I Shall Seal The Heavens - Bölüm 894: Doğu Zaferi'nin Fang Klanı!
Bölüm 894: Doğu Zaferi'nin Fang Klanı!
Meng Hao'nun Fang Klanı üyelerine baktı ve kendini benzersiz bir şekilde tanıttı. Onun konuşmasına cevap olarak mutlak bir sessizlik geldi.
Bütün klan üyelerinin onun yabancı yüzüne ve arkasındaki Fang Klanı kapısına baktılar. 30,000 metrelik ışık ışını yok olmuştu.
Meng Hao onların aşina olmadıkları bir isim değildi ama Fang Xiufeng ismi Fang Klanının bir zamanlarki en görkemli ve asla unutulmayacak olan bir ismiydi. Fang Xiufeng saf soyun en büyük oğluydu ve kendi neslinin bir numaralı Seçilmişiydi. Diğer soyların bütün Seçilmişlerini ezip geçmiş ve aynı zamanda Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki çeşitli tarikatların Seçilmişlerini de geçmişti.
O zamanlar, Fang Xiufeng gökyüzündeki parlak bir güneş gibi kudretliydi ve kendi neslindeki diğer gelişimciler onun yanında sıradan birer yıldız gibi kalmış ve sadece onun görkemini daha da öne çıkartmaktan öteye gidememişlerdi.
Dahası, Meng Klanının sıradışı bir kızıyla evlenmişti. Sekizinci Dağdan onların gelişim bağlanma törenlerine katılmak için insanlar gelmiş ve bu düğün iki Dağlar ve Denizler dünyasında hâlâ konuşulan büyük bir olay haline gelmişti.
Daha sonra Meng Hao'nun doğuşu Fang Xiufeng ile Meng Li'yi şöhretin zirvesine taşımıştı.
Ama sonra aynı şekilde bu görkem sefalete dönüşmüş ve göz açıp kapayıncaya kadar her şey değişmişti. Birçok kişinin şaşkınlığına sebep olacak şekilde Fang Xiufeng'in babası ortadan kaybolmuş ve ardından Fang Xiufeng... Güney Gök gezegenine 100,000 yıllığına gardiyan olarak gitmişti....
Ve tüm bunlar oğlu Fang Hao için yapılmıştı!
O güçlü bir soya sahip oğlandı ve yedi yaşında Nirvanik Yeniden Doğuş tecrübe etmişti. Gökleri sarsan bir soya sahipti ama sakat doğmuştu. O yıllarda birçok kişi Fang Hao'nun anne ve babasının ayağına dolandığını düşünmüştü.
Ama şimdi Meng Hao geri dönmüştü!
Ya da belki Fang Hao geri döndü demek daha doğru olurdu!
Bu figürün geri dönüşü tüm klanın onu karşılamak için dışarı çıkmasına neden olmuştu. O, ebeveynleriyle birlikte ayrıldığında bütün Doğu Zaferi gezegenini sarsmıştı. Ardından şimdi geri dönüşüyle tüm gezegeni yine sarsıntıya uğratmıştı.
Onun 30,000 metrelik Soy Kapı Işığıyla sahneye giriş yapması hemen Fang Klanının bir numaralı Seçilmişi Fang Wei'yi gölgede bırakmıştı. Onun bu hareketi tüm klan üyelerine ulaşmış ve tüm gözlerin üstüne çevrilmesini sağlamıştı.
Bir anlık sessizlikten sonra klan üyeleri arasında konuşmalar patlak vermişti.
"Meng Hao.... O Fang Hao! Saf soyun en büyük torunu!"
"Tanrım! Gerçekten de o! Geri döndü! Yıllar önce çocukken güçlü bir soya sahipti ve yedi yaşında Nirvanik Yeniden Doğuş yaşadı! O... geri döndü!"
Meng Hao anne ve babasının isimlerini söylediğinde klanın saf soyundan olan üyeler aniden heyecanla titremeye başlamışlardı. 19. Amca uzun adımlarla ileri çıkarken gözleri Meng Hao'ya dalmıştı. Geçen bir yılda, büyük kuzenini hayal kırıklığına uğratmanın suçluluğuyla kendini harap etmişti, acı ve gama boğulmuştu. Şimdi Meng Hao'nun sağ salim geri döndüğünü görünce ve inanılmaz bir güç gösterisi sergileyince tarif edilmesi imkansız bir neşeyle dolmuştu.
Büyük Kıdemli Fang Tongtian ileri doğru çıkarken gürültülü kahkahası çınladı. Meng Hao'ya doğru baktı ve ardından nazikçe gülümsedi.
