Series Banner
Novel

Bölüm 890

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 890: Doğu Gök Kapısı

Bölüm 890: Doğu Gök Kapısı

Uçan mekiğin ışın ışını şeklinde yıldızlı gökyüzünde seyahat etme hızı Meng Hao'nun elde edebileceği seviyeden çok çok yüksekti. Aynı zamanda onun ruh taşı tüketme hızı da korkunçtu.

Meng Hao'nun kalbi acısa da elinde başka seçeneği yoktu. Mekiği yüksek kalite ruh taşlarıyla beslemeye devam ediyordu.

Bu tip seyahat yöntemleri sadece kısa mesafeli yolculuklarda kullanılırdı. Meng Hao gibi uzun yolculuk için kullanmak oldukça nadir görülen bir durumdu.

"Sadece güvenlik için...." Meng Hao depolama çantasına vurdu ve et peltesi ortaya çıktı. Hemen gevezeliğe başladı ve bu sefer Meng Hao ne karşılık verirse versin ona yardım etmeye yanaşmayacaktı.

Başka şansı kalmayan Meng Hao en sonunda bakır aynayı çıkarttı ve papağanı serbest bıraktı.

Papağan ortaya çıktığı anda inleyip bağırmaya başladı.

"Lanet olsun Hao'cuk! Lanet olsun!" diye bağırırken adeta ağlamanın eşiğine gelmişti. "Lanet olsun, Beşinci Lord nihayet özgür!" Uzun süredir aynanın içindeydi. Onun düşüncesine göre bu süre adeta 10,000 yıl gibi gelmişti. Şimdi özgür kalmış ve ciyaklayarak uçmaya başlamıştı.

Meng Hao o ikisine şöyle bir baktı ve ardından aniden bir baş ağrısı uyandı.

"Et peltesi görünüşümü tekrar değiştirmeli," dedi. "Aksi takdirde seni tekrar içeri mühürlerim."

Papağan öfkelenip iş birliğine yanaşmayı reddetti ama sonra hapis kalmanın ve sevimli tüy ve kürklere erişememenin acısını düşününce aniden korkuya kapıldı.

En sonunda anlaşmaya yanaştı. Papağan belli çizgileri aşmadığı sürece tekrar aynaya hapsedilmeyecekti. Hemen et peltesine doğru uçtu ve kibirli bir tavırla kendine has bazı yöntemler kullanarak et peltesinin bir anda son derece kaygılı bir hal almasına neden oldu. En sonunda yüzü asıldı, Meng Hao'nun ve uçan mekiğin görünüşünü değiştirmeye yardım etti.

Uçan mekik vınlama sesiyle dairesel bir rota çizerek Doğu Zaferi Gezegenine doğrudan gitmek yerine dolambaçlı bir rota izledi.

Günler sonra Meng Hao'nun daha önce siyah cübbeli adamlarla savaştığı noktada gelişim merkezi Ölümsüz Aleminin ötesinde olan siyah cübbeli bir adam belirmişti. Etrafa bir an bakındıktan sonra etkilenmiş olduğu gözle görülür şekilde fark edildi.

"Onları yakan ne tür bir alevdi...?"

"Yoksa o Antik Alemden alev gücü geliştiren bir Tao Koruyucusuna mı sahip!" Adamın yüzünde çirkin bir ifade belirdi. Bir an sonra kutsal duyusunu dışarı gönderdi ama Meng Hao'ya dair en ufak bir iz bulamadı. En önemlisi Meng Hao'nun aurasını tespit edemedi ve bu yüzden onu aramak için belirli bir bölge seçemeyecekti.

Böyle uzayın ortasında birini aramak okyanusta bir iğne aramaya benzeyecekti.

"Eğer kaçamayacağını söylüyorsam kaçamayacaksın!" dedi adam soğukça homurdanarak. Sağ elini kaldırdı ve içinde son derece yaşlı olduğu aşikar olan kadim bir kaplumbağa görüldü.

