Series Banner
Novel

Bölüm 930

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 930: Güneş Yükseliyor!

Bölüm 930: Güneş Yükseliyor!

Şafak vakti gelip çatmıştı. Her yer simsiyahtı ve bütün gözler doğuya çevrilmişti!   Gözünü doğuya çeviren sadece Doğu Miraç Köşkü içindeki grup değildi. Parlakay Gölü kıyısındaki, bütün atasal konaktaki ve hatta bütün Doğu Zaferi gezegenindeki Fang Klanı üyelerinin hepsi şuan bekliyorlardı.   Fakat Doğu Miraç Köşkünde Meng Hao ‘Fang Yu,’ ismini duyduğu anda ifadesi aniden değişmişti. Gözleri kocaman açıldı ve bakışlarını Sun Hai'ye çevirdi.   Sun Hai biraz utanmış gibiydi. Fang Yu'dan bahsettiğinde mutlu hissetti ve yüzünde özlem dolu bir ifade belirdi.   "Kızın ismi Fang Yu mu dedin?" diye sordu Meng Hao. Nefesi hızlanmaya başladı ve aniden son derece kötü bir hissiyata kapıldı.   "Evet, Fang Yu," diye cevapladı Sun Hai başıyla onaylayarak. "Onun ismi Fang Yu. O bir Fang Klanı üyesi ama aynı zamanda bir İmparator Ölümsüz Kilisesi öğrencisi." Hissettiği mutluluk daha da arttı ve bu sırada Meng Hao'nun yüzündeki ifade değişimini fark etmedi.   "Kıdemli Kardeş Meng, bundan sonrası sende," diye devam etti. "İhtiyacın olan ruh taşları konusunda ise elime geçtiği anda sana onları ödeyeceğim. Kıdemli Kardeş Meng, lütfen, lütfen ona benimle ilgili iyi şeyler söyle...."   Meng Hao'nun ifadesi tekrar değişti. Şuan boş boş bakıyordu.   Gerçeği kabul etmeye gönüllü değildi, başka bir soru sordu.   "Onun ismindeki Fang'ın yazılışı Fang Klanındaki Fang gibi mi? Ve Yu karakteri, ‘güzel yeşim’ anlamında mı?"   "Evet, aynen öyle!" dedi Sun Hai kendinden geçmiş gibi. "O gerçekten de güzel bir yeşim parçası gibi."   Meng Hao'nun kalbi güm güm atmaya başladı. "İmparator Ölümsüz Kilisesine katılalı iki yıldan az mı oldu?" diye sordu hala duyduklarına inanmayı reddederek.   "Eee? Nereden bildin? Aynen öyle! İmparator Ölümsüz Kilisesine katılalı iki yıl bile olmadı! Fakat Küçük Kız Kardeş Fang'ın gizli yeteneği şok edici seviyede. Onun geleceğinin ne kadar büyük olacağını net olarak söylemek bile imkansız." Sun Hai iç geçirdi.   "Sen...." Meng Hao'nun alnında mavi kan damarları şişti ve Sun Hai'ye hiddetle baktı.   Sun Hai nihayet onun garip ifadesini fark etmişti.   Şaşırarak hemen konuştu, "Kıdemli Kardeş Meng, endişelenme. Sun Hai bu iyiliğini asla unutmayacak. Eğer Fang Yu ile evlenirsem seni kesinlikle düğünüme çağıracağım...."   Meng Hao'nun zihni ablası Fang Yu'nun çabuk yükselen sinirli kişiliğini düşününce uğultuyla doldu. Eğer Sun Hai'ye böyle bir söz verdiğini öğrense, onu bir dahaki görüşmelerinde kaç kez daha döveceğini söylemek imkansız olacaktı.... Bir anda kendini dünyadaki en büyük aptalmış gibi hissetti. Aslında... ablasını bir anlamda birilerine ayarlamaya çalışıyordu....   Sun Hai daha sonra devam etti ve konuşurken giderek heyecanlanıyordu.   "Eğer bir oğlum olursa onun manevi babası bile olabilirsin!   "Karı koca olarak senin bu yaptığın iyiliği hayatımızın sonuna kadar unutmayacağız.... Hepsi senin sayende olacak, Kıdemli Kardeş Meng....   "Oh, Kıdemli Kardeş Meng, acaba Fang Yu'nun hangi soydan olduğunu araştırmama da yardım eder misin? Daha sonra oraya resmi bir ziyaret yapmayı planlıyorum...."   "Kapa lan çeneni!" diye kükredi Meng Hao. Bu ihtimali düşünemediği için kendini tam bir aptal gibi hissediyordu. Onun bu ani parlaması köşkteki birçok kişinin ona bakmasına neden oldu. Sun Hai şaşırdı, Meng Hao'nun neden bu kadar öfkelendiğini anlayamamıştı.   Meng Hao uzandı, onu tuttu ve yakınına doğru çekti. Dişlerini sıkarak Sun Hai ile göz göze geldi. Sun Hai'nin tüm bunları bilerek yaptığına, onun için bir çukur açtığına ve ardında onu aşağı ittiğine emindi.   Evet! Kesinlikle bilerek yapmıştı!   "Senin kız kardeşin var mı?" Meng Hao dişlerini sıkarak sordu.   Sun Hai bir an afalladı. Şuan hissettiği şey Meng Hao'nun adeta öfkeden kudurduğuydu.   "Ah... evet, evet bir kız kardeşim var, o-"   "Hanginiz daha orospusunuz, sen mi kardeşin mi!" Meng Hao sözünü gürültüyle kesti. "Soytarı! Beni kandırmaya cüret gösterebildiğine inanamıyorum!!" Gözleri kan çanağına dönmüştü ve kalbi öfkeyle taşıyordu. Hayatı boyunca hep dolandıran taraf kendisi olmuştu ve Sun Hai'nin bir şekilde kendisine dümen hazırlayabileceğini hiç düşünmemişti.   Özellikle bir çöpçatan olma sözü verdiğini düşününce tam anlamıyla kandırıldığını hissediyordu. Meng Hao ister istemez kalbinden bir iç geçirdi. Ablasının aşk hayatına karışmaya cüret etmesine imkan yoktu. Onun sinirli mizacı aklına gelince başına ağrılar girmeye başlıyordu.   "Seni kandırmadım!" dedi Sun Hai kafası karışmış bir halde. "Gerçekten de bir kız kardeşim var. Onun ismi Sun Chan." Meng Hao'nun öfkesinin alevlenmesi onu gerçekten de şaşırtmıştı. Biraz önce herşey yolunda giderken aniden öfkeden deliye dönüvermişti. Sun Hai bir anda Fang Yu ile Meng Hao'nun bazı açılardan birbirlerine çok benzediklerini hissetti.   Meng Hao öfkeyle yanıyordu ve tam konuşmaya devam edecekken aniden dışarıdaki karanlık aydınlanmaya başladı.   Işık aniden yayılarak karanlığı paramparça etti. Güneş ışıkları dört bir yana yayıldı ve kudretli bir güç aniden gecenin karanlığını bastırdı.   Karanlık ve ışık birbiriyle temas ettiği anda, beyaz ve siyahın çarpışmasıyla dünyadaki bütün gözler... doğuya, ışık ışınlarının kaynağına kilitlendi.   "Orada! Doğu Miraç Güneşi!"   "Doğu Miraç Güneşi her yüzyılda bir yükselir. Yüzyıllık döngü bugün dönüm noktasında! Güneşin Doğu Zaferi gezegenine en yakın olduğu zaman!"   "Eğer Doğu Miraç Güneşinin ışığında yıkanırsan dünyevi vücudun inanılmaz bir güç noktasına ulaşabilir!"   Konuşma uğultuları yayılırken tüm Doğu Zaferi gezegeni aniden tarifsiz, kavurucu bir sıcaklıkla doldu. Sanki tüm gezegen ateşin içine düşmüş gibiydi!   Yerden siyah dumanlar yükseldi ve su kaynaklarından buharlar taştı. Yeryüzü sanki sıcaklık tüm gezegeni etkiliyormuş gibi dalgalanmalarla doldu.   Doğu Miraç Güneşi... yükseliyordu!!   Meng Hao bile Sun Hai'yi unutup kafasını kaldırmıştı.   