I Shall Seal The Heavens - Bölüm 918: İstisna!
Bölüm 918: İstisna!
"Bir gerçek Ölümsüz gücünün yüzde onu mu!? Zayıf!" Arkasındaki kişiyi tamamen görmezden gelen Meng Hao soğukça gülümsedi ve yumruğunu sıktı. Yumruğunu savurduğunda bir patlama çınladı ve kazan parçalandı. Bu yumruk daha sonra Fang Hong'a doğru devam etti.
Bir patlama daha duyuldu. Acıyla iki büklüm olurken dudaklarından kan sızdı. Meng Hao'nun yumruğu çok vahşiydi ve geriye doğru sendeleyen Fang Hong'un qi geçitleri parçalanmıştı. Onun bir kadın olması önemli değildi, Meng Hao her zamanki gibi soğuktu.
Ona yumruk attıktan sonra uzaklardan üzerine doğru gelmekte olan gruba doğru buz gibi suratını çevirdi.
"Meng Hao, seni velet! Bu ne cüret!" Havada altı kişi uçuyordu. Üçü gelişim merkezi Ölümsüz aleminde olan beyaz saçlı yaşlı adamlardı. Ortadaki kişi bariz şekilde diğerlerinden daha güçlüydü ve Ölümsüz Aleminin zirvesindeydi.
Biraz önce konuşan kişi oydu.
Üç yaşlı adamın arkasındaki iki maskeli gelişimciden birisinin gelişim merkezi gizliydi ve ne kadar derin olduğunu görmek imkansızdı. Fakat yaydığı ıssız, canice aura çok güçlüydü ve özellikle sanki Fang Klanı insanlarını öldürmek onun işiymiş gibiydi.
Grubun sonuncusu ise Fang Yunyi idi!
Olduğu yerde kalmasını söyleyen kişi oydu.
Biraz önce konuşan yaşlı adam ise sözleri henüz yankılanmaya devam ederken aniden Fang Hong'un yanında belirivermişti. Hemen onu kollarına aldı ve birkaç tane tıbbi hap verdi.
Fang Hong'un yüzü soluktu ve titriyordu. Ağzından kan geliyordu ve tıbbi hapları yutup yutmadığı belli değildi.
"Dede," dedi acı bir gülümsemeyle, "qi... qi geçitlerim...."
Yaşlı adam onun qi geçitlerinin parçalandığını zaten fark etmişti ve ona cevap verdi, "Endişelenme. Deden bunu düzeltecek!" Bununla birlikte öldürme arzusu dolu bakışlarını Meng Hao'ya dikti.
"Bu ne cüret! Nasıl olur da klanın içinde insanları katledersin! Seni klan zindanına göndermeye gerek yok, bizzat burada senin işini bitireceğim!" Bununla birlikte diğer iki yaşlı adam onunla eş zamanlı olarak Meng Hao'ya doğru yaklaşmaya başladı.
"Şu timsah! Onu da öldürün!" İki maskeli gelişimci hemen timsaha doğru yöneldiler. Bay Chen aniden yüzünde endişeyle Fang Hong'un yanına geldi.
Fang Yunyi'nin yüzünde soğuk bir gülümseme vardı ve içten içe nihayet Meng Hao'yu hazırlıksız yakaladığı için delice bir neşe vardı. Bu sefer Meng Hao'nun kesinlikle öleceğini düşünüyordu.
"Altıncı Dedeydi, değil mi?" Meng Hao olduğu yerde durarak üzerine doğru gelen diğer iki yaşlıyı tamamen görmezden geldi. "Bir şey soracağım, beni birini katlederken gördünüz mü?" Depolama çantasına vurarak kimlik madalyonunu çıkarttı.
"Ben saf soyun en büyük torunuyum. Babam Fang Xiufeng ve Büyük Kıdemli benim Üçüncü Dedem. Eğer beni öldürmeye cüret ederseniz klan kurallarını çiğnemiş olursunuz. Klan kurallarını ihlal eden herhangi biri ölümle cezalandırılır!" Sesi yankılandığında ona doğru gelen iki yaşlı aniden duraksadılar ve yüzleri tereddütle titreşti.
"Ben havada mutlu mesut uçuyordum," diye devam etti Meng Hao sakince, "o sırada bu klan üyeleri şu yabancıdan beni durdurmasını istediler. Ardından benim kim olduğumu gördükten sonra beni saygıyla selamlamayı reddettiler. Görünüşe göre bu insanlar klan kurallarını iyi bilmiyor. Bu yüzden ben de onlara ufak bir ders verdim. Altıncı Dede, aniden bir görme problemi mi yaşamaya başladın?" Olduğu yerde soğuk bir ifadeyle durdu.
"Öldürün onu!" Fang Hong'un dedesi soğuk bir homurdanmayla ikinci kez bağırdı. Bu sözlerin ardından diğer iki yaşlı adam dişlerini sıktılar ve Meng Hao'ya doğru ilerlemeye devam ettiler.
