   Adamın bu hamleye karşı herhangi bir direnç göstermesi mümkün olmamıştı. Kaçınmak bir yana, çaba bile gösterememişti.   Kanlar saçılırken Gelişen Mabudu, Ruh Lambaları, her şeyi... yok olmuştu.   Ondan tek geriye kalan şey depolama çantasıydı ve o da uçarak Meng Hao'nun önüne geldi.   Meng Hao heykelin üzerinde sessizce oturuyordu.   Havada, Yedinci Patrik derin bir nefes aldı. O bile heykele baktığında bir korku hissiyatı yaşadı ve aynı zamanda o kılıcın ne kadar şok edici be korkunç olabileceğini anladı.   "O kılıç Gök ve Yerin doğal kanunun yerine geçebilen kendi Tao'suna sahip! O kılıç... Tao'ları bölebilir, doğal kanunları bölebilir... var olan herhangi bir şeyi bölebilir!   "Bu kesinlikle bir Yarı-Tao Paragonunun gücü!! Fakat... o bariz bir şekilde bir heykelden fazlası değil! Eğer bir heykel bu kadar güçlü olabiliyorsa, o zaman onu yaratan kişinin gücünü hayal etmek bile zor!   "Tahminimce... sadece gerçek Tao Aleminde olan ve aynı zamanda bazı nadir Göksel materyallere yada Dünyevi hazinelere sahip birisi böyle bir şey yaratabilir. Ama... bu tip hazinelerle bir Tao Alemi gelişimcisi için daha kullanışlı şeyler yapılabilirdi ve bu daha mantıklı olurdu." Heykele bakmak bile Yedinci Patriğin kalbinin titremesine neden oluyordu.   Yarı-Tao Alemi gelişimcilerinin... bir grup manyak olduklarını biliyordu. Onlar herhangi bir kişiyi görmezden gelebilecek delilerdi; onlar kimsenin kızdırmayı göze alamayacağı tiplerdi.   Onlar yıllarca hazırlık yapmış, ölümcül Ruh Lambalarını birer birer aşmış ve Antik Alemin zirvesine ulaşarak umutla dolmuş kişilerdi. Ama son Ruh Lambasının sönmesiyle birlikte Tao Alemine giremeyecek ve orada, Tao Aleminden bir adım uzakta sonsuza kadar kalacak kişilerdi. Onların ömürleri paramparça olmuştu ve sadece onlarca yılları kalacaktı. Bu tip insanlar... Yarı-Tao Aleminde olan insanlardı!   Onlar ölüme mahkumdu ve Gök ve Yerdeki hiçbir şey tarafından kurtarılamazlardı. Bu nedenle Tao Aleminin bir adım uzağında sıkışıp kalmış halde delirirlerdi ve belli bir seviyede Tao Özüne sahip olan saygı ve korku duyulan kişilerdi. Kimse onları kızdırmaya cesaret edemezdi ve herkes onlara Paragon olarak hitap ederdi.   On binlerce yıldır Fang Klanında sadece on bir kişi bu mertebeye ulaşabilmişti. Bunlardan bazıları delirerek katliamlar yapmıştı. Bazıları ise sessizce hayatlarının sona ermesini beklemişti.   Büyük Kıdemli, Fang Klanının atasal topraklara gömülen geçmiş Tao Alemi Patriklerinden bahsederken onları Yarı-Tao Paragonları olarak anardı! Bunların arasında gerçek Tao Alemi uzmanı olabilen tek kişi birinci nesil Patrikti!   Ke Yunhai de bu son adımda başarısız olan biriydi. Fakat onun gelişim merkezi korkunç bir derinliğe sahipti, başarısızlığından sonra, gerçek Tao Alemine bir adım uzaktayken, başarısız bir ömürden sonra bile.... oğlunu korumak için hayatını yıllarca uzatmayı başarmıştı.   O zaman onun savaş hünerleri Antik Alemin ötesine geçmişti ve aslında Tao Aleminde sayılabilecek düzeydeydi.   Onun son Ruh Lambası, bir ejderha gövdesine ve bir anka fitiline sahip olan lamba, beraber gömüldüğü lambanın ta kendisiydi!   O, lambayı kullanarak terakota askerlerini yapmıştı ve bu nedenle Ke Yunhai'nin hayat kuvvetini içinde barındırıyordu. Sonuç olarak askerler inanılmaz güçlü olmuşlardı!   Yedinci Patrik korkuyla heykele bakarken nefesi hızlanmıştı. Kendisi bir Tao Alemi uzmanı değildi; o sadece Antik Alemdeydi. Fakat on beş tane Ruh Lambası çağırmıştı ve şimdiye kadar onlardan on üç tanesini söndürmüştü.   "Sadece Kıdemli Kardeş, Yeryüzü Patriği, Tao Alemi gelişim merkezi ile bu heykeli bastırabilir. Bunu başka kimse başaramaz. On dört tane sönmüş Ruh Lambasına sahip İkinci Büyük ve Üçüncü Büyük bile başaramaz. Onların söndürmeleri gereken sadece birer lambaları var ama yine de bu heykele rakip olamazlar. Ne de olsa onlar sadece Antik Alemdeler!"   En şaşırtıcı olan ise Fang Klanının bu Tao Nöbetçisinin gerçekte Meng Hao'yu koruyor olmasıydı!   "Bu çocuk gerçekten de Tao Nöbetçisini harekete geçirmeyi başardı! Bunu nasıl yapabildi? Neden bunu başarabildi? Önceki özgüvenli halini düşününce, heykelin kendisi için dövüşeceğinden ve onu koruyacağından emin olduğu belli.   "Bu... kelimenin tam anlamıyla inanılmaz!" Yedinci Patrik aşağıda olup bitenleri izlerken kuşkulu bir nefes aldı. Neler olup bittiğini anlamasına imkan yoktu ve eğer kutsal iradesiyle buna bizzat şahit olmasaydı, eğer bunu daha sonra başkalarından dinleseydi kesinlikle mantıksız bir palavra olarak görecekti.   Ama olaylar burada gözlerinin önünde gerçekleşmişti.   Meng Hao heykelin kafasına hafifçe vurdu. Yavaş yavaş etraf sessizliğe bürünmeye başladı. Toz bulutları dağıldı ve her şey normale döndü. Meng Hao kafasını kaldırdı ve Ke Yunhai'nin değerli anılarını kalbinin derinliklerine geri gönderdi. Bazen bir nesne insana birini hatırlatabilirdi. Bir şekilde Ke Yunhai'nin ölümüne mani olamadığı anıları onu hüzünle doldurdu.   Gözlerini uzun bir süre kapalı tuttuktan sonra geri açtı. Bakışlarını altındaki heykele çevirdi. Ona göre bu heykel sadece bir terakota askeri değil, Ke Yunhai'den geriye kalan değerli bir yadigardı.   "Gidelim," dedi yumuşak bir sesle. "Birlikte Fang Klanının atasal topraklarına bir göz atalım." Gözleri pırıldayan heykel havalandı ve Meng Hao'yu atasal topraklara doğru götürdü.   Bu basit hareket Yedinci Patriğinin adeta gözlerinin yerinden çıkmasına neden olacaktı. Neredeyse şaşkınlıktan bağıracaktı.

52 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 945