I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1515: Dokuzuncu Reenkarnasyon'a Yaklaşmak!
Bölüm 1515: Dokuzuncu Reenkarnasyon'a Yaklaşmak!
Gümbürtülerle birlikte Sekizinci Nazarın uzay Öz'ü ortaya çıktı ve her yeri kilitledi. Uzay mühürlenmiş, hava mühürlenmiş, her şey mühürlenmişti! Işık ışınları bile duraksamıştı. Meng Hao ışık ve içeriyi dolduran yıkıcı güce aldırmadan ileri yürüyerek içeri adım attı. Işık onu sardı ve bir an bozulduktan sonra ortadan kayboldu. Meng Hao büyü formasyonuna adım atarak uzandı ve yarı saydam Han Bei'yi tuttu. Eli onu kavradığı anda kadın acıyla kahkaha attı. "Eğer beni öldürürsen Chu Yuyan ölür!" diye bağırdı. Bu sözler ağzından çıktı ve daha fazla konuşamadan Meng Hao'nun yüzü buz gibi oldu. Hiç tereddüt etmeden onu boynundan kavradı. Han Bei inanamaz gözlerle bakarken bir çınlamayla birlikte patladı ve kan ve pıhtıya dağıldı. Hem ruh hem bedenen yok olmuştu. "Bu senin gerçek benliğin değil," dedi Meng Hao sakince, "sadece bir köşeye atılmış bir araç yada belki yeniden doğuş tohumu olarak kullanılan bir klon. "Bu bedenini öldürdüm. Şimdi gazabımdan kaçınmak için başka neler yapacaksın merak ediyorum." Gözlerini kapatarak tekrar peşine düşmek için Han Bei'nin et ve kanının aurasını takip etti. Han Bei son derece kurnazdı ve birçok yedek plan hazırlamıştı. Garip şekilde Meng Hao bile onun tam olarak nereye ışınlandığına dair ipucu bulmakta zorlanıyordu. Çeşitli izleri takip etmiş ve onun klonunu bulmuştu. Han Bei kesinlikle zekiydi. Belli ki gerçek benliği ile klonu farklı yönlere kaçmıştı. Eğer Meng Hao klonu takip ederse onun planı tıkır tıkır işlemiş olacaktı. Eğer gerçek benliğini takip ederse klonu kaçmayı başaracak ve gerçek benliği öldürülse bile yeniden doğuş tohumu görevi görecekti. "Anladım," Meng Hao uzaklara doğru bakarak söylendi. Orada kutsal duyusuyla biraz önce orada olmayan bir figür tespit etti. Bu kaçan figür... Han Bei'nin gerçek benliğiydi! Saçı başı dağılmıştı ve yüzü bembeyazdı. Şok olmuş ve inanamaz bir haldeydi. Meng Hao'nun mental dayanıklılık testinde hayatta kalabileceğini ve Engin Genişlik'in dışından geri dönüp peşine düşeceğini hiç hayal etmemişti. Bu gerçekten de ona imkansız gibi geliyordu. Engin Genişlik'in dışına çıkma tecrübesi yaşayan kimse hayatta kalamazdı, özellikle... Şeytan'a dönüşmüş olan Ölümsüzler! "Sindirilememiş. Hala kendinde. Yücegök'ün temsilcisi olmamış! Bu nasıl olabilir? Lanet olsun!!" Meng Hao'nun öfkeli, cani aurasını düşününce Han Bei'yi bir titreme sardı. Meng Hao'nun kalbinin onu katletme arzusuyla yanıp tutuştuğunu hayal edebiliyordu. Dahası, onun artık Chu Yuyan'ı umursayıp umursamadığını, o sınırı geçip geçmediğini de test etmeye niyeti yoktu. Eğer onu hala umursuyorsa Han Bei Chu Yuyan'ı ufak bir el hareketi yapmak kadar kolayca öldürebilirdi. "Onu artık umursamasına imkan yok!" diye düşündü dişlerini sıkarak. Kaçarken aninden karşısında bir ölümlü şehri belirdi! Meng Hao onun gittiği yönü fark edince