"Majesteleri seni ölü görmek pahasına, bana kullanmam için bu değerli hazineyi verdi! Bu eşyayla birlikte seni kesinlikle yakalayacağım." Gözleri pırıldayan adam kaplumbağa kabuğunu kaldırdı ve karmaşık, garip sözler söylemeye başladı. En sonunda onun üzerine biraz kan tükürdü.

"Fang Hao!" diye hırladı. Kabuk hemen kanı emdi ve ardından titremeye başladı. Yavaş yavaş ondan kabarcıklar yükselemeye ve her birinde görüntüler yüzmeye başladı.

Kabarcıklara dikkatle bakan adam soğukça sırıttı. Adam onun damarlarında klan kanı aktığı için Meng Hao'yu bu garip hazine yardımıyla bulabileceği konusunda oldukça emindi.

Bir an sonra hazine titrek ışıkla parlamaya başladı ve Meng Hao'nun görüntüsü ortaya çıktı. Fakat o ortaya çıktığı anda...

Garip hazine sanki Meng Hao'yu arama sürecinde bazı tarif edilemez engellerle karşılaşmış gibi sarsılmaya başladı. Ardından bir gümbürtüyle birlikte hazine patlayarak paramparça oldu.

O patladığında yaydığı şok edici bir aura siyah cübbeli adamın titremesine ve zihninin bir gürleme sesiyle dolmasına neden oldu.

Bu o kadar hızlı olmuştu ki adamın tepki vermeye vakti kalmamıştı. Patlamanın kuvveti onu ağzında kanlarla otuz bin metre öteye savurmuştu. Yüzü şaşkın bir ifadeyle doluydu.

"Onun kaderi izlenemez mi!?" dedi soluk bir suratla. Ardından biraz önceki aurayı düşündü ve tüyleri diken diken oldu.

Zaman akıp gitti. Üç ay. Bugünlerde Doğu Zaferi Gezegenindeki Fang Klanında atmosfer oldukça garipti. Üç ay önce bir klan üyesinin dönmesi gerekirken gelen giden olmamıştı.

Karşılaşama töreni iptal edilmişti. En sonunda, saf soy toruna eşlik etmesi için gönderilen Prens 19 ile teması kaybettiklerini anlamışlardı. Onun ortadan kayboluşu atmosferin daha da garipleşmesine neden olmuştu.

Bütün saf soy üyeleri öfkeliydi. Bir çoğu kendi aramasını yapmak için Doğu Zaferi Gezegeninden ayrılmış ama herhangi bir şey bulamamıştı.

Arama yapanlar sadece saf soy klan üyeleri değildi. Sıradan klan üyeleri de Meng Hao'yu aramak için gitmişlerdi. Tabii ki siyah cübbeli adamlar da boş durmuyordu ve hâlâ Meng Hao'yu canlı yada ölü bulamamışlardı.

Bu haberi Güney Gök Gezegenindeki Fang Xiufeng'e iletmeye kimsenin cesareti yoktu. Prens 19 en sonunda geri dönüp Büyük Kıdemliye raporunu verdiğinde yüzü son derece karanlıktı.

Büyük Kıdemli öfkeden kudurmuş ve bizzat kendisi ışınlanma portalının yerle bir olduğu yere gitmişti. En sonunda bunun Prens 19 ile husumeti olan bir tarikatın kurduğu bir pusu olduğuna karar vermişti.

Meng Hao'nun da bu olaya çekilmiş olması oldukça büyük bir kargaşa yaratmış, Fang Klanı en sonunda o tarikata bazı uzmanlar göndererek onu yok etmiş ve bu durum oldukça büyük bir şok yaratmıştı.

Üç ayın sonunda Meng Hao'dan hâlâ bir haber yoktu ve 19. Amca inanılmaz bir üzüntü içindeydi. Sürekli Meng Hao'yu aramaya çıksa da herhangi bir sonuç elde edememişti. 19. Amca özellikle Fang Xiufeng'e karşı kendini suçlu hissediyor ama ona durumu anlatma cesareti bulamıyordu.

