Series Banner
Novel

Bölüm 884

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 884: #####

Bölüm 884: #####

Meng Hao sakince Yeniden Doğuş Mağarasının içine girdi. Yerde uzanan kemikler gördü ve sayıları derinlere gittikçe azalıyordu. Daha önce öldüğü yerde durdu ve yere bakarken kalbine acı saplandı.

Xu Qing'i düşündü.

Kendi hayat kuvvetini kullanarak onu canlı tutmuştu ve ardından onu yeniden diriltmek için kendi tarikatında kısıtlı bir alana hapsolmuştu. Ondan sonra olup biten olaylar da Meng Hao'nun zihninde alevlendi. Uzun bir süre sonra iç geçirdi.

Ardından Yeniden Doğuş Mağarasının daha derinlerine gitti ama hiçbir şey göremedi.

Orada ne yıllar önce düşen Ölümsüzün cesedi ne de başka garip şeyler vardı. Garip bir gücün varlığını hissedebiliyordu ama bunun dışında başka bir şey yoktu.

"Yeniden Doğuş Mağarası.... Yeniden Doğuş Mağarası.... Evet, burada ben aslında... bir yeniden doğuş yaşadım." Meng Hao başını sağa sola salladı ve ayrılmaya hazırlanırken aniden duraksadı ve kafasını Yeniden Doğuş Mağarasının en sonuna doğru çevirdi. Mağara duvarı normal görünüyordu ama biraz önce hissettiği garip güç tam o noktadan yayılıyordu.

Oraya doğru yürüdü ve alanı dikkatlice inceledikten sonra gözleri kocaman açıldı ve yüzünde inanamaz bir ifade belirdi. Mağara duvarında bir kapı görmüştü.

Kapalı bir kapı!

Derin bir nefes aldı ve dikkatlice baktı ama hiçbir şey göremedi. Fakat biraz önce gördüğü şeyin bir yanılsama olmadığına emindi.

"Bu, Yeniden Doğuş Mağarasının ismini hak etmesini sağlayacak türde bir gizem," diye düşündü. Orada durarak uzun bir süre mağara duvarına baktı ve en sonunda arkasını dönerek ayrılmaya hazırlandı. Oldukça meraklıydı ama Ölümsüzlük Harabelerindeki tecrübelerinden sonra dünyada birçok büyük tarikatın olduğunu, gelişim merkezi seviyesinin anlamasına imkan vermediği sırlar olduğunu biliyordu.

Yeniden Doğuş Mağarasından çıktığında iki yaşlı adam hâlâ oturuyorlardı. Meng Hao'yu gördüklerinde nefesleri hızlandı ve hemen secdeye kapandılar.

"Selamlar, Kan Prensi Meng."

"Selamlar, yüce Meng Hao!"

Meng Hao duraksadı, iki adama başını salladı ve ayrılmaya hazırlandı.

Hayat kuvveti son derece zayıf olan yaşlı adamlardan birisi bir an tereddüt ettikten sonra sordu, "Yüce Meng Hao... uh... Yeniden Doğuş Mağarasının içinde tam olarak ne var?"

Meng Hao ilk başta cevap vermedi. Bir an sonra ise, "Umut." dedi.

Ardından oradan ayrıldı.

Yaşlı adamların moralleri yükselmişti. Iç geçirerek oturdular ve kalpleri umutla atmaya başladı.

"Efsanelere göre, yüce Meng Hao Yeniden Doğuş Mağarasının içinde gerçekten de yeniden doğuş yaşamış!"

"Orada umut olduğunu söyledi. O zaman umudumuz var demektir!!" Birbirlerine baktılar ve gözleri ışıl ışıl parladı.

Meng Hao Yeniden Doğuş Mağarası bölgesinden ayrıldıktan sonra havalandı ve etrafına duygusal bir şekilde bakındı. En sonunda bakışları Antik Lanet Tapınağına yöneldi.

Bir anlık sessizlikten sonra o yöne doğru fırladı. Kısa bir süre sonra Antik Lanet Tapınağının üzerinde süzülüyordu. Büyük tapınağa baktı ve Chu Yuyan'ı, vadide geçirdikleri zamanı ve Kan Ölümsüzü Miras turnuvasını düşündü.

"Şimdi düşününce bu tapınak... o yıl beni Göksel Felaketten korudu." Aşağı doğru süzülerek indi ve kadim, harap olmuş Antik Lanet Tapınağının önünde durdu.

İçeri doğru taş basamaklar gidiyordu ve içeride Ölümsüz İlahların ciddi ve yüce görünüşlerine bürünmüş sayısız ilah heykeli görünüyordu.

Tapınağın dışında toplanmış olan gelişimcilerin sayısı oldukça fazlaydı. Burası Güney Diyarının en gizemli üç yerinden biriydi ve en az tehlikeli olan yer olduğundan iyi talih elde etmek amacıyla buraya gelen gelişimcilerin sayısı fazlaydı.

