Series Banner
Novel

Bölüm 901

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 901: Yeteneğin Son Haline Kısa bir Bakış

Bölüm 901: Yeteneğin Son Haline Kısa bir Bakış

Fang Klanının Simya Tao'su Bölümünü oluşturan dağlar dört bir yana uzanıyordu. Simyacıların yerleşmiş olduğu iç bölgede 10,000 dağ vardı ve bunun çevresi 100,000 dağlık bölgeyle çevriliydi.

Bir simyacının rütbesi ne kadar yüksekse merkeze o kadar yakın olacaktı.

100,000 dış dağ çırak simyacıların çalıştıkları bölgeler olan on farklı kısma ayrılmıştı. Buralar Simya Barınakları olarak biliniyordu ve her biri 10,000 zirve içeriyordu.

Meng Hao'nun hedefi Simya Barınak Zirvesi 7191 numaraydı.

Neyse ki burada uçma yasağı yoktu aksi taktirde hedefine ulaşması çok uzun sürecekti. Havada hızla ilerledi ve haritanın da yardımıyla kısa sürede antik, ilkel görünüşlü dağ zirvesine ulaştı.

Zirve keskin ve uzun değildi ve aslında sanki dağın tepesi kesilerek devasa bir umumi meydan yaratılmış gibiydi. Şuan, merkezde yükselen bir platformun etrafında oturan yüzlerce insan yaşlı bir adamın tıbbi bitkiler hakkında verdiği dersi dinliyordu. Adamın üzerinde uzun bir cübbe vardı ve yakasında tek bir altın ejderha işlemesi mevcuttu.

Yaşlı adam sürekli dolaşıyor ve ara sıra bir tıbbi bitki gösteriyordu. Ve sık sık bu bitkiler çiçekleniyor ve etrafı rengarenk ışıklarla sarıyordu. Bunu izleyen kalabalık adeta önemli bir aydınlanma kazanıyor gibi görünüyordu.

Yüzlerce kişilik kalabalıkta erkekler ve kadınlar, yaşlı ve gençler vardı ve hepsi de buraya Fang Klanı üyesi olarak hap yapımı konusunda çalışmaya gelmişlerdi. Tabii ki herkes ilk önce çırak simyacı olarak başlayacaktı.

Hiç kimse Meng Hao'nun geldiğini fark etmedi. Meng Hao bir kenara oturarak yaşlı adamın dersini dinlemeye başladı.

"Bu Tanrıcilası Çiçeği," dedi yaşlı adam sakince, "Ve aynı zamanda Güneşdoğuşu Yaprağı olarak da bilinir. Gün içinde tıbbi kuvveti öğle vaktinde zirveye ulaşır. Çiçeğin damar desenlerine dikkatli bakın, çünkü bu Tanrıyağmuru Çiçeğine oldukça benzer bir bitkidir." Bununla birlikte başka bir tıbbi bitki çıkarttı ve onu tanıtmaya başladı.

Ara sıra kalabalığa bakıyor ve çırakların yüzlerindeki hevesli ifadeleri görünce oldukça keyifleniyordu.

O sadece kademe 1 simyacıydı ve hayatının bundan sonraki bölümünde de neredeyse terfi etme umudu hiç yok gibiydi. Bu nednele çırak simyacılara bitki ve yeşillik hakkında ders vermekle görevlendirilmişti. Sadece kalabalığın kıskanç bakışlarına maruz kaldığı bu durumlarda neşesi yerine geliyordu.

Dersine devam ederken aniden içinde bir memnuniyetsizlik ışıltısı titreşti. Kalabalığın içinde dedikleri karşısında kaşlarını çatmış olan genç bir adam görmüştü. İlk başta buna pek aldırmasa da sonraki iki saat boyunca genç adamın yedi yada sekiz kez kaşlarını çattığını görmüştü.

Bu durum yaşlı adamı giderek sinirlendirmişti. Adam yıllardır ders veriyordu ve çırakların her biri bugüne kadar ona hep saygı ve nezaketle bakmışlardı. Diğer klanların Simya Tao'su Bölümü Seçilmişleri bile burada onun otoritesini kabulleniyordu.

Yaşlı adam daha önce Meng Hao gibi konuşurken kaşlarını çatan birine hiç rastlamamıştı. Bunu gördükçe içindeki hisler daha da yükselmişti.