Tabii ki küçüklüğünde büyük kuzeninden hep korkardı ve onun nasıl bir kişiliğinin olduğunu gayet iyi biliyordu. Eğer Fang Xiufeng neler olup bittiğini öğrenirse bunun ardından neler yapacağını kimse bilemezdi. Kesin olan bir şey varsa o da mutlaka bir felaketin baş göstereceğiydi.

Yavaş yavaş Fang Klanında hararet dinmeye başladı. Artık Meng Hao'yu aramaya çıkanların sayısı azaldı ve en sonunda konuyla sadece saf soy üyeleri ilgilenmeye devam ediyordu.

Fang Klanı çok büyüktü ve saf soy bir zamanlar görkemin zirvesindeydi. Meng Hao'nun dedesi inanılmaz bir gelişim merkezine sahipti, başka saf soy Patrikler de vardı ve tabii ki Meng Hao'nun babası kendi neslindeki herkesin kalbine korku salan bir Seçilmişti.

Fakat şimdi Meng Hao'nun dedesi kayıptı, diğer saf soy Patrikleri Nirvanik Yeniden Doğuş noktasına yaklaşıyorlardı ve kapalı meditasyondalardı. Fang Xiufeng ise Güney Gök Gezegenine gitmişti.

Tüm bunlara ek olarak en büyük torun Meng Hao sakat doğmuştu. Yavaş yavaş saf soy nufüzünü ve gücünü kaybediyordu. Önceleri gücün zirvesindelerdi ama şimdi diğer klan üyelerinin sadece yüzde onu saf soya sadık kalmışlardı.

Saf soyun zayıflamasıyla beraber yan soylar yükselmeye başlamıştı. Özellikle Seçilmiş Fang Wei'nin de üyesi olduğu belli bir soy vardı. Onun babası ve soyun diğer Patrikleri güneş gibi parlıyorlardı ve geçmiş yüzyıllarda klana büyük hizmetler yapmışlardı. Onların itibarları klanın dışında da yayılmış ve böylece güçlerini katlayarak artırmaya devam etmişlerdi. Kısa süre sonra klanın yaklaşık yüzde otuzunun sadakatini kazanmışlardı.

Geriye kalan yüzde altmışlık kitle kendi halindeydi, kendi güç dengelerine sahiplerdi ve gerektiğinde birbirlerine yardım ediyorlardı.

Aradan yarım yıl geçti. Şuan Meng Hao neredeyse bir yıldır kayıptı. Şuan artık saf soy üyeleri bile onun geri döneceğine dair umutları tükenmiş ve neredeyse arayışları kesmişlerdi.

Siyah cübbeli gelişimciler bile vazgeçmişler ve Meng Hao'nun uzay boşluğunda ölüp gittiğini düşünmüşlerdi. Gelişim merkezi Ölümsüz Alemi aşan siyah cübbeli adam bile Meng Hao'ya dair en ufak bir iz bulamamıştı. Uzay kocaman bir boşluktu ve Doğu Zaferi Gezegeninin etrafındaki yıldızlı gökyüzünü tamamen göz hapsine almak imkansızdı. Orada çok fazla aktivite gerçekleşiyordu.

Doğu Zaferi Gezegeni yavaş yavaş normale döndü ve insanlar Meng Hao'yu düşünmeyi bıraktılar.

Günün birinde, iki tane otuz metrelik uçan mekik Doğu Zaferi Gezegeninin dışındaki yıldızlı gökyüzünde yalpalayıp sallanıyordu. Onlar gezegene yavaş yavaş yaklaşırken birinde bacaklarını çaprazlamış halde oturan Meng Hao görüldü. Elbiseleri eskimişti ve yüzü kurumuş ve sararmıştı. Fakat gözleri hala ışıl ışıldı. İlk bakışta sıradan bir figür gibi görünse de gözlerinin derinliklerinde, Güney Gök Gezegeninden ayrıldığı halinden bile daha güçlü görünüyordu.

Yaklaşık bir yıldır gezegene ulaşmak için yolculuk yapıyordu ve en sonunda hedefine az kalmıştı.

