Series Banner
Novel

Bölüm 1499

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1499: Ben Kimim?

Bölüm 1499: Ben Kimim?

Zaman geçti. Meng Hao kıtanın tam merkezinde durmuyor olsa da kesinlikle bütün ilginin merkezindeydi.   Dışarıda, dokuzuncu kalkanın kalıntılarının ötesinde yıldızlı gökyüzünü dolduran bir yaratık ordusu vardı. Hepsi de sessizce aşağı bakıyor ama kıtaya adım atmaya yanaşmıyordu.   Kalkandaki muazzam delik hala duruyordu; kapanmamıştı. Fakat saatler geçmesine rağmen tek bir yaratık oradan içeri girmedi.   Kıtanın tuhaf doğası yüzünden burada Engin Genişlik enerjisi kıttı ve aynı zamanda bu durum Engin Genişlik iradesinin de zayıf olması anlamına geliyordu. Bu yüzden orduyu oluşturan yaratıklar önceki kadar etki edilmesi kolay değillerdi.   Hala cani auraya sahip olsalar da hala büyük oranda ilkel içgüdülerinin kontrolü altındalardı. Bu yüzden eğer kıtaya girerlerse kesinlikle öleceklerinin bilinciyle hareketsiz ve sessiz duruyorlardı.   Eğer işler böyle devam ederse Meng Hao esasen savaşı kazanmış olacaktı. Şuan aynanın çok yakınlarda olduğunu hissedebiliyordu.   "Neredeyse geldi.... Bakır ayna!   "Papağan... bana geri dön!" Meng Hao derin bir nefes aldı. Arkasındaki otuz metrelik kalkanlı alanın içinde sekiz ayna parçası ışıl ışıl parlıyordu. Onlardan yükselen ışık sütunları karanlıktaki meşale gibiydi. Bakır aynayı çağırma sürecinde adeta kör ediciydi.   Bir tütsülük sürenin ardından Meng Hao uzaklara doğru bakarken nefesi hızlandı. Ordudaki yaratıklar ise uzaklardan gelmekte olan bir baskıyı hissedebiliyorlardı ve bu onları huzursuz eden, hatta sinirlendiren bir şeydi.   Sanki yıldızlı gökyüzünde değil başka bir karanlık şeritte fırlayan bir ışık ışını görüyor gibilerdi.   Fakat tam bu anda Meng Hao'nun önünde aniden dalgalanmalar patladı. Önündeki hava hala hareketsiz ve durgundu ama bir parmak ortaya çıkmıştı!   Görünüşü her anlamda normaldi ama ortaya çıktığı anda tüm dünyanın ve hatta yıldızlı gökyüzünün sallanmaya başlamasına neden oldu. Bütün ışığın yerini aldı ve yıldızlı gökyüzünün karanlığında tek parlak şey oydu!   Meng Hao'nun göğsüne doğru adeta yavaş çekimde ilerliyor gibi uzandı.   Beklenmedik şekilde Meng Hao bundan tamamen kaçınamaz bir haldeydi.   Bir patlama gürledi; Gök sallandı ve Yer titredi. Dört bir yanda çatırtı sesleriyle birlikte kıtanın yüzeyinde çatlaklar yayıld. Dokuzuncu kalkan katmanı da parçalandı.   Meng Hao'nun ağzından kan geldi ve geriye doğru sendeleyerek onuncu kalkanın yüzeyine çarptı. Kalkan bozuldu ve neredeyse parçalanmaya yüz tuttu. Meng Hao sendelemeye devam ederek neredeyse yirmi beş metre ötede durabildi. Bir ağız dolusu kan tükürerek yavaşça kafasını kaldırdı ve önündeki dalgalı alana doğru baktı.   Şimdi görünen sadece bir parmak değildi. Havada sıska bir figür belirmişti ve ayağı toprağa dokunduğu anda her şey titremeye başladı. Aynı zamanda ondan üstün ve zirve bir aura patladı.   Sanki o tüm yıldızlı gökyüzünün temsilcisiydi, sanki onun tek bir sözü tüm Engin Genişlik'in doğal kanunu sayılacaktı. Görünüşe göre onun tek bir bakışı yıldızlı gökyüzünde var olan herhangi bir varlığın ölüm ve yaşamına karar verebilirdi.   "Ben Yücegök'ün Temsilcisi," dedi sakince. Sesinin yankısı tüm kıtanın paramparça olmasına neden oldu. Geriye sadece üzerinde Meng Hao'nun bulunduğu otuz metrelik alan kaldı. Diğer her yer Yücegök'ün Temsilcisi'nin sözleriyle toza dönüşmüştü.   Çevredeki yaratıklar tam ruhlarından gelen derin bir saygı hissettiler. Başlarını eğdiler ve dizlerinin üstüne çöktüler.   "Selamlar, Temsilci...."   Sıska adam orta yaşlıydı ama soluk bir yüzü ve derin bakışlı gözlere sahipti. Orada siyah cübbesiyle durarak Meng Hao'ya baktı.   "Sen niye diz çökmedin hala?" diye sordu.   Bu kelimeler ağzından çıktığı anda tarif edilemez bir baskı oluştu. Meng Hao'ya çarparak şiddetli yankı seslerine neden oldu. Meng Hao'nun gelişim merkezi 9 Öz seviyesinin zirvesindeydi ama yine de baskıya göğüs germesi adeta imkansızdı. Baskı iki ele dönüşerek sanki onu zorla diz çöktürmeye çalışır gibi omuzlarına bastırırken dizleri titredi.   Ama sonra Meng Hao gülümsedi. Bu kıpkırmızı gözlerle tamamlanan vahşi bir gülümsemeydi. Patlayan şok edici güç çevredeki yıldızlı gökyüzünü kırmızıya boyadı.   Kırmızılık yıldızlı gökyüzünün bütün karanlığıyla kıyaslanamazdı ama bu bölgede direnilmez bir fırtına gibiydi.   "Ben Meng Hao, Asla ne Göklere ne de Yeryüzüne diz çökmedim. Senin gibi bir pisliğe neden diz çökecekmişim?!" Gözlerindeki kırmızılık şiddetlendi ve aurası çeşitlilik değişimleriyle titreşmeye başladı. Şeytani qi taştı ve diz çökmek bir kenara adım adım ileri doğru yürümeye başladı.   Enerjisi yükselmeye başladı ve kırmızılık alev gibi köpürdü. Aniden Yücegök'ün Temsilcisi'ne şiddetli bir baskı çökmeye başladı.   Adamın yüzü titreşti.   "Gerçekten de canına mı susadın!?" dedi homurdanarak. Sağ elini kaldırdı ve öldürme arzusuyla taşarak avucunu Meng Hao'ya doğru itti. Şiddetli baskı 9 Öz seviyesinin ötesindeydi. Eğer Meng Hao tetikte olmasaydı hem ruh hem de bedenen ölürdü.   Yine de bir an bile durmadı. Hatta biraz hızlandı. Aynı zamanda enerjisi birikmeye devam etti, Şeytani Qi kabardı ve kırmızı parıltı genişledi.   Ardından sağ yumruğunu sıktı ve İblis-Biçen Yumruk'u serbest bıraktı. Yumruk temsilciye doğru ilerlerken bölgedeki kırmızı parıltı gürleyerek adeta adama sonsuz yumruklar silsilesi çarpmak üzereymiş gibi hissettirdi.   Ardından Meng Hao siyah anka formuna dönüştü ama ara vermeden azur renge, ardından bir anda kızıla dönüştü. Ardından yıldırım gibi Yücegök'ün Temsilcisi'ne doğru fırlayarak keskin pençeleriyle saldırdı.   Daha sonra sayısız dağ Gök ve Yeri sallayarak aşağı indi. Fakat Meng Hao bununla durmadı. Kan Şeytanı Yüce Büyüsünü serbest bıraktı ve ardından Şeytani Qi devasa bir kafa şeklini alarak vahşice ağzını Temsilciye doğru açtı.   Gümbürtüler çınlayarak yıldızlı gökyüzünü doldurdu. Kısacık bir anda Meng Hao en ölümcül saldırılarını ortaya döktü ve ardından hepsini sekiz Nazar birleşimiyle sonlandırdı.   Temsilci yüzündeki solgunluk giderek artarken durmaksızın geri çekildi. En sonunda gözlerindeki öldürme arzusu titreşti ve Meng Hao'ya saldırmak yerine büyü formasyonunu yok etmek için uçtu. Fakat Meng Hao hemen araya girdi.   Yücegök'ün Temsilcisi tekrar geri çekilmek yerine başka bir saldırı yaptı. Saldırı Meng Hao'ya vurduğunda bir ağız dolusu kan tükürmesine ve birkaç yüz metre geri savrulmasına neden oldu. Temsilci daha sonra ileri yürüyerek doğrudan sekiz ayna parçasının önünde belirdi. Ardından sağ elini kaldırdı ve şiddetle ileri doğru itti.   Yine de Meng Hao sadece gülümsedi. Gözlerinde bir delilikle birlikte parmağını Temsilciye doğru salladı.   Bununla birlikte yıldızlı gökyüzünde bir ışık ışını inanılmaz bir hızla kıtaya doğru fırladı. Yaratık ordusunu delip geçerek birçoğunu yok etti ve onları küle çevirdi.   Göz açıp kapayıncaya kadar yaratıkların bir bölümü yok olmuştu. Işık ışını yaklaşırken Temsilcinin yüzü düştü, ardından büyü formasyonuna doğru ilerleyen ışın onun göğsüne saplanarak geçti.   En sonunda ışık yok olarak ortaya... antik ve ilkel bir bakır ayna çıktı!   Ayna ortaya çıktığı anda sekiz parça eriyerek bütünleşti ve ardından aynanın içine akarak onu tamamladılar!   Aynadan fışkıran ilkel aura yıldızlı gökyüzünü allak bullak etti ve dört bir yana sonsuz dalgalanmalar gönderdi. Temsilcinin yüzü düştü ve geriledi. Meng Hao ise heyecan dolu gözlerle aynaya baktı.   "Bana dön!" dedi. Ayna titredi ve aynanın içinden bulanık bir papağan figürü çıktı. Kafası karışmış gibi gözlerle Meng Hao'ya baktı. Sanki bir yabancıya bakıyordu ve aynı zamanda bu yabancı bir yerden tanıdık geliyordu.   Fakat bir an sonra tanıdıklık hissi kayboldu. Papağan gözlerini Meng Hao'dan çevirdi ve ardından dönerek aynayla birlikte yıldızlı gökyüzüne fırladı.   Meng Hao'nun yüzü soldu ve bir ağız dolusu kan tükürdü. Papağanın uçarak gidişi kalbini acıyla doldurdu, özellikle neden kafasının karışmış gibi göründüğünü bildiği için.   "Pekala, öyle yada böyle. En azından tamamlanmış oldun. Ayrılıyor olsan, benimle kaderini bölüyor olsan da umarım... benden daha iyi bir efendi bulursun...."   Yücegök'ün Temsilcisi gürültülü bir kahkaha attı. Göğsünde kocaman bir delik açılmış olsa da kan akmıyordu. Dönerek kahkahalar eşliğinde Meng Hao'ya baktı.   "O ayna artık sana ait değil. Kendi zihnini sildi. Onu tekrar çağırmak için neredeyse bin yıldır hazırlandın ve bu tamamen boşa gitti!" Bir şekilde bu Temsilci Meng Hao'nun neler yaptığını biliyor gibiydi.   "Şimdi, Engin Genişlik'ten ayrılmak istiyorsan sana yardım edeceğim. Uzun zaman önce senin için hazırlanmış olan kaderi takip etmene yardımcı olacağım!" Yücegök'ün Temsilcisi gülerek hareket etti ve çift elli bir büyü hareketiyle birlikte Meng Hao'ya doğru fırladı. Ardından parmağını salladı ve tüm yıldızlı gökyüzü büzülüyormuş gibi göründü. Sanki o yıldızlı gökyüzünün gücünü Meng Hao'ya saldırmak için parmağına çekiyordu.   Meng Hao bütün kudretiyle savundu. Çınlamalar patladı ve ağzından kan geldi. Arka arkaya geri çekilmeye zorlanırken yok olmanın eşiğine geldi. Ama sonra uzaklardaki bakır aynada bulunan papağanın gözleri aniden titreşti. Hala kafası karışıktı ama yine de onu bir titreme aldı. Bilinmeyen bir nedenden ötürü aniden şuan ayrılırsa hayatının sonuna kadar bu kararından pişman olacakmış gibi hissetti.   "Ben kimim...? Ben kimim...?" Papağan titredi ve ardından gözlerindeki kafa karışıklığı kayboldu. Kendi içinde bir mücadele veriyor gibiydi, sanki içindeki anılar uyanmaya çalışıyordu!

27 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1499