I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1450: Keyfine Bak Prensim!
Bölüm 1450: Keyfine Bak Prensim!
Meng Hao'nun klonunun Ölümsüz Felaketinden sonra kaç tane Ölümsüz meridyeni açtığını az kişi biliyordu. İşi gösteriye dökmek yerine gelişim pratiği için kapalı meditasyona çekilmişti. Fakat Chu Yuyan meselesi yüzünden kalbi oldukça huzursuzdu. "Han Bei yıllar öncesinden işleri planlamış. Kendi ruhunu Chu Yuyan ile kaynaştırarak bir simbiyoz yaratmış.... Harika bir güçlendirici." Uzun bir an sonra iç geçirdi. Zihnini ve kalbini sakinleştirmesi üç gün aldı. Bunun ardından bir süreliğine dışarı çıktı ve geri döndüğünde mastif yanındaydı. Ardından ikisi de meditasyon transına girerek inziva gelişimine devam ettiler. Zaman geçti. Sonraki on yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Bu süreçte Meng Hao'nun klonu Dokuzuncu Tarikattan ayrılmadı. Meditasyonda kaldı. Gözlerden uzak kaldığı için kimse onun gelişim merkezi seviyesini yada ilerlemesini bilmiyordu. On yılın ardından herhangi bir Felaket Yıldırımının olmaması insanlar onun Seçilmiş olup olmadığı konusunda endişelenmeyi bırakmıştı ve hatta birçok insan onu unutmuştu bile. Hatırlayanlar ise onu kaşlarını çatarak anımsıyordu. Herhangi bir arkadaşı yada arasının kötü olduğu birileri yoktu. Dokuzuncu Tarikatın alt bölümünde kalarak tamamen gelişime odaklanmıştı. Tarikattan tamamen ayrı durmak sıradan bir durum değildi. Sadece özel statüye sahip kişiler böyle bir şey yapabilirdi. Ne de olsa Fang Mu bir İç tarikat öğrencisinden başka bir şey değildi. Fakat... Dokuzuncu Tarikat Meng Hao'ya aitti. Gerçek benliğinin bir Tao Hükümdarına edeceği onun önemli olduğunu, rahatsız edilmemesi gerektiğini belirten bir söz olayın halledilmesi için yeterliydi. