I Shall Seal The Heavens - Bölüm 879: #####
Bölüm 879: #####
"Lanet olsun!" Meng Hao'nun yüzü düştü. Biraz önce olup bitenler adeta bir rüya gibiydi. Qian Duoduo onun İblis iradesini uyandırdığında Meng Hao duygusal seviyede etkilenmiş ve aynı zamanda kişiliği de değişmişti. Sakin ve soğukkanlı görünse de bu sadece dışardan görünüştü. Aslında etrafında olup bitenler konusunda algısını kaybetmişti.
Durumsal farkındalık İblis iradesiyle aykırı düşen bir şeydi.
Ve şimdi arenanın dışına atılmıştı.
Serbest bıraktığı şiddetli güç yüzünden, İblis iradesi tamamen harekete geçmiş ve onu arenanın dışına atan bu kuvvet yüzünden o yarı yarıya dağılmıştı. Bu sayede Meng Hao'Nun bilinci artık etki altında değildi; adeta bir rüyadan yarım yamalak uyanmış gibiydi.
İblis iradesinin geri kalanından nasıl kurtulacağını düşünmeye zaman yoktu. Meng Hao şuan tehlikelerin göbeğindeydi. Arenayı terk ettiği anda yarım kafalı adam yaklaşmış ve onu tutmuştu.
Adamın eli soğuktu ve Meng Hao'ya temas ettiği anda Meng Hao'nun vücudu adeta buz kesmişti. Tam kurtulmaya çabalarken aniden yüzü titreşti. Yarım kafalı adamın yaptığı şeyin sonucu, serbest bıraktığı büyülü sanat Meng Hao'ya oldukça tanıdık geldi!
Bu... Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarıydı!
Bir anda Meng Hao tamamen hapsolmuş, en ufak bir hareket bile yapamaz hale geldi. Aynı sırada hayat kuvveti, gelişim merkezi, her şeyi aniden yarım kafalı adama doğru gönderilmeye başlandı. Sanki adam onu açgözlü bir şekilde yemek istiyordu.
Yarım kafalı adam Meng hao ile birlikte aniden uzaklara doğru fırlayıp sislerin içinde kaybolurken Meng Hao'nun başı dönüyordu.
Tüm bunlar çok hızlı olup bitmişti. Daha Tao Ağacındaki hiç kimse tepki bile veremeden Meng Hao gitmişti.
Ling Yunzi'nin yüzü düştü ve havalandı. Fakat tüm endişelerine rağmen sonsuz uzay boşluğuna baktığında... sislerin içine dalmasının imkansız olduğunu biliyordu.
Diğer yaşlı adamlarında yüzleri karardı, Meng Hao'nun sislerin içinde kaybolduğu noktaya bakakaldılar.
Tao Ağacındaki herkes şaşkındı.
Her şey çok hızlı olup bitmişti ve kimse böyle bir şeyi öngörememişti. Zhao Yifan ise şuan Tao Ağacının altında bilinçsizce yatıyordu ve ölümün kıyısında geziniyordu.
Dokuzuncu Dağ ve Denizde savaşı izleyen gelişimcilerin şuan zihinleri titriyordu. Yarım kafalı adamın Meng Hao'yu alıp götürmesini izlerken adeta gözlerine inanamamışlardı.
"O... birinci oldu ama...."
"Neler oluyor? Nasıl böyle bir şey olabilir? Bu imkansız!"
"Lanet olsun! O birinci oldu! Zhao Yifan'ı yendi! Zorlu sınavda birinci oldu ve ardından arena karşılaşmalarında da birinci oldu. O muhtemelen Dokuzuncu Dağ ve Denizin en ünlü kişilerinden biri oldu. Nasıl... işler nasıl böyle sonuçlanabilir?!?!"
"Ölümsüzlük Harabelerinin bu kadar tehlikeli olduğuna inanamıyorum! Neden arena karşılaşmalarını böyle bir yerde yaptılar!?!?"
Dış dünyadaki birçok izleyici şuan öfkeliydi. Hepsi de Fang Mu'nun en dipten şöhret basamaklarını bir bir tırmanışına şahit olmuşlardı. Hatta bir çok kişi onu geleceğin Paragonu olarak görmeye başlamıştı ama o bir anda kaybolup gitmişti.
Aslında rahat bir nefes alan bazı kişiler de vardı. Fang Mu çok güçlüydü, öyle ki kendi neslindeki gelişimcilerin çetin bir baskı hissettikleri seviyedeydi. Onlar için Fang Mu'nun böyle kaybolup gitmesi en iyisiydi.
"Fang Mu kesinlikle öldü. O yarım kafalı adam ona nihai ölümü tecrübe ettirecek."
"Ne kadar şanssız bir Seçilmiş. Yani, şimdi gelecekte mücadele etmek zorunda kalacağım bir kişi eksilmiş oldu."
Dokuzuncu Dağ ve Denizde konuşma uğultuları yükselirken saraydaki Patrikler şaşkın şaşkın bakakalmışlardı. Üç Büyük Taoist Toplumu Patrikleri de yavaşça ayağa kalkarken yüzlerinde sert ifadeler vardı. İlk önce Meng Hao'nun kaybolduğu noktaya baktılar ve ardından dikkatlerini Tao Ağacının üzerinde süzülen beyaz cübbeli kadına çevirdiler.
Kadın bakışlarını bilinçsiz yatan Zhao Yifan'a döndürdü, ardından başını boşluğa doğru çevirdi. Sanki kendi kendine bir an mırıldanır gibi oldu ve ardından aniden dönerek Meng Hao'nun gittiği yönde kayboldu.
Bunu gördükten sonra Üç Büyük Taoist Toplumu Patrikleri son derece heyecanlandılar.
"Belki de... Fang Mu ölmemiştir!"
"Belki de... bu sefer gerçekten başaracağız!!"
"Ah, Kademe. Yüce Dokuz Dağlar ve Denizlerde, sadece Dokuzuncu Dağ ve Deniz Kademe'ye birisini göndermemişti...."
Bu sırada, Doğu Zaferi Gezegeninin dışında yıldızların arasında yüzen Patrik Reliance'ın gözleri kocaman açılmış, burgaç ekranına nefesi kesilmiş halde bakıyordu.
"O küçük piçin ölümü böyle mi olacak? İmkansız! Eğer o küçük piçten kurtulmak bu kadar kolay olursa buna ilahi adalet denir mi? Ayrıca nedense... o yarım kafalı adam... bana bir yerden tanıdık geldi...."
K.N: Seviyorum Patrik Reliance'ı. Aileden biri oldu adam :D
Yıldızlı gökyüzünde ilerleyen bir gök taşının üstünde oturmuş olan Wang Klanının 10. Patriği yukarıdaki burgaç ekranında olup bitenleri izliyordu.
Kunlun Toplumunda Hap Şeytanı titriyordu ve gözlerinde canlı bir ışık parlıyordu. Meng Hao'nun bu kadar kolay öldürülebileceğine inanmasa da, orası Ölümsüzlük Harabeleriydi....
Chu Yuyan da titriyordu. Nefesi hızlanmıştı ve yüzü bembeyazdı. Meng Hao'nun gerçekten de öldüğüne inanmak istemiyordu. Vücudundaki bütün enerjisi adeta çekildi ve geriye doğru sendeledi. Yüzünden gözyaşları akmaya başladı.
"O ölemez...."
Güney Gök Gezegenindeki engin Doğu Topraklarında Meng Hao'nun anne babası Fang Klanında oturuyorlardı. Yüzleri soluktu ve ellerini sımsıkı kenetlemişlerdi. Fang Xiufeng'in ifadesi sakindi ama kalbinde inanılmaz bir öldürme arzusu yükselmişti.
Birkaç kez derin nefes aldıktan sonra homurdandı, "Hao'er genç yaşta ölecek tipte biri değil. O öldürülmeyecek. Ama eğer ölürse... o zaman ben, Fang Xiuefeng, bu gezegeni korumaya devam edeceğime yemin ediyorum. Fakat 100,000 yıl geçtikten sonra habis İblisleri serbest bırakmak için kapıyı bizzat kendim açacağım ve Üç Büyük Taoist Toplumun oğlumla birlikte gömüldüklerine emin olacağım!"
"Dahası, o Ölümsüzlük Harabeleri... cenaze süsleri olarak hizmet edecekler!"
Chen Fan, Şişko ve Li Shiqi bu olanları görünce inanamaz bir halde titrediler.
Bütün Dokuzuncu Dağ ve Deniz karmaşa içindeydi. Meng Hao daha yeni birinciliğini ilan etmişti ki aniden ortadan kaybolmuştu!
**
Doğal olarak Meng Hao ölmemişti.
Yarım adam onu sıkıca tutmuş halde sislerin içinde ilerliyordu. Meng Hao hayat kuvveti, gelişim merkezi ve aurası adam tarafından özümsenirken titredi.
Yavaş yavaş adamın kafasının eti ve kanı iyileşmeye başladı. Aurası yavaş yavaş ölümden uzaklaştı ve bir nebze hayat kuvveti tespit edildi. Fakat hâlâ bilinç anlamında eksik görünüyordu. sanki zihinsel işlevlere sahip değildi ve sadece içgüdülerine göre hareket ediyordu.
Meng Hao hareket edemiyordu ve düşünceleri bulanıktı. Vücudunu buz gibi bir soğuk sarmıştı. Fakat hayat kuvveti emilirken geriye kalan iblis iradesi de gidiyordu.
Yarım kafalı adam İblis iradesini özümsemeye devam ederken aniden duraksadı ve vücudunda siyah alevler titreşti.
Adam daha önce İblis iradesinin alevlerinden korkmuştu ve şimdi Meng Hao'nun hayat kuvvetini ve gelişim merkezini özümseyerek kendini yakmaya başladı ve yüzünde acılı bir ifade belirdi.
Bir anda Meng Hao tekrar hareket kabiliyetini kazandı. Ayrıca zihinlsel işlevleri de yenilendi ve aniden şok oldu.
"O... O Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarını kullanabiliyor!" diye düşündü. "Onun adı ne? Yoksa... o da mı Şeytan Mühürleyiciler Birliğinden?!"
"Yan tarafına saplanmış olan şu kılıç Altıncı Şeytan Mühürleme Nazarını içinde barındırıyor. Eğer o Şeytan Mühürleyiciler Birliğinden ise, ya Şeytan Mühürleyiciler Birliği içinde bir iç savaş yaşandı ya da... o mühürleme amacıyla kılıcı kendine sapladı!!" Meng Hao'nun aklından sayısız düşünce geçti ama bu kritik tehlike anında çok fazla düşünmeye zamanı yoktu.
Gözleri pırıldayan Meng Hao bu fırsattan istifade ederek gelişim merkezini serbest bıraktı. Ölümsüz meridyeni Ölümsüz Qi'si yaymaya başladı ve bunu yarım kafalı adama karşı koymak için kullandı. Ne yazık ki adam çok güçlüydü ve Meng Hao'nun çabası boşaydı.
Fakat... Meng Hao adamla savaşmayla ilgilenmiyordu. Bunun yerine hareket edebildiği bu kısa süreyi kullanarak aniden uzandı ve adama sağlı olan kılıcı kavradı.
Kılıca dokunduğu anda depolama çantasındaki antik Şeytan Mühürleme Yeşimi delice titreşmeye başladı. Aynı sırada yarım kafalı adam acı dolu bir feryat koparttı. Bu olduğunda Meng Hao elinden gelen bütün gücü kullanarak kılıcı adamın vücudundan çekmeye çabaladı.
Kılıcı adamdan çıkarttığında... onunla birlikte bir siyah kan akıntısı dışarı fışkırdı. Adam titreyerek Meng Hao'yu bıraktığında Meng Hao hemen hızla geri çekilirken yüzü soldu ve ağzından kanlar saçıldı.
Çok fazla hayat kuvveti kaybetmişti ve gelişim merkezi kaos içindeydi. Ama yine de bu kötü durumda bir an bile duraksamayarak bütün gücüyle kaçmak için hızlandı.
Yarım kafalı adam titredi ve elini yarasına doğru bastırdı. Fakat ne yaparsa yapsın kan dışarı akmaya devam etti.
"Ben kimim? "Ben... ben kimim_" adam yüzünde karmaşık bir ifadeyle mırıldandı. Bu kelimeler dışarı çıakrken aklı adeta kaos içindeydi.
"Kılıcım... kılıcım...." Bu kelimeler yankılanırken vücudundan akan kanlar aniden bir araya toplanarak kan yılanlarına dönüştü. Yılanların vücutları uzun antenlerle kaplıydı ve son derece korkunç görünüyorlardı. Adamın yarasından daha fazlası akmaya devam etti ve en sonunda binlercesi etrafı doldurdu.
Meng Hao'nun tüyleri diken diken oldu.
Tam bu noktada uzaklardan tiz bir uğuldama sesi duyuldu. Siyah bir rüzgarla beraber çürümüş bir anka yaklaşıyordu. Bunlar Meng Hao'nun Tao Ağacının dışında gördüğü şeylerdi. Anka açgözlü bir şekilde yaklaşarak doğruca yarım kafalı adama yöneldi.
O yaklaşırken adam bir şeyler mırıldandı ve ardından gözleri pırıldadı. Sağ eliyle bir büyü hareketi uyguladı ve ardından elini ankaya doğrulttu.
Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarı!
Tek bir parmak hareketi devasa ankanın olduğu yerde duraksamasına ve aşağı doğru düşmesine neden oldu.
Meng Hao'nun zihni titriyordu.
Daha sonra sisler kaynamaya ve daha fazla figür ortaya çıkmaya başladı. Onlardan birisi naga gelişimciydi ve hepsi de adamın yarasından dışarı akan vahşi kan yılanlarına açgözlülükle bakıyorlardı. Gözlerindeki bakışlardan sanki bir hazineye bakıyorlarmış hissini almak mümkündü. Göz açıp kapayıncaya kadar hepsi de delirmiş gibi saldırıya geçtiler.
"Ben... Altıncı Nesil Şeytan Mühürleyici..." dedi yarım kafalı adam. Boş bakışlarla üzerine gelen figürlere baktı. Bir yandan da elini yarasına bastırıyor ve kan yılanlarının dışmasına engel olmaya çalışıyordu. Gözlerinin içinden aniden bir bilinç parıltısı belirdi.
"Altıncı Şeytan Mühürleme Nazarı... Hayat-Ölüm Nazarlaması!"
Bununla birlikte parmağını salladı.
Bölüm İsmi: Altıncı Şeytan Mühürleme Nazarı!