Harcadığı ruh taşları şok edici bir seviyedeydi. Bunu ne zaman düşünse dişlerini gıcırdatıyor ve kalbi acıyla sızlıyordu.

Bu bir yıllık süreçte yakalanıp öldürülmekten kaçınmak adına son derece dikkatli davranmıştı. Buna rağmen birçok tehlikeyle karşılaşmış ve birçok habis gelişimciye denk gelmişti. Bir çok kez büyülü savaşlar yapılmıştı.

Aslında bu neredeyse bir yıllık süreçte sıkı bir antrenman yaptığı söylenebilirdi. Hemen anne ve babasından aldığı o koruma hissinin keyfini hemen unutmuştu. Bir kez daha kendi başına olma tecrübesine dalmıştı.

"Nihayet... Doğu Zaferi Gezegenini görebildim!" diye düşündü karşısındaki gezegene bakarak. Bu gezegen devasaydı ve yüzde otuzu mavi okyanus, yüzde yetmişi ise karaydı. Kıtalardan birisi neredeyse gezegeninin yarısına yayılmıştı, rengi kırmızydı ve garip bir aura yayıyordu.

Bu gezegen aynı zamanda sayısız başıboş gök taşından oluşan parlak bir halkayla sarılmıştı. Bu sahne oldukça güzeldi.

Manzaraya bakan Meng Hao bu gök taşlarında birçok gelişimcinin meditasyonda oturduğunu görünce şok olmuştu. Hatta bazı gök taşlarına Ölümsüz mağaraları oyulmuştu.

Gezegen adeta güçlü uzmanlarla kaynıyordu ve onların şok edici auraları bir araya toplanarak yıldızlı gökyüzüne göz kamaştırıcı bir ışık yayıyordu.

Meng Hao üstüne adım atmadan bile bu gezegenin oldukça bereketli bir yer olduğunu söyleyebilirdi. Gezegene sayısız gelişimci girip çıkıyordu. Her yanda rengarenk ışık ışınları parlıyordu ve Güney Gök Gezegeninden çok farklı olan bu sahne Meng Hao'nun gözlerinde soğuk bir ışığın parlamasına neden olmuştu.

Meng Hao'nun yanındaki mekikte genç bir adam oturuyordu. Gülümseyerek Meng Hao'ya bir kutsal irade iletisi gönderdi.

"Kıdemli Kardeş Meng, burası Doğu Zaferi Gezegeni. İşlerini hallettikten sonra Tıbbi Ölümsüz Tarikatına gelip beni ziyaret etmeyi unutma. Seni bazı arkadaşlarla tanıştırabilirim."

Genç adamın adı Feng Xun idi. Meng Hao onu bir grup serseri gelişimci çetesinin elinden kurtarmıştı ve bu yüzden ona oldukça minnettardı. Muhabbet etmeye başladıklarında Meng Hao onun Tıbbi Ölümsüz Tarikatına üye olduğunu öğrenmişti. Meng Hao'nun da Doğu Zaferi Gezegenine gittiğini öğrenince hemen ona eşlik etme konusunda gönüllü olmuştu.

"Çok teşekkürler Kıdemli Kardeş Feng," Meng Hao gülümseyerek cevapladı. "Kesinlikle geleceğim." Doğu Zaferi Gezegenine bakarken gözlerindeki parlak ışık aniden soğudu.

K.N: İnsan yapacaklarını düşününce korkuyor :D

"Analizlerime göre," diye düşündü, "Fang Klanında beni öldürmek isteyen kişiler kesinlikle babamdan da korkuyor olmalı. Bazı farklı sebepler de olabilir. Belki de bazı klan meseleleri yüzünden,  başarılı olmaları halinde birilerinin onları tanıyabileceğinden korktular."

"Bu yüzden 19. Amcayı uzaklaştırdılar ve ardından beni öldürmeleri için o siyah cübbeli adamları peşimden yolladılar. Ayrıca... anıları silinmiş olan o adamlar tahminlerime adeta kanıt niteliğinde."