Meng Hao'nun yüzü titreşti ve geriye çekildi. Daha yaşlı adamlar ona yaklaşamadan önce avucuyla göğsüne vurdu ve bir ağız dolusu kan tükürdü, ardından acı dolu bir feryat koparttı. Aynı sırada depolama çantası yırtılarak açıldı ve Nirvana Meyvelerinin içinde bulunduğu yeşim kutu dışarı çıktı.
Daha sonra ise avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı, "Benim Nirvana Meyvelerimi çalmak istiyorsunuz! Büyük Kıdemli! Üçüncü Dede! Birileri Nirvana Meyvelerimi çalmaya çalışıyor!"
Gelişim merkezinin bütün gücünü kullanarak sesini çok uzaklara kadar gönderdi.
Büyük Kıdemli ona meyveleri verirken eğer birisi bu meyveleri ondan çalmaya çalışırsa o kişiyi anında imha edeceğine dair yemin etmişti. Meng Hao'nun sesi klan boyunca yankılanırken birçok kişinin kulağına ulaştı. Meng Hao'yu öldürmek için gelen iki yaşlı adma aniden duraksadılar ve yüzleri düştü.
Fang Hong'un dedesinin bile yüzü düştü ve dişlerini sıktı.
"Anladım!" diye bağıran Meng Hao bir yanda da geriye çekiliyordu. "Benimle aynı nesilden olan klan üyelerinin beni gökyüzünden aşağı çekmelerinin nedeni... Nirvana Meyvelerimi çalmak için şu yabancı hizmetçiyle işbirliği içinde olmasıydı!!
"Sizi lanet olası suçlular! Nasıl bu kadar pervasız olabilirsiniz! Nasıl Nirvana Meyvelerimi çalmaya çalışırsınız!
"Büyük Kıdemli, kurtar beni! Üçüncü Dede, eğer hemen gelmezsen Nirvana Meyvelerim çalınacak! Üçüncü Dede, Büyük Kıdemli, KURTAR BENİ!"
Onun bu bağırışları daha önce dövdüğü üç gencin öfkeden tekrar kan tükürmelerine neden oldu.
"Saçmalamayı kes!" diye bağırdı Fang Hong ağzında kanlarla. O da sinirlenmeye başlamıştı. "Seni uçarken gördük ve sadece gözümüzün önünden çekilmeni istedik! Nirvana Meyvelerinle hiçbir alakamız yok!"
"Seni sivri dilli bela!" diye bağırdı Fang Hong'un dedesi. "Sen Fang Klanından değilsin! GEBER!" O Meng Hao'nun üzerine doğru gelirken Büyük Kıdemli henüz ortalarda yoktu.
Meng Hao'nun gözleri soğukça pırıldadı ve aniden sağ elini kaldırdı. Yıldırım Kazanı ortaya çıktı. Bu kritik anda yüzü aniden düşen Fang Yunyi'ye doğru baktı.
Güüümm!
Aniden yerlerini değiştirdiler ve Meng Hao uzaklardan yaşlı adamın avucunun Fang Yunyi'ye vurmasını ve onun acı dolu bir feryat kopartmasını izledi.
Yaşlı adam son anda avucunu geri çekti ve Meng Hao'ya döndü. Tam tekrar saldırıya geçecekken aniden onlarca ışık ışını o tarafa doğru gelmeye başladı.
"6. Büyük Amca, Büyük Kuzenim, Hao'er'in güvenliğini bana emanet etti. Eğer ona dokunmaya cüret edersen bütün soy üyelerini yok ederim. En kötü senaryoda, daha sonra bütün ailemi alır ve Büyük Kuzenimin yanına Güney Gök gezegenine giderim!" Bu konuşan kişi Meng Hao'nun 19. Amcasıydı ve doğrudan Meng Hao'nun önünde durmuştu. Soğuk gözlerle Fang Hong'un dedesine bakıyordu.
Olay yerine ışık ışınları inmeye devam ediyordu. İki tane orta yaşlı adam maskeli gelişimcileri durdurarak timsahı ölümden kurtarmışlardı.
Göz açıp kapayıncaya kadar işler tam tersine dönmüştü. Meng Hao'nun etrafı onlarca gelişimci tarafından kuşatılmıştı. Fakat 19. Amcanın 6. Büyük Amca diye seslendiği kişinin de yanına yeni insanlar gelmişti.
Bu sözlü düello sırasında aniden atasal konağın derinliklerinden Büyük Kıdemli Fang Tongtian'ın kadim sesi yankılandı.
"Yeter. Fang Hong, Fang Tao, Fang Hai ve yoldaşları. Siz klanın kıdemlilik kurallarını çiğnediniz. On gün boyunca Ateş Writen Çukurda cezalandırılacaksınız!"
"Fang Hao klan üyeleri sana saygısız davranmış olsa da böyle vahşice saldırmana gerek yoktu. Sen de on günlük Ateş Eriten Çukur cezası alacaksın!"
"Cezalar hemen uygulanacak!"
Büyük Kıdemlinin sesi yankılandığı anda Fang Hao ve diğerlerinin yüzleri bembeyaz oldu. Ateş Eriten Çukurun diğer adı Cehennemdi ve orada geçecek on gün adeta canlı canlı yüzülmek gibi olacaktı.
Meng Hao'nun soyundan olanlar ve 6. Büyük Amca da dahil bölgedeki hiçbir klan üyesi sesini çıkartamadı. 6. Patriğin gözleri titreşti ve dilini tuttu.
Fakat Meng Hao hemen ağzını açtı.
"Üçüncü Dede, Büyük Kıdemli, um... Ruh İksirim neredeyse bitti! Neredeyse Nirvana Meyvelerini özümsemeye hazırım, bu yüzden Ateş Eriten Çukura gitmek için zamanım yok. Bakın, eğer bir istisna yaparsanız cezamı daha sonra çekebilirim. Ne diyorsunuz?"
Meng Hao'nun sözleri mutlak bir sessizlikle karşılandı. Kimse Büyük Kıdemlinin emirlerine karşı çıkmaya cesaret edemezdi. Fang Hong ve arkadaşlarının gözleri kocaman açılmıştı. Onların düşüncesine göre Meng Hao fazla yüzsüzdü. Bölgedeki diğer Kıdemliler bile ona şaşkın şaşkın bakıyorlardı.
Fang Yunyi keyiflendi ve içten içe gürültülü bir kahkaha koparttı. Meng Hao'ya karşı olan nefreti yüzünden, onun Büyük Kıdemliye söyledikleri karşısında sevinmişti ve Meng Hao'nun daha fazla ceza almasını iple çekiyordu.
"Sessiz ol!" diye fısıldadı 19. Amca. Meng Hao'nun çevresindeki diğer klan üyeleri de onun bu sözlerini kaba ve fevri bulmuşlardı.
"Ne?" dedi Büyük Kıdemli. Meng Hao'nun konuşma cesareti göstereceğini hiç düşünmemişti ve onun sesi yankılandığında adeta tüm bölge ürpermişti. Fakat birkaç nefeslik sürenin ardından konuşmasına devam etti ve söyledikleri herkesin ağzını açık bıraktı.
"Pekala. Nirvana Meyvelerini özümsemek önemli bir konu. İşini bitirdiğin anda hemen Ateş Eriten Çukura gideceksin!"
"Çok teşekkürler Üçüncü Dede," dedi Meng Hao son derece minnettar bir halde. Herkesin suratında garip ve şaşkın ifadeler vardı. Herkes Büyük Kıdemliyi son derece dengeli kararlar alan biri olarak tanımıştı ve yıllar boyunca klanın saygısını kazanmasının sebebi de buydu.
Ama şimdi net bir şekilde Meng Hao'yu kayırmıştı.
"Bu... Büyük Kıdemli gerçekten de...."
"Büyük Kıdemliye Üçüncü Dede diye hitap ediyor.... Şimdi düşündüm de, Büyük Kıdemli de eskiden saf soyun bir parçasıydı!" Bir anda izleyicilerin yüzlerinde düşünceli ifadeler belirdi. 6. Patriğin yüzü titreşti ve dişlerini sıktı. En sonunda soğukça homurdandı. Son derece sert bir suratla elbise kolunu salladı ve Fang Hong'u oradan götürdü.
Fang Hong giderken Meng Hao'ya baktı ve ister istemez onun ne kadar korkunç biri olduğunu düşündü.
"Büyük Kıdemli gerçekten de taraf tuttu...."
Sahte Ölümsüz seviyesinde gelişim merkezine sahip olan gençler titreyerek ellerini kenetlediler ve Meng Hao'ya baş selamı verdiler.
"Kuzen...."
Meng Hao karşılık olarak homurdandı ve ardından sinsice oradan sıvışmaya çalışan Fang Yunyi'ye baktı ve sahte bir gülümseme takındı.
Fang Yunyi'nin tüyleri diken diken oldu ve aklına aniden Güney Gök gezegeninde olanlar geldi. Dişlerini sıkarak ona doğru başını eğdi.
"Kuzen...."
Meng Hao gülümsedi, ardından ellerini kenetledi ve 19. Amca ile diğer soy üyelerine minnettarlığını gösterdi. Meng Hao ışık ışınına dönüşerek oradan uzaklaşırken onlar da ona cesaretlendirici gözlerle baktılar.
"Büyük Kıdemli Meng Hao'ya baktığında aklına Meng Hao'nun öz dedesi geliyor olmalı. O ikisi kardeşlerdi ve çok yakınlardı!"
"Evet, bu doğru. Büyük Kıdemli daima her durumda eşit davranırdı. Son yüzlerce yıldır hiç kimseye karşı taraf tutmadı. Ve tek bir istisna bile yapmamıştı!"
"Hao'er gerçekten de Fang Klanının parlak güneşi. Büyük Kıdemlinin onun için istisna yapması bu noktayı daha da açıkça gösteriyor!"
Onlar bunu konuşurken Meng Hao uzaklarda kaybolmuştu.
En sonunda Ölümsüz mağarasına vardı.
İçeri adım attığı anda gözleri soğuklaştı ve yüzünü sert bir ifade kapladı.
"Büyük Kıdemli. Üçüncü Dede. Neden ölmemi bu kadar çok istiyorsun...?"