Bu sahne hemen zihninin dönmesine neden oldu çünkü güneş... net bir şekilde doğudan yükseliyordu ve normalde olması gerektiği gibi yavaş yavaş yükselmesi beklenirdi. Fakat Meng Hao bakışlarını o yöne çevirdiği anda gördüğü şey... bir öğle vakti güneşiydi!   Sanki güneşin ufuktan gökyüzünün ortasına yükselmesi birkaç nefeslik sürede olup bitmiş gibiydi.   Aslında bu Doğu Miraç Güneşinin değil Doğu Zaferi gezegeninin hareketiydi. O anda bazı akıl ermez yöntemler tüm gezegenin dönmesine ve açıyı ayarlayarak Fang Klanı atasal konağının güneşe en yakın noktaya sabitlenmesine neden olmuştu!   Şuan gezegen güneş ile birlikte hareket ediyordu, yani... Doğu Miraç Güneşi gökyüzündeyken normal bir gün 24 saat olmayacak, gün ışığı 36 saat devam edecekti!   36 saat sonra Güneş uzaklaşmaya devam edecek ve artık Doğu Zaferi gezegenine en yakın noktada olmadığında gezegen de normal haline dönecekti.   Bu durum Doğu Miraç Güneşi yükselişinin sonu anlamına gelecekti. Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki diğer üç büyük gezegendeki insanlar da bundan biraz yarar sağlayabilirlerdi ama onlar daha uzak olduklarından Doğu Zaferi gezegeni kadar kazanç sağlayamayacaklardı!   Güneşin yükseliş aşaması sadece bir an sürdü ve bundan sonraki 26 saat boyunca öğle vakti olacaktı!   Bu sahne uzaydan bakınca daha da net görünüyordu. Doğu Zaferi titrek ışıklarla dumanlar saçar bir şekilde duruyordu, adeta erimenin eşiğinde görünüyordu!   Doğu Zaferi gezegenini erimenin eşiğine getiren güç... tüm yıldızlı gökyüzünü aydınlatan parlak, ışıltılı ışık sahasından geliyordu!   Işık doğudan parlayarak tüm yıldızlı gökyüzünü sardı ve gücü dokunduğu herşeyi çözüyordu.   Sayısız meteor ve yıkıntı ardından hiçbir iz bırakmadan adeta buharlaşıp gitmiş gibi ortadan kayboldu.   Eğer bu ışığın içinde kudretli bir figür dursa, Doğu Zaferi gezegeninin doğusundaki simsiyah uzay boşluğunun içinde aniden rakipsiz bir büyüklükte göksel cisim belirdiğini görebilirdi!   Bu göksel cisim kızıl renkteydi, sanki lavadan yaratılmış gibiydi ve şiddetli bir ışık ve ısı yayıyordu. Bu cisim... güneşti!!   Bu, Dokuz Dağlar ve Denizlerin dışında bulunan iki göksel cisimden biriydi. Güneş!   Dokuz Dağlar ve Denizlerin dışında devasa bir güneş ve büyük bir ay vardı. Bu cisimler bütün dağ ve denizlerin etrafında belli bir yörüngelere sahiplerdi. Sayısız yıldır bu döngülerine devam ediyorlardı ve görünüşe göre de sonsuza kadar buna devam edeceklerdi.   Dokuzuncu Dağ ve Denizin pozisyonu yüzünden, o ve Birinci Dağ ve Deniz şuan ay ve güneş ışıklarıyla yıkanan yerlerdi. Doğu Zaferi gezegeni ise Dokuzuncu Dağ ve Denizde güneşe en yakın olan gezegendi.   Şuan Doğu Zaferi gezegeni ile güneş arasındaki uzay boşluğunda hayatta kalabilecek gelişimci sayısı çok azdı. Bunu ancak Dokuzuncu Dağ ve Denizin Tao Alemi uzmanları başarabilirdi!   Bu güneş ışığıyla yıkanma anını uzun süredir bekleyen kudretli figürler de vardı ve bundan iyi talih elde etmeyi arzuluyorlardı.   Güneş yükseldiği anda Doğu Zaferi gezegeninden sayısız gelişimci gökyüzüne doğru fırlayarak güneş ışığını hissetmeye, onunla yıkanmaya yeltendiler.   