Meng Hao'nun gelişi bazıları tarafından fark edildi ama ona çok dikkat etmediler.

Meng Hao tapınağa bir an baktıktan sonra içeri doğru yürümeye başladı. Arkasında tapınağı izleyen ve çok yaklaşmaya cesaret edemeyen bir gelişimci vardı. Meng Hao'nun tapınağa yaklaştığını görünce samimi bir tonla bağırdı.

"Yoldaş Taoist, Antik Lanet Tapınağına çok fazla yaklaşmamalısın! Orası çok tehlikeli!"

Meng Hao'yu fark eden sadece o adam değildi. Çevredeki bir çok Güney Diyarı gelişimcisi onun tapınağa yaklaştığını görmüştü. Birçoğu açık açık gülerek yada alay ederek heyecan verici bir şeyler olacağı umuduyla beklemeye başladı.

"Bu tapınak sıradan insanların yaklaşabileceği bir yer değil. Şuan bizim bulunduğumuz mesafe yaklaşabileceğimiz sınır noktası. Bazı Patrikler dışında oraya fazla yaklaşan olursa ölümü garantilemiş olur!"

"O herif çok tanıdık gelmedi, hangi tarikattan?"

Kalabalığı oluşturan insanlar bu konuyu tartışırken Meng Hao merdivene ulaştı ve ardından adım adım tırmanmaya başladı. Diğer gelişimciler ise bunu şaşkınlıkla izliyorlardı. Yüzlerinde inanamaz ifadeler vardı.

"O... o gerçekten de merdivenleri çıkıyor!"

"Onun gelişim merkezi seviyesi ne? Bu imkansız!"

"Nedense... o biraz tanıdık geldi bana....?"

Gelişimciler şaşkınlıkla izlerken Meng Hao merdivenleri tımanmayı bitirdi ve şuan tam tapınağın önünde duruyordu. Kapıları uzun süredir ağzına kadar açıktı ve Meng Hao orada dururken içerideki bütün ilah heykellerini net bir şekilde görebiliyordu.

Bu heykellerin her biri Antik Lanet Klanından güçlü bir uzmanı tasvir ediyordu.

"Onlar Ji Tian ile savaştılar..." diye mırıldandı Meng Hao, "ve yenildiler. Klanları imha edilmeden önce sonsuza kadar Ji'nin Göklerine direnecek olan İradeyi, bu tapınağı inşa ettiler." Meng Hao orada dururken sanki eski kudretli bir klana bakıyor gibiydi, görkemli ve uzun geçmişleri gözler önüne seriliydi.

Uzun bir aradan sonra ellerini kenetleyip tağınağı selamladı.

Tüm antik Lanet Tapınağı karşılığında saygı göstergesi olarak titredi. Gürleme sesi yankılanınca dışarıdaki bütün gelişimcilerin zihinleri titredi ve hayretle gerilemeye başladılar.

Hayret ettikleri şey Meng Hao tapınağa baş selamı verdikten sonra içerideki heykellerin yarısından fazlasının karşılık olarak sanki hayata dönmüş gibi baş selamı vermesiydi.

Dahası, tapınaktan yükselen canlı bir ışık dört bir yana yayılarak her yeri kapladı.

"Tanrım! Neler oluyor? Bu nasıl olabilir!"

"Antik Lanet Tapınağı heykelleri, onlar... gerçekten de canlandı!!"

"Kim bu gelişimci!? Gerçekten de tapınak onun saygı göstergesine karşılık vermeden edemedi mi?" Dışarıdaki kalabalık uğuldarken Meng Hao kafasını kaldırdı ve heykellerin yüzde altmışının ona baş selamı verdiğini gördü. Diğer yüzde kırk ona hafi bir gülümsemeyle bakıyordu.

Tapınağın en derinlerinde tamamen hareketsiz üç tane görkemli heykel duruyordu. Fakat onlar da Meng Hao'ya herhangi bir kötü niyet barındırmayan gözlerle bakmışlardı.

"Bu... bu yüce Meng Hao!!"

"Bu Meng Hao!! Kan Prensi Meng Hao!" Onu tanıyan insanların sayısı arttıkça kalabalıktan bir gürültü yükseldi.

Meng Hao tapınağa bakarken yavaş yavaş sayısız antik sesin kulaklarına mırıldandığını fark etti. Sesler belirsizdi ama içlerinde bir gün tapınaktan ayrılma ve Göklerde katliam yapma beklentisi, umudu barındırıyordu.

Uzun bir aradan sonra Meng Hao tekrar baş selamı verdi ve ardından ayrılmak için döndü. Havaya yükseldiğinde Antik Lanet Tapınağından parlayan ışık yavaş yavaş kayboldu ve tapınak normal haline geri döndü.