"Geri döndün, önemli olan bu. İsmin ister Meng Hao olsun isterse Fang Hao, sen hâlâ bir Fang Klanı üyesisin ve klanın saf soyunun en büyük torunusun!"
"Küçükken seni kollarımda tutmuşluğum bile var." Fang Tongtian içten bir kahkaha attı ve yüzündeki nezaket kolaylıkla görülüyordu. Meng Hao'ya baktıkça mutluluğu artıyor gibiydi.
Onun arkasındaki diğer kıdemli üyeler de Meng Hao'ya yaklaşırken yüzlerinde mutlu gülümsemeler vardı.
"Ne kadar iyi bir çocuk! Yıllar boyunca birçok zorluğa katlanmış olmalısın."
"Geri döndün, önemli olan bu. Artık geri döndüğüne göre geleceğin sınırsız olacak."
"Bugün büyük bir gün! Harika! Muazzam!"
Bütün Fang Klanı üyeleri neşeyle bağırıyorlardı. Gelişim dünyasındaki klanlar ve tarikatlarda, soylar ve ailede, işler bazen karmaşık olabiliyorken bazen de gayet basit oluyordu.
Meng Hao'nun geri dönüşü sayısız birey için büyük bir mutluluk kaynağıydı. Daha önce sessiz olan orta yaşlı adam şimdi sesli kahkaha atıyordu. İleri doğru yürürken Meng Hao'ya baktı ve ardından derince bir iç geçirdi.
"Hao'er, ben senin 2. Amcanım. Yıllar önce babanla birlikte birçok savaş verdik, birlikte büyüdük ve beraber gelişim yaptık. Aslında seninle Wei'er sadece bir saat arayla doğdunuz. Adeta birlikte doğdunuz."
"Tek önemli olan geri dönmüş olman. Sen bir Fang Klanı üyesisin ve klanımız içinde kesinlikle bir Seçilmişsin!"
Meng Hao'nun etrafında toplanan insanların sayısız giderek artarken bunların çoğunluğu saf soy üyeleriydi. Onlar herkesten daha heyecanlıydı. Meng Hao'nun geri dönüşü onlar için inanılmaz bir cesaretlenme ve ilham kaynağıydı. Dahası, 30,000 metrelik Soy Kapı Işını onlara kendi soyları için büyük bir umut vermişti.
"Hao'er," dedi büyük kıdemli, "Gel. Yanıma gel ve eve birlikte dönelim." Gözlerindeki övgü ve sempati netti.
19. Amca yaklaştı ve Meng Hao'ya herkesi tanıtmaya başladı. "Hao'er, bu Büyük Kıdemli. Patriklerin hepsi kapalı meditasyondalar. Neyse ki Büyük Kıdemli klan işlerini yürütüyor."
Meng Hao hemen ellerini kenetleyerek başını eğdi.
"Küçüğünüz sizi selamlıyor, Büyük Kıdemli."
Büyük Kıdemli güldü. Her saniye sanki Meng Hao'ya daha da bağlanıyor gibiydi.
"Fakat, şuan klana geri dönemem," dedi Meng Hao biraz utanmış halde. Onun bu sözlerine karşılık olarak herkes şaşırdı.
"Biraz önce birisi benim ruh taşlarımı çaldı," diye devam etti iç geçirerek. Bakışları Doğu Gök Kapısını koruyan Dış Klan üyeleri arasında dolandı ve bir anlığına siyah doğum lekeli gelişimcinin üzerinde duraksadı. Bunun ardından adamı bir titreme aldı ve ardından korkudan bayıldı.
"Ne kadar çalındı?" diye sordu 19. Amcanın yanındaki genç adam. Oldukça heyecanlı görünüyordu.
"Bir milyon." diye cevapladı Meng Hao kızgın bir şekilde.
"Pekala, ben ilgileneceğim." Genç adam dudaklarını yaladı. "Ah, bu arada benim adım Fang Xi." Bu genç adam da saf soy üyesiydi ve Meng Hao'nun küçük kuzeniydi.
Fang Klanının diğer üyeleri gürültülü şekilde kahkahaya başladılar. Karşılarında gerçekleşen sahne adeta bir komedi gibiydi. Belli ki birileri Meng Hao'yu onun kim olduğunu bilmeden kızdırmışlardı. Fang Klanı üyeleri klan onurunu çok önemsiyorlardı. Bu onurun çiğnenmesi görmezden gelinemezdi. Dış Klan üyeleri Meng Hao'nun kim olduğunu bilmeseler bile bu bir şey değiştirmeyecekti. Bu gelişimciler farkında olmadan bir suç işlemişlerdi ve cezalandırılacaklardı.