Meng Hao dersi dinlemeye devam ediyordu. En sonunda yaşlı adam Parlakay Asmasından bahsetneye başladığında Meng Hao tekrar kaşlarını çattı. Bu yaşlı adamın tıbbi bitkiler ve yeşillikler konusundaki kavrayışında bir yanlışlık olduğunu görebiliyordu. Onun yaptığı hatalara çırak simyacılar dikkat etmezlerse gelecekte bu konularda sıkıntı yaşayacaklardı. Hatta gerçeği anlayamadan ağır bedeller ödeyebilirlerdi.

"Bu ağaç tipi zamanında son derece sıcak olan soğuk havaya sahip bölgelerde büyür. Bunun adı Kışortası Ağacıdır. O yandığında değerli bir hazine olarak görülen bir bitki özü üretir ve onun adı Kışortası Özüdür!" Adam konuşmasını bitirdiğinde Meng Hao'nun yine kaşlarını çattığını gördü. Meng Hao'nun bu onuncu kaşlarını çatışıydı. En sonunda yaşlı adam dayanamadı. Soğuk bir suratla Meng Hao'yu işaret etti.

"Sen! Adın ne!?" diye sordu gürültülü bir ses tonuyla. Çevredeki çırak simyacılar dersi adeta bir trans haline girmiş şekilde dinlerken aniden şok olmuşlardı. Hemen adamın parmağını takip ederek Meng Hao'ya döndüler.

"Meng Hao," diye cevapladı sakince. "Ya da Fang Hao da diyebilirsiniz."

"Kıdemlilerini ya da daha ötesindekileri hesaba katma! Simyacı olarak çırak simyacı olan sana bir soru soracağım. Bakalım ayağa kalkıp cevap vermeye cüret edebilecek misin!" Yaşlı adam soğukça güldü.

Meng Hao yaşlı adamla bir tartışmaya girme arzusu yoktu bu yüzden kayıtsızca ayağa kalktı.

"Hatanı kabul ediyor musun?" diye sordu yaşlı adam. "Yani, çok geç! Sorum şu: ders boyunca neden dikkatin sürekli dağınık? Neden kaşlarını çatıp durdun? Eğer dersimi dinlemek hoşuna gitmediyse buradan gidebilirsin! Burada dolanıp insanların canını sıkmaya iznin yok!"

"Adın Fang Hao, ha? Şuandan itibaren burada hoş karşılanmayacaksın!" Adam soğukça homurdandı. Yaşlı adam hoşgörülü biri değildi ve bu yüzden Meng Hao'nun sürekli kaşlarını çatması onun için bir kızgınlık nedeni, hatta karşı koyma belirtisi olmuştu.

Meng Hao kaşlarını çattı ve gözlerinde buz gibi bir soğukluk görüldü. Bir an yaşlı adama hiçbir şey söylemeden baktı. Ayrılmak için döndüğünde yaşlı adam tekrar soğukça güldü.

"Ayrılabileceğini söyledim mi? Biraz önce neden sürekli kaşlarını çattığını açıklamazsan seni dışarı edeceğim! Böylece çekip gidemezsin!"

Meng Hao duraksadı ve yavaşça dönerek yaşlı adama baktı. Ardından sakin bir sesle konuşmaya başladı.

"İlk kaşlarımı çattığımda Güneşdoğuşu Yaprağından bahsetmiştiniz. Yaprağın tıbbi kuvveti gerçekten de öğle vaktinde zirveye ulaşsa da, bu vakit onu ilaç yapımı için kullanmak bir kenara toplamak için uygun bir vakit değildir. O sırada yaprağın içindeki Yang enerjisi çok yoğun olur. Eğer onunla ilaç yaparken birincil bileşen değilse sorun olmaz. Fakat onu birincil bileşen olarak kullanacaksan ilaç yapımı başarısız olur! Bahşi geçen yaprağın toplanması için en doğru zaman öğle vaktinden sonraki belli bir vakittir!"

Adam doğru bir adım ilerleyen Meng Hao'nun sesi dört bir yanda gürledi.

Yaşlı adamın yüzü karardı ve tam bir şey diyecekken Meng Hao konuşmasına devam etti.

"Kaşlarımı ikinci kez çattığımda Yeredüşen Kökten bahsediyordunuz. Dedikleriniz tamamen hatalıydı. Yeredüşen Kökün bir kök aurası içerdiğini söylediniz. Fakat Yeredüşen Kök bitkiyi yere bağlayan kısımdır. Yarısı yerin altında, diğer yarısı ise yerin üstündedir! Eğer bitkinin yanlış bir kısmını toplarsanız herhangi bir hap yapımı işlemi kara ve zehirlerle dolu olacaktır. Bu durum onu tüketen kişiye zarar verecektir."

Bu sözlerle birlikte bir adım daha ilerledi ve enerjisi kabardı.

Yaşlı adamın yüzü titreşti. Güneşdoğuşu Yaprağı konusunda savunma yapmak için argümanı vardı. Ama Yeredüşen Kök konusunda Meng Hao'nun sözleriyle birlikte kalbi güm güm atmaya başlamıştı. Aniden geçmişte Yeredüşen Kök ile bir hap yapım işlemi gerçekleştirdiğini ve sonucun tıpkı Meng Hao'nun tarif ettiği gibi olduğunu hatırladı.

"Kaşlarımı üçüncü kez çattığımda İncesöğüt Dalından bahsediyordunuz. Dediklerinizin ilk yarısı tamamen doğruydu. Eğer onun dokuz tane yaprağını alır ve onları birlikte arıtırsan gerçek bir İncesöğüt Yaprağı oluşturabilirsin. Fakat çok önemli bir noktayı atladınız. ağacın kendisinin altındaki topraktan biraz alıp onu karşışıma eklemek oldukça elzem bir işlemdir. Çünkü İncesöğüt Dallarının büyüdüğü bölgenin toprağı tahta ve metalik elementlerden oluştuğu için metal kısmını saflaştırabilir ve geriye yeniden doğmuş bir bitki bırakabilir!"

Meng Hao bir adım daha atarken yaşlı adamın yüzü tekrar titreşti. Alnında ter damlaları belirmişti ve istemsizce bir adım geriledi. Meng Hao yaklaşırken adam hissettiği biçimsiz enerji karşısında korkuyla doldu.

En önemlisi Meng Hao'nun İncesöğüt Yaprağı hakkında söyledikleri onu tamamen şaşkına çevirmişti. Böyle bir şeyi o da ilk defa duymuştu. Fakat bu durum aniden eskiden İncesöğüt Yaprağıyla bir hap yapmakta olan başka bir simyacıyı ziyaret ettiği zamanı hatırlatmıştı. O gerçekten de karışımın içine biraz toprak koymuştu. O zaman yaşlı adamın neden öyle yaptığı konusunda kafası karışmıştı ama sormaya da utanmıştı.

"Kaşlarımı dördüncü kez çattığımda Bulutyudumu Otundan bahsediyordunuz. Otun gerçekten de bulutların içinde büyümesi mümkün olabilir mi? Siz tam olarak bunu söylemiştiniz. Bu tamamen saçmalık! Bu ot etrafı bulut ve sis zerreleriyle sarılı olan dağ akarsularında büyür. Bu yüzden adı Bulutyudumu Otudur!" Meng Hao'nun sonraki adımı yaşlı adamın yüzünün bembeyaz olmasına neden olmuştu. Yine istemsizce bir adım gerilemişti. Aniden o otun tam da Meng Hao'nun anlattığı gibi olduğunu hatırlamıştı. Daha önce konulurken bilerek biraz boş atmıştı. Aslında açıklamasının gerçekle bir alakası yoktu. Bunun nedeni bitkinin gerçekte ne olduğu konusunda hiçbir fikrinin olmamasıydı.

"Kaşlarımı beşinci kez çattığımda Dokuz Gözün Ağacından bahsediyordunuz...."

"Altıncı kez kaşlarımı çattığımda Gazodunu Yosunundan bahsediyordunuz...."

"Yedinci kez kaşlarımı çattığımda...."

Meng Hao her açıklamasıyla birlikte bir adım ilerliyor ve yaşlı adam geri çekilirken yüzü solmaya devam ediyordu. Yüzündeki ifade kısa bir süre sonra çevredeki çırakların şaşkına dönmesine neden olan bir telaşla dolacaktı.

"On ikinci kez kaşlarımı çattığımda Parlakay Asmalarının iki farklı renkle açtığından bahsetmiştiniz. Bir renk zehirli diğer değil. Bitkinin tıbbi özelliklerinden bahsettiğiniz ama sonra ikisi arasındaki farkı nasıl anlayacağımızı açıklamadınız. Bu yüzden kaşlarımı çattım!" Meng Hao ileri doğru yürürken yaşlı adam geriliyordu. Bu noktada Meng Hao tam da platformun üzerinde duruyordu.

"Kaşlarımı son çatışımda Kışortası Özünden bahsediyordunuz. Bitki ve yeşillikleri nereden öğrendiniz bilmiyorum ama Kışortası Özü onu gelişim aleviyle yakarak üretilebilse bile bu düşük seviye bir ürün çıkaracaktır. En yüksek kalitede Kışortası Özü için büyülü uyarılmış yıldırım gerekir!" Bununla birlikte Meng Hao elbise kolunu salladı.