Meng Hao Antik Lanet Tapınağından ayrıldıktan sonra Güney Diyarını hemen terk etmedi. Rotasını Antik Tao Göllerine çevirdi.

"Acaba Lu Bai ve diğerleri hala orada sıkışmış haldeler mi," diye düşündü. Yoluna devam ederek o yıl tehlike yaşadığı çelitli konumlardan geçti ve en sonunda bölgenin merkezindeki devasa Tao Gölüne ulaştı.

Havada süzülürken göle baktı ve gözlerinde düşünceli bir bakış belirdi. Eğer Güney Diyarının en tehlikeli yerini seçecek olsa kesinlikle seçimi Antik Tao Göllerinden yana olurdu.

Özellikle bunun sebebi içeride girdiği sınavın üçüncü seviyesiydi. Meng Hao o olayı düşününce eğer devam etseydi başarılı olur muydu olamaz mıydı emin değildi. Ama sonra gözleri pırıldadı ve depolama çantasına vurarak soğuk yayan beyaz bir kristal çıkarttı.

Soğukluk zayıftı ama Meng Hao'nun tahminine göre bu nesneyle ilgili oldukça sıra dışı bir durum vardı. Bu eşya... Ölümsüzlük Harabelerindeki Savaşçı Köşkünde bulunan Feng Shui pusulasından söktüğü kristaldi.

"Kutsal Alevin Özü...." Meng Hao'nun gözlerinde meraklı bir parıltı belirdi. Hâlâ üçüncü seviyenin içinde gördüğü devasa alev tohumunu hatırlıyordu. Ateşin inanılmaz şiddeti hayal gücünün bile ötesindeydi.

O zamanki gelişim merkezi seviyesi yüzünden ‘öz’ teriminin anlamını kavrayamamıştı. Şimdi bile tamamen kavrayamasa da kabataslak bir fikre sahipti.

"Beyaz kristallerle bile testin o seviyesini geçmek zor olurdu. Sadece o alevden bir parça istiyorum... ama onu nasıl oradan alabilirim?"

Bir an düşündükten sonra depolama çantasına vurarak alevi uzun süre önce sönmüş olan bronz yağ lambasını çıkarttı. Lambaya göz gezdirirken gözleri pırıldadı.

"Güney Gök gezegeninden ayrıldığımda ne zaman geri döneceğimi bilmek imkansız. Kesinlikle bir çok tehlikeyle yüzleşeceğim. Eğer o alev özünden biraz alabilirsem tehlikeli durumlarda koz olarak kullanabilirim. Başarabileceğimden emin değilim ama denemem lazım." Meng Hao derin bir nefes aldı ve ardından Tao Gölünün yüzeyine doğru alçaldıktan sonra içine daldı.

Göz açıp kapayıncaya kadar gölün dibindeydi. Görünürde herhangi bir giriş yoktu. Her şey sıradan görünüyordu. Fakat gerçek ölümsüz gücünün yüzde seksenine sahip olan Meng Hao gölün zeminine baktığında devasa bir ışınlanma portalını fark etti.

Vücudu harekete geçerek ilerledi ve portalın içine girdi ama hiçbir şey olmadı.

Orada dururken kutsal iradesiyle bir mesaj iletti. "Gölün altındaki dünyayı koruyan insanların kıdemli üyesi, üçüncü seviyeye meydan okumak için geri döndüm!"

Bu kutsal iradeye karşılık göl çalkalanmaya başladı. Bir an sonra ışınlanma portalı çalışmaya başladı ve Meng Hao canlı ışıklar tarafından yutuldu.

Bir an sonra tekrar ortaya çıktığında yer altındaydı. Etrafı büyülü eşyalardan oluşan dağlarla ve renkleri farklı farklı sayısız canavarla sarılıydı. Önünde altın bir canavarın oturduğu devasa bir kapı vardı. Bir anda canavar Meng Hao'ya dönerek baktı.

"Sen... üçüncü seviyeyi mi denemek istiyorsun?" Bu yankılı ses Meng Hao'ya buraya ilk geldiğinde oldukça korkutucu gelmişti ama şimdi sakin bir halde birinci seviyeyi inceliyordu. O anda bölgede o yıl buraya beraber girdiği insanlardan kimse yoktu.

"O insanları aramana gerek yok," diye devam etti ses. "Lu Bai dışında hepsi... uzun süre önce öldüler."

"Üçüncü seviyeye meydan okumak istediğine emin misin?" diye sordu sesi gök gürültüsü gibi yankılanan altın canavar. Bölgedeki tüm canavarlar vahşi gözlerle Meng Hao'ya bakıyordu.

Meng Hao derin bir nefes aldı ve başıyla onayladı.

"Evet, meydan okuyorum!"

Bölüm 886: Tao Göllerinde Bir Meydan Okuma Daha!

—–

52 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 884