Bu insanlar güneş ışığında yıkanmak için Fang Klanına giremeyen kişilerdi ve ancak başka bölgelerde daha düşük seviyeli versiyonlarını tecrübe edebileceklerdi.   Tabii ki, Fang Klanının atasal konağında bulunan Doğu Miraç Köşkü, Doğu Miraç Güneşine en yakın noktaydı. Şuan tüm gezegende orası ne arzu duyulan yerdi.   Yıldızlı gökyüzüne adım atmak dışında güneş ışığından yıkanmak için Doğu Miraç Köşkünden daha iyi bir yer yoktu. Tabii ki Tao Aleminin altında olan birisi yıldızlı gökyüzünde güneş ile ölmeden yüzleşmeyi başarması imkansızdı.   Bu yüzden Doğu Miraç Köşkünün şuan ne kadar değerli olduğunu hayal etmek çok kolaydı.   Aynı sırada Fang Klanı Kıdemlileri 30,000 güçlü uzmanla bacaklarını çaprazlayarak oturmuş ve muazzam bir büyü formasyonunun dış hatlarını oluşturmuştu. Büyü formasyonu etkinleştiğinde devasa bir ışık sütunu havaya yükseldi!   Işık sütunu Parlakay Gölünün etrafını sardı. 9,000 metre genişliğe sahipti ve yerden Göklere doğru fırlarken adeta gezegen ile Gökleri birbirine bağlayan bir ip gibi görünüyordu. Bu ışık ışını bir yabancının bu bölgeye girmesini imkansız kılıyordu ve burada zaten yüksek olan Doğu Miraç Güneşi gücünü daha da kuvvetlendiriyordu!   9,000 metrelik ışık ışınının içindeki insanların aşağı yukarı yüzde doksanı Fang Klanı üyesiydi. Diğerleri ise yakın zamanda Doğu Zaferi gezegenine gelmiş olan Seçilmişlerdi.   Sadece ışığın içinde bacaklarını çaprazlayıp otursan ve gökyüzüne yükselmesen bile hala dünyevi vücudun inanılmaz bir ilerleme kaydedecekti. Ana soru kişinin ışığın içinde ne kadar kalabileceğiydi. Eğer bir kişi sınırlarını zorlarsa tüm vücudu yanıp kül olabilirdi.   Tabii ki gerçek anlamda güçlü uzmanlar sadece yerde oturup kalmakla yetinmeyeceklerdi. Onlar havaya uçmayı tercih edeceklerdi. Ne kadar yükseğe uçarsan Doğu Miraç Güneşine o kadar yaklaşmış olacaktın. Eğer bir kişi gezegen ile dış uzay arasındaki sınıra kadar ulaşabilirse inanılmaz bir fayda sağlayacaktı.   Ne yazık ki yıllar boyunca Tao Aleminin altında olup da bu noktaya ulaşabilen biri hiç çıkmamıştı.   Dahası, o noktanın tam olarak neresi olduğunu söylemek de imkansızdı!   Bazıları bunun 150,000 metrede olduğunu söylüyordu. Onların bu düşüncelerinin temelini 150,000 metrede gökyüzünün artık mavi değil, koyu mor renge dönmesiydi. Bazıları ise bu sınırın 300,000 metrede olduğunu düşünüyordu ve bunun nedeni de o noktada gökyüzü siyahtı ve o bölge ile yıldızlı gökyüzü arasındaki farkın çok az olmasıydı. O noktadan birisi aşağı baktığında tüm gezegeni ayaklarının altında görebilirdi.   Bazı kişiler bu sınırın 600,000 metre olduğunu savunurken bazıları ise 900,000 metre diyordu. Birçok tahmin vardı. Fakat kimse kesin bir değerlendirme yapamıyordu. Ne de olsa gezegeninkendi boyutu aslında bu konuyla doğrudan alakalıydı.   Bu nedenle, Doğu Zaferi gezegeni Göklerinin tam yüksekliğini ölçmek zordu.   Fang Klanına göre gökyüzü ile gezegen arasındaki hudut noktası 300,000 metredeydi!   Şuan Tao Aleminin altındaki hiçkimse 300,000 metre sınırına uçmayı başaramazdı!

52 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 930