"Pekala, Fang Klanı benim için tehlikeli bir yer gibi görünse de aslında burada gayet güvende olabilirim. Beni klanın ortasında öldürmeye cesaret edemezler!"

"Fang Klanında yüksek bir pozisyona sahibim. Bu yüzden beni açık açık öldürmeye cesaret edemezler." Soğukça gülen Meng Hao uçan mekiğiyle Doğu Zaferi Gezegenine daha da yaklaştı. Oraya yanaştığında gezegenden güçlü bir kutsal duyu fırladı. Onları taradı, ardından ortadan kayboldu ve bir burgaca dönüştü.

Eş zamanlı olarak kulaklarına soğuk bir ses girdi.

"Yabancı gelişimci: önündeki burgaca gir ve seni gezegene alayım. Seyahat izinlerini ve yeşim kimlik plağını hazırla."

Meng Hao'nun gözlerinde belirsiz bir parıltı titreşti. Feng Xun'un önünde de bir burgaç ortaya çıktı. Etrafına bakan Meng Hao diğer gelişimcilerin de benzer durumlar yaşadığını gördü. Görünüşe göre Doğu Zaferi Gezegeninde işler böyle yürüyordu.

"Kıdemli Kardeş Meng, Doğu Zaferi Gezegeninde birçok kural var. Buraya gelen herkes bu muameleyi görür. Eğer seyahat izinlerin ve kimlik plağın yoksa ruh taşı bedelinin normalinin onlarca kat fazlasını ödeyerek yine de gezegene girebilirsin. Tabii ki ödeyeceğin ruh taşı miktarı gezegende ne kadar süre kalmayı planladığına göre değişecek."

"Eğer zorla girmeye kalkarsan anında öldürülürsün."

"Bu konuda yapabileceğin pek bir şey yok. Tüm gezegen Fang Klanının kontrolünde. Yıllar önce Lord Ji buraları tamamen onlara vermiş...." Acı acı gülümseyen Feng Xun uçan mekiğini kaldırdı, Meng Hao'ya doğru ellerini kenetledi ve önündeki burgaca girdi.

Meng Hao da bir an düşündükten sonra uçan mekiğini topladı ve burgacın içine girdi.

Gözleri ışıltıyla doldu ve her şey tekrar netleştiğinde artık uzayda değildi. Ayaklarının altında uzanan ışık kalkanı onun aşağıdaki toprakları görmesine imkan sağlıyordu.

Tam önünde devasa bir kapı vardı!

Kapı otuz bin metre yüksekliğe sahipti, bronzdan yapılmıştı ve kadim bir görünüşe sahipti. Üzerine oyulan tasarımlar antik zamanlara aitti ve tamamen şok ediciydi. Fakat dikkatli bakınca bile kapıdaki oymalrdan anlam çıkartmak çok zordu.

Kapının üzerine herkese görünür halde olan üç karakter kazınmıştı.

Doğu Gök Kapısı!

Bu sadece bir kapıydı ama Meng Hao ona baktığında göz bebekleri büzüldü. Bu kapı... tıpkı Ölümsüzlük Kapısına benziyordu.

Kapının önünde bir formasyon şeklinde duran yüzden fazla gelişimci içeri girmek için sıra bekleyen binden fazla insana soğuk gözlerle bakıyordu.

Doğu Gök Kapısının iki tarafında da daha küçük üç kapı daha vardı. Bu kapılardan birisine Kukla Tanrı karakterteri kazınmıştı ve diğerinde bir Kan Orkidesi yazısı görülüyordu.

Son kapı ise özeldi. Oldukça kadim ve garip görünüyordu ama Meng Hao'nun içindeki soy gücünü uyandıran bir güç yayıyordu.

Feng Xun Meng Hao'nun yanında belirdi ve açıklamaya başladı.

"Kıdemli Kardeş Meng, burası Doğu Gök Kapısı. Diğer iki kapı ise Kukla Tanrı ve Kan Orkidesi Kiliselerinin kapıları. Sonuncusu ise... sadece Fang Klanı çocukları için."

56 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 890