Hemen klan üyeleri harekete geçtiler ve soluk yüzlü nöbetçileri sıraya dizdiler ve oradan götürdüler.
Siyah doğum lekesi olan gelişimci götürülürken acı dolu bir feryat koparttı. Pişman bir halde gözyaşları suratından akıyordu.
Büyük Kıdemli başını sağa sola salladı ve güldü, ardından Meng Hao'nun elini kavradı ve onu Fang Kapısına doğru götürdü. Diğer Fang Klanı üyeleri de onları takip etti. Kapının ışığı gökyüzüne fırladı ve dört bir yana gümbürtü sesleri yankılandı.
Feng Xun şok içindeydi. Meng Hao oradan uzaklaşırken arkasını döndü ve iyi niyetli bir şekilde başını aşağı yukarı salladı. Meng Hao hiçbir şey söylemese de Feng Xun oldukça etkilenmişti.
Yavaş yavaş bütün Fang Klanı üyeleri Doğu Zaferi gezegenine geri döndüler. Kapının başına yeni bir nöbetçi grubu tayin edilmişti. Bu yeni gelişimciler gergin bir şekilde titriyorlardı; önceki nöbetçilerin başına gelenlerden haberleri vardı ve Meng Hao'ya karşı büyük bir saygı ve korku hissediyorlardı.
Şimdi kapının önünde sıraya dizilmiş olan gelişimcilere oldukça nazik davranıyorlardı.
**
Fang Klanında çeşitli soylardan olan klan üyeleri bulundukları yerden klana geri dönmüşler ve atasal konakta büyük bir karşılama töreni için toplanmışlardı.
Bir yıl önceki karşılama törenine göre bu seferki son derece büyüktü. Ne de olsa önceki toplanma daha çok bir şovdu. Bu sefer... birçok kişi kendi isteğiyle gelmişti. Meng Hao'nun nasıl biri olduğunu bizzat görmek istiyorlardı. Çünkü o 30,000 metrelik soy ışını yaratabilen bir klan üyesiydi.
Doğu Zaferi gezegeninin yaklaşık yarısı Fang Klanının hükmü altındaydı ve çeşitli yan soylar tarafından yerleşim yeri olarak kullanılıyordu. Bu gezegende herhangi bir İmparatorluk hanedanı yoktu, sadece Fang Klanı vardı.
Hem ölümlü şehirleri hemde gelişimci şehirleri anlamında Fang Klanı diğer herkesi gölgede bırakacak kadar güçlü ve büyüktü. Dahası, Kan Orkidesi Kilisesi ve Kukla Tanrı Kilisesinin Fang Klanı ile derin bağları vardı.
Tabii ki Tıbbi Ölümsüz Tarikatı bağımsızdı çünkü orası hâlâ hayatta olan bir Fang Klanı Patriği tarafından kurulmuştu ve bu durum aralarında eşsiz bir ilişki yaratıyordu.
Fang Klanının atasal konağı esasen devasa bir şehirdi ve Fang Klanının başkenti olarak görülüyordu. Bir okyanusun kıyısındaydı ve sayısız Fang Klanı soyunun bir araya toplanacağı bir yerdi. Burası abartı binalarla ve sayısız pagodalarla doluydu.
Geçmişte, atasal konakta sadece saf soy yaşıyordu ama son yıllarda... saf soyun gerilemesiyle beraber bazı bölgeler bir yan dal tarafından ele geçirilmişti. Şimdi saf soy atasal konağın sadece yarısını kontrol ediyordu. Aslında belirtilere göre bu yan dalın eninden sonunda ana dal olacağı öngörülebiliyordu.
Meng Hao'nun geri dönüşünü kutlama töreninde atasal konağın merkezindeki merkez meydanda toplanan on binlerce klan üyesi vardı. Meng Hao'ya göre bu sahne hayali Ölümsüz Antik Taoist Ayin Tapınağında gördüğü sahneye aşağı yukarı benziyordu.
Yerler yeşil taşlarla örülmüştü ve inanılmaz baskı yayan sayısız büyü formasyonu görülüyordu. Meng Hao sanki devasa bir okyanus her yeri kaplıyor ve üzerine çöküyormuş gibi hissediyordu.
Dört bir yanda gördüğü binalar gösterişliydi ve sanki Dokuzuncu Dağ ve Denizi sarsabilecek devasa bir tarikatın aniden ufak bir kısmı Meng Hao'nun gözleri önüne serilmiş gibiydi.