Yankılanan sesiyle devam etti, "Simya Tao'su engin ve sonsuzdur. Tıbbi bitkilerin sayısı denizdeki su damlaları kadardır. Hiç kimse onların hepsini hatırlayamaz ve yapılan hatalar affedilemez değildir. Fakat... biz klanımızın Simya Tao'su Bölümündeyiz. Burada sizin dersinizi dinleyen çırakların hepsi yoldaş klan üyeleri. Eğer bir şeyi biliyorsanız konuşun. Fakat eğer emin olmadığınız bir nokta varsa kimse sizinle bu konuda dalga geçmez. Bu durumda, kesinlikle rastgele saçmalıklar savurmaya gerek yok! Eğer bunu yaparsanız bu çırak simyacılar gelecekte yapacakları hatalar yüzünden canlarından olabilirler!"

Meng Hao'nun sözleri hafif bir nezaketle söylenmişti. En başta sadece buradan ayrılmayı düşünmüştü. Fakat yaşlı adamın agresifliği onu kızdırmış ve bu yüzden neden kaşlarını çattığını anlatmıştı.

Yaşlı adam cevap vermek için ağzını açtı ama diyebileceği bir şey yoktu. Zihni dönerken gerçekten de konuşmalarında bazı emin olmadığı noktalar olduğunu fark etmişti. Fakat bu konularda sadece kendi kişisel tecrübeleri ve değerlendirmeleriyle ders verme alışkanlığı edinmişti.

Şuan yüzü bembeyazdı ve titriyordu. Meng Hao'nun sert eleştirisine karşılık cevabı yoktu. Aslında bir nedenden ötürü Meng Hao'ya bakarken içinde uyanan his, yıllar önceki çırak simyacı olduğu zamanlarda gerçek simyacılara bakarken hissettiği ile aynıydı.

Meng Hao'nun söylediği her şey onu derinden sarsmıştı ve bunlar aslında kendisinin de içten içe merak ettiği sorulardı.

Bir sürelik sessizliğin ardından çevredeki yüzlerce Fang Klanı çırağı konuşmaya başladılar.

"Fang Hao.... Şimdi hatırladım! O 30,000 metrelik Soy Kapı Işığı yaratan kişi! Onun soyu anlaşılmaz bir güç seviyesinde! Bu Fang Hao!!"

"Gerçekten de o! O Güney Gök gezegeninden geldi. Söylenene göre bir çeşit Yedinci Yıl Felaketi tecrübe etmiş. Şimdi geri dönmüş ve sadece güçlü bir soya sahip değil, aynı zamanda bir simyacıyı bitki ve yeşillik konusunda susturma becerisine sahip!"

"O saf soyun en büyük torunu! Onun soyu Prens Wei'den bile daha güçlü. Onun Simya Tao'su Bölümüne geldiğine inanamıyorum!"

"Onun tıbbi bitkiler hakkındaki konuşmasından sonra aniden onları öncekinden daha iyi anladığım hissine kapıldım! Fang Hao da bir simyacı olabilir mi?"

Meng Hao tam ayrılmaya hazırlanırken titreyen yaşlı adam ileri çıktı. Ellerini kenetledi ve ona bir baş selamı verdi.

"Simyacı Fang. Beni azarlamakta haklıydın. Benim adım Fang Qun ve hepsi benim hatamdı. Biraz daha kalıp başı kafa karşılıklıklarımı aydınlatmak ister misin, Simyacı Fang? Benim tibbi bitkiler hakkında bir kaç sorum var ve umarım onları cevaplayabilirsin." Fang Qun bunları biraz utanarak söylese de konuşmak konusunda tereddütlü değildi.

Onun bu sözleri aniden çevredeki çırak simyacıların heyecanlanmasına neden oldu. Meng Hao'nun bitki ve yeşillikler konusundaki yeteneğinin Fang Qun'dan daha üstün olduğunu apaçık görebiliyorlardı.

Böylesine bir simyacıdan ders dinlemek nadir bir fırsattı ve gerçek bir iyi talihti.

"Lütfen Simyacı Fang, biraz daha kal. Bize biraz nasihat ver!!"

"Simyacı Fang, bitki ve yeşillikler konusunda birçok sorumuz var! Yoldaş klan üyeleri olmamız hatırına biraz daha kalıp kafa karışıklığımızı dağıtabilir misin...?"

Herkes aynı adan konuşmaya ve ellerini kenetleyip basş selamı vermeye başladı. Meng Hao duraksadı ve bir an etrafına baktıktan sonra başıyla onayladı.

Hevesli kalabalıktan heyecanlı sesler yükseldi.

52 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 901