I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1529:####
Bölüm 1529:####
Aslında Meng Hao ile birlikte Aşkınlık denemesi onlar için bir lütuftu. Normalde ilk zorlu adım Yücegök'ün iradesi ile baş etmek olacaktı. Fakat o irade şuan onları tamamen görmezden gelerek hedefine... Sadece ve sadece Meng Hao'yu almıştı! Meng Hao'nun Aşkın olmasına izin veremezdi! Gümbürtülerle birlikte Yücegök'ün iradesi ölüler şehrinin dışında yoğunlaştı ve ardından içeri girmeye hazırlandı! Yücegök'ün iradesi başka bir yer olsa kolayca girebilirdi. Ama ölüler şehri farklıydı; içeri girmesi oldukça zor bir yerdi. Diğer Aşkın gelişimcileri kovabilirdi ve aynı kuvveti Yücegök'ün iradesi üzerinde de kullanabilirdi. Ölüler şehrinde sonsuz bir nefret vardı ve Yücegök'ün iradesi bu nefretin hedefi ve kaynağıydı. Başka şartlar olsa Yücegök'ün iradesi ölüler şehrine girmeyi denemezdi. Fakat şuan buna çabalıyordu. Tüm ölüler şehri sarsılıyordu ve dört bir yanda çatırtı sesleri yankılanıyordu. Yine de Yücegök'ün iradesinin çoğu hala içeri girmesi engellendi. ardı arkası kesilmeyen hücuma rağmen sadece küçük bir kısmı içerde kendine yer bulabildi. Bu güç anında bir sel gibi sekiz kıta boyunca akarak dokuzuncu kıtaya doğru çöken devasa bir ele dönüştü. Fakat daha önce Meng Hao'nun hareket ettirmiş olduğu devasa kapı şuan eski haline dönmüştü ve elin dokuzuncu kıtaya girmesini engelliyordu. El kapıya çarptı ve sağır edici bir çınlama duyuldu. Kapı sarsılmış ama açılmayı reddederek Yücegök'ün iradesini dışarıda bırakmıştı. Meng Hao tamamen heykeli eritmeye odaklanmıştı. Şuan yarısı gitmişti ve dönüştüğü ufak siyah damlacıkların her biri mühürleme işaretleri barındırıyordu. En sonunda tüm heykel çözüldüğünde ve siyah sıvı damlaları Meng Hao tarafından özümsendiğinde Meng Hao onları kendi ruhunun içinde bir mühür işaretine dönüştürebilecekti. Ve bu... Dokuzuncu Nazar olacaktı! Şuan hala işlemin ilk aşamasındaydı. o anda Yücegök'ün iradesi sürekli dokuzuncu kıtanın kapısını zorlarken tüm ölüler şehri gümbürtülerle dolmuştu. En sonunda Yücegök'ün yıldızlı gökyüzü boyunca öfkeli bir kükreme yankılandı ve sayısız gök cisminin titremeye ve sarsılmaya başlamasına neden oldu. Ardından anında ışınlandılar. Daha sonra milyarlarca asteroid birbirine çarpmaya başlayarak bütünleştiler ve küçüldüler. Birkaç nefeslik sürede bütün asteroidler normal pozisyonlarından kaybolarak bütünleşmeye başlamışlardı. Yücegök'ün iradesinin kontrolü altında dokuz devasa diken formunu almaya başladılar! Bu dikenlerin her biri tam 3,000,000 metre uzunluğundaydı ve ölüler şehrinin dışındaki uzayda dururken hayret verici bir sahne yaratmışlardı. Ardından Yücegök'ün iradesi ayrıldı ve dokuz dikenle kaynaştı. Bir an sonra dikenlerden şiddetli bir enerji taştı ve gümbürtü sesleri eşliğinde ölüler şehrine doğru fırladılar. Ölüler şehri direnemeyerek titredi. Çatırtı sesleriyle birlikte ilk diken ölüler şehrinin savunmasını aşarak gökyüzünü yok edip bulanık bir ışık formunda birinci kıtaya doğru fırladı. O inerken Yücegök'ün iradesini hedef alan kovma kuvveti daha da güçlendi. Diken vahşice direndi ve dört bir yanın alevlerle dolmasına neden oldu. Kısa süre sonra dağılmaya ve küçülmeye başlayarak 300,000 metre uzunluğa kadar düştü ve artık keskin değildi. En sonunda basit bir devasa asteroid olarak birinci kıtaya doğru düştü. Yerle temas ettiğinde her yer titredi ve muazzam gedikler açıldı. Daha sonra ikinci, üçüncü ve dördüncü dikenler gelerek savunmaları delip sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü kıtalara indiler. Ayrıca alevlerle dolarak birinci kıtadan geçerken hızla küçüldüler. Tabii ki ölüler şehrinin derinliklerine girdikçe yüzleşecekleri direnç daha kuvvetli olacaktı. Gümbürtü sesleri eşliğinde üç asteroid hedeflerine yaklaştılar. İkinci kıtaya inen asteroid sadece 150,000 metre genişlikteydi. Üçüncü kıtaya inen ise sadece 60,000 metreydi. Dördüncü ise sadece 30,000 metre. Ne büyük bir güç kaybı! Fakat daha bitmemişti! Beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu dikenler gökyüzünü delerek ölüler şehrinin savunmalarını yok ettiler ve sırasıyla beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu kıtalara doğru fırladılar. Ölüle şehrinin gökyüzü tamamen silinmişti ama Yücegök'ün iradesi hala ölüler şehrine girmekte inanılmaz zorlanıyordu. Dikenler yanarken yer sallandı ve dikenler ölüler şehrinde ilerlemeye devam ederken giderek küçüldüler. Beşinci kıtaya inen asteroid 30,000 metreden daha küçüktü. Altıncı asteroid 15,000 metre uzunluktaydı. Sekizinci asteroid çarptığında ise sadece 3,000 metre kalmıştı. Ve sonra dokuzuncu diken vardı. O dokuzuncu kıtaya ulaştığında alevlerden geriye sadece küller kalmıştı ve içeri girememişti. Kısa bir süre önce.... Meng Hao'nun önündeki heykel yüzde yetmiş oranında çözülmüştü ve etrafı görkemli siyah damlacıklarla çevrelenmişti. Tamamen çözülmesine çok az bir süre kalmıştı. Meng Hao titriyordu. Dışarıda olup bitenleri hissedemiyordu ama Yücegök'ün iradesinin onu durdurmak için elinden geleni yaptığını tahmin edebiliyordu. Bu yüzden bütün kutsal duyusunu heykelin çözülmesine odaklamıştı. "Daha hızlı. Daha hızlı olmalı!" Her saniyeyi değerlendirmenin derdine düşerken yüzünde mavi kan damarları şişti. Tam bu sırada aniden birinci kıtadan muazzam bir patlama sesi geldi. İlk asteroid yere çarptığında harabelerin içinde bir figür belirdi. İnsansı bir figürdü ama yüz hatları yoktu. Sadece dış hatları vardı. Dokuzuncu kıtaya doğru baktı, ardından tek bir adım atarak bulanık bir hareketliliğin içinde kayboldu. Bir an sonra ikinci ve üçüncü asteroidler patladı ve daha külleri savrulurken onların içinde de figürler belirdi. Aynı şey sekizinci kıtaya kadar devam etti. Ortaya çıkan her figür dokuzuncu kıtaya doğru yürümeye başlarken ilk 300,000 metrelik asteroidin içinden çıkan en hızlısıydı. İlk önce ikinci kıtaya adım atarak orada ikinci asteroidin içinden çıkan figürle bütünleşti. Bu olduğu anda değişti ve daha az bulanık ve belirsiz hale geldi. Ardından ikinci adımı attı. İkinci adımla üçüncü kıtaya vararak üçüncü figürle bütünleşti. Şaun yüz hatları oluşmaya başlamıştı ve genç bir adamı andırıyordu. Orada durmadı. Attığı her adımla bir sonraki kıtada belirdi. Sekizinci kıtaya kadar yürüdü, figürlerin her biriyle bütünleşti ve en sonunda sekizinci kıtada devasa kapıya baktı. Bu noktada tamamen belirgin bir figür haline gelmişti. O siyah uzun saçlı genç bir adamdı ve uzun mavi bir elbise giyiyordu. Son derece yakışıklıydı ve yüz ifadesi sakin olmakla birlikte soğuk ve kayıtsızdı. Beklenmedik şekilde dikkatlice bakınca onun tıpkı dokuzuncu kıtadaki tahtta oturan adama benzediği görülecekti! "Engin Genişlik sanatında yaşayan bütün canlılar benim çocuklarım. Burası Hayalet'in ölüler şehri, o yüzden onun görünüşünü aldım." Yücegök'ün yıldızlı gökyüzü içinde var olan herhangi bir şeyin formuna bürünebilen bu genç adam sağ elini uzattı ve kapının üzerine bastırmasıyla kapı sallanarak açıldı. Ardından bir adım daha attı ve dokuzuncu kıtaya geçti. Neredeyse anında onu vuran şok edici bir kovma kuvveti hafiften geri itilmesine neden oldu. Değişmeyen ifadesiyle kovma kuvvetine rağmen yürümeye başladı. Bu inanılmaz bir çaba gerektirse de bunu yüzüne yansıtmadı. Bir adım daha attı ve Aşkınlık Kürsüsü'nde belirdi. Tarikat Lideri ve diğerlerine doğru baktı ve ardından sağ kolunu salladı. Bir gümbürtü koptu ve Aşkınlık Kürsüsü sallandı. Tarikat Lideri ve yanındakiler ağız dolusu kan tükürdüler ve Aşkınlık çabaları tamamen bozguna uğradı. Hatta zayıf olan bazı 9 Özlü uzmanlar kan donduran çığlıklarla patlayarak hem ruh hem de bedenen öldüler. Diğer herkes şok içindeydi. Tam genç adama doğru baktıklarında adam bir adım daha atarak devasa heykelin bulunduğu yere vardı. Orada sonsuz hayalet denizi ona doğru döndü ve yüzlerinde boş ifadelerle ona baktılar. Fakat bu boş bakışlar bir an sonra yerini nefret ve çılgınlığa bıraktı. Yücegök'ün iradesinin Patrik Engin Genişlik'in formuna bürünmüş olmasının bir önemi yoktu. Ondan yayılan aurayı değiştirmiyordu ve bu hayaletler o auraya karşı sonsuza kadar dinmeyecek bir nefretle doluydu! Hemen öfkeli çığlıklar eşliğinde harekete geçtiler. Ölümlerinden ve onları öfkeli birer hayalete dönüştüren düşmanlık asla yok olmayacaktı. O anda harekete geçerek Yücegök'ün iradesinin şekle büründüğü genç adama doğru hücum ettiler. "Ah, çocuklarım," genç adam sakince söylendi, "hepiniz ölüsünüz ama günahkar olmakta ısrar ediyorsunuz. Bu yüzden sizi reenkarnasyon vücutlarınızdan ve hareket etme kabiliyetinizden sıyıracağım." Yüzü tamamen ifadesizdi ve hayaletlere bakmıyordu bile. Bir adım daha atarak tamamen bacaklarını çaprazlamış halde oturmuş bir şekilde ahşap heykeli çözmekte olan kişiye odaklandı. Bölüm İsmi: Siz Bütün Canlılar Benim Sanatım olan Çocuklarımsınız