Yine de tüm bunlar buz dağının görünen yüzüydü. Meng Hao'un şuanki gelişim merkezi ile hissedemeyeceği daha ileri güç katmanları vardı. Meng Hao'nun Doğu Zaferi gezegeninde kaç tane Fang Klanı üyesi olduğunu bilmesine imkan yoktu. Ayrıca daha Dış Klanları yada özellikle Fang soy ismi bahşedilmiş gelişimcilerden bahsetmeye bile gerek yoktu.
Hepsini düşününce... ortaya sarsıcı bir gelişimci sayısı ortaya çıkacaktı.
Dahası, Doğu Gök Kapısının dışında kendini gösteren insanlar sadece çeşitli soyların en görkemli üyeleriydi.
Büyük Kıdemli karşılama törenini yönetiyordu ve Meng Hao'yu birçok klan üyesiyle tanıştırdı. Atalarının yaptığı fedakarlıklardan sonra Meng Hao'ya bir emir madalyonu ve sayısız başka şey verdi. Bunun ardından Meng Hao'yu atasal konaktaki Fang Tapınağına götürdü.
Tapınak devasaydı ve dışarıdan bakınca bacaklarını çaprazlamış oturan devasa bir canavarı andırıyordu. İçerisi amfi benzeri bir yapıya sahipti ve on bin tane oturak halka biçiminde yerleştirilmişti. O anda oturakların yarısından fazlası klanın çeşitli kıdemli üyeleri tarafından kullanılıyordu. Hepsi de ateşli gözlerle ona doğru baktılar ve gelişim merkezleri Meng Hao'nun hesaplayamayacağı derinlikteydi.
Büyük Kıdemli Fang Tongtian en öne oturdu. Bakışları, tapınağın ortasında duran Meng Hao'ya bakarken ateş gibi parlaktı. Yakınlarda oturan birçok klan üyesi vardı ve bunlara 2. Amca ile bakışlarıyla Meng Hao'yu ölçüp biçen, yüzü kırışıklıklarla dolu yaşlı bir adam da dahildi. Bu yaşlı adam... Fang Wei'nin baba tarafından dedesi ve aynı zamanda daha önce içinde Meng Hao'ya karşı öldürme arzusu uyanan yaşlı adamdı.
Orada oturan başka klan üyeleri de vardı. Çoğu gençti ve Meng Hao'nun dikkati ona bakıp gülümseyen Fang Donghan'a kaydı.
[R.N: Güney Gök gezegeninde Fang Donghan Meng Hao'nun aslında Fang Hao olduğunu anlayan ilk kişiydi. Ona kurulan pusudan çıkmasına yardım etmiş ve Fang Hao ile ilgili ilginç bir yorum yapmıştı.]
Meng Hao orada Fang Xiangshan'ı da gördü. Meng Hao ona baktığında kız titredi ve başını eğdi. Belli ki hâlâ Güney Gök Gezegeninde olanları unutmamıştı.
[R.N: Bu da o zamanki Seçilmişlerin arasındaydı ve Meng Hao'nun gazabından nasibini almıştı. Bu olaylar 830 civarı bölümlerde gerçekleşmişti.]
Fang Klanı Seçilmişlerinin birçoğu oradaydı. Buna cildi yeşim gibi pürüzsüz olan, beyaz cübbeli genç bir adam da dahildi. Bu genç daha önce atasal konağın altındaki bir Ölümsüz mağarasında gelişim pratiği yapan kişiydi. Şuan oturduğu yerde etrafı aşağı yukarı kendisiyle aynı yaşta olan yüz kadar gelişimciyle sarılmıştı.
Bu genç gelişimcilerden birisi de Fang Yunyi idi!
[Bunu da 830.bölümde kendisine saygılı şekilde seslenmediği için dövmüştü.]
Fang Yunyi Meng Hao'ya nefret dolu bir bakış attı, ardından uzanarak beyaz cübbeli genç adamın kulağına bir şeyler fısıldadı.
Aslında bu genç adamın arkadaş çevresine ihtiyacı yoktu. Yanındakilerin enerjileri onunkine göre karanlık bir geceyle öfkeli bir alev gibiydi. Bu genç adam koyun sürüsünün içinde bir kurt gibiydi ve tek bir bakışla herhangi biri onun kim olduğunu anlayabilirdi.
Bu kişi Fang Klanının önceki bir numaralı Seçilmişi Fang Wei idi!