göz bebekleri büzüldü. Ufuktaki dağların ötesindeki şehir klonunun dokuzuncu reenkarnasyonunun yaşadığı yerdi. Orada bereketli düzlüklerde ölümlü imparatorluğunun devasa başkenti bulunuyordu. Meng Hao bu dokuzuncu reenkarnasyon ile çok az bağlantıya sahipti. Onu hissedebiliyordu ama sadece bu kadardı. Yine de bu hissiyat onun tam olarak nerede olduğunu bilmesine yeterdi. Fakat klonun o anki durumunu kontrol etmek için yeterli değildi. Kutsal duyusu bile bulanık bir sisten başka bir şey göremiyordu. Fakat klonun dokuzuncu reenkarnasyonunun içinde tanıdık bir auranın kaynadığını hissedebiliyordu. Tam Dokuzuncu Nazarın tamamlanmış aurasıydı, bütün canlıları benzersiz bir şekilde değiştirebilecek bir auraydı. Bütün hayatı kaplayan, havayı büken ve kutsal duyunun bölgeye girmesini imkansız kılan bir auraydı bu. "Han Bei dokuzuncu reenkarnasyonun yerini nasıl bilebilir? Rastlantı mı?" Gözleri ışıldadı. Tabii ki Yan'er'in klonun dokuzuncu hayatının bir parçası olduğundan haberi de yoktu. Han Bei sadece Chu Yuyan'ın ruhuyla bağlantılı olduğu için ona doğru gidiyordu. Klonun Chu Yuyan'ın bölgesinde kutsal duyuyu engellediğinden haberi yoktu. Fakat onun genel konumunu tespit edebiliyordu. Ve bu yüzden Chu Yuyan'ı bulmak için oraya doğru gidiyordu! Han Bei hızla ilerlerken Meng Hao homurdandı ve hemen peşine düştü. Gök ve Yer gümbürtüyle doldu. Han Bei çok hızlıydı ve kısa süre sonra klonun dokuzuncu hayatının yaşadığı başkentin üstünde belirdi. "Burası olmalı!" diye düşündü keyiflenerek. Bu onun son hayat kurtarıcı yedek planıydı. Biliyordu ki Engin Genişlik'in en ücra köşesine bile gitse Meng Hao yine onu takip edecekti. Dahası, yaraları yüzünden Yücegök'ün güvenle çağırmasına da imkan yoktu. Bu yüzden son hayatta kalma şansı Chu Yuyan'dı. Nefretinin içinde kaybolan Meng Hao'nun Chu Yuyan'ı kanlı canlı görünce uyanacağını umut ediyordu. Ama ne yazık ki Chu Yuyan'ın genel konumunu bilse de tam olarak yerini saptayamıyordu. Sadece bu şehirde olduğundan emindi ve bir şekilde adeta gizlenmiş gibiydi. Fakat o hedefine yaklaştıkça Meng Hao'nun öldürme öldürme arzusunun da giderek katlandığından haberi yoktu. Ne de olsa klonuna kötü bir şey olmasına izin vermesi mümkün müydü? Han Nei ölümlü şehrinin dışına vardığında hava gök gürültüsüyle doldu. Aniden hava yırtıldı ve Meng Hao Han Bei'nin önüne çıktı. Gözleri buz gibiydi ve öldürme isteğiyle taşıyordu. Han Bei aniden titredi ve nefesi hızlandı. Görünüşe göre Meng Hao'nun ortaya çıkışı yukarıdaki bulutlarda bir tepkiye sebep olmuştu. Gök gürledi, bulutlar çınladı ve yağmur yağmaya başladı. Bir an sonra yağmur toprakları ıslattı. Şehirdeki sayısız ölümlü yağmurdan kaçıştı; şuan akşam vaktiydi ve gökyüzü kararırken yağmur şiddetini artırıyordu. Şehrin bir köşesindeki dar bir yolda bir marangoz dükkanı bulunuyordu. Küçük Hazine orada oturmuş hafızasına güvenerek bir tahtayı oyuyordu. Dışarıda gök gürledi ve yağmur sesi geldi. Normalde bu sesler hayal gücünü harekete geçirir ve onu dışarının nasıl olabileceği hakkında düşünmeye iterdi. Ama bugün huzursuz hissetti, sanki çok önemli bir şey oluyor gibiydi. Kısa süre sonra arkasında ayak sesleri duydu. Bu karısıydı, yanına oturdu ve omuzuna yaslandı. Küçük Hazinenin yüzünde bir gülümseme belirdi ve aniden kalbindeki huzursuzluk yerini sakinliğe bıraktı. Karısı ona samimiyetle baktı ve o da gülümsedi. Karnı hafiften şişmişti; orada bir hayat yavaş yavaş filizleniyordu.... Engelleyici örtü yüzünden Meng Hao gerçek benliği klonunun dokuzuncu hayatında neler olduğundan habersizdi. Aynı zamanda ona bu reenkarnasyona hayat boyu eşlik etmiş kişinin de bu engelin ötesindeki tanıdık aurayı tespit etmesine imkan yoktu. "Eğer beni öldürürsen Chu Yuyan ÖLÜR!" Han Bei tiz bir sesle konuştu. Gergindi ve çok korkuyordu. Gök gürledi ve yağmur yağdı. Meng Hao gelişim merkezini kullanarak yağmurun kendisine dokunmasını engellemedi. Havada gözlerinde öldürme arzusuyla durdu ve yağmur üzerine düşerken buza dönüşerek yere doğru yağdı. Meng Hao Han Bei'ye doğru baktı ve ardından konuştu, "Seninle ilk karşılaşmamız Siyah Elek Tarikatı'nın Kutsal Topraklarında oldu." Gözleri anılarla titreşti. Geçmişte asla nostalji yapmak için zaman harcamazdı. Ama yıllar geçtikçe giderek yalnızlaştı ve ardından Dağ ve Deniz Aleminin yıkımına şahit oldu. En sonunda anıları hatırlama noktasına geldi. Eğer mümkün olsaydı bir zamanlar arkadaşı olan herkesin ölmemiş olmasını tercih ederdi. Özellikle... kendi öldürdüklerinin. Chen Fan için böyle hissediyordu ve Han Bei için de böyle hissediyordu. Han Bei ona hızlı bir bakış attı ve geçmişi düşünerek gözleri karmaşık duygularla titreşti. Ardından Meng Hao'nun gözleri ışıldadı. Söylediklerinde yüzde yetmiş samimi yüzde otuz aldatıcıydı. Gerçekten iç geçirmişti ama niyeti Han Bei'ye geçmişi düşündürmekti! Göz açıp kapayıncaya kadar sağ eli hızla bir büyü hareketi yaptı. Karmik Nazar ortaya çıktı ve parmağını sallamasıyla birlikte Han Bei titremeye başladı. Bütün Karma İplikleri kafasının üstünde belirdi ve Meng Hao onlardan birini çıkarttı. Bu iplik onu Chu Yuyan'a bağlayandı! Aynı zamanda Meng Hao'nun eli havayı kesti. Ondan düşen buz parçaları aniden havada uçtu ve sayısız bıçağa dönüşerek Han Bei'ye doğru ilerledi. Daha doğrusu onu Chu Yuyan'a bağlayan Karma İpliğine doğru fırladı. Han Bei'nin gözleri kocaman açıldı ve nefesi kesildi. Hemen geri çekilirken çift elli bir büyü hareketi uyguladı. Ardından ellerini iterek gelişim merkezinin gücünü serbest bıraktı. Fakat Meng Hao'ya rakip olmanın yakınından bile geçemezdi. Göz açıp kapayıncaya kadar buz kütleleri doğrudan karşısında belirdi ve vücudunu kesmenin eşiğine geldi. O anda titredi. Siyah göz bebekleri dışarı doğru genişleyerek gözünün beyaz kısmını tamamen ele geçirdi. Ardından ondan sonsuz bir irade yayılmaya başladı. Bu Yücegök'ün iradesiydi ve patladığından ağzının kenarlarından kan geldi. Şiddetle sarsılmaya başladı ve içinden kemik kırılma sesleri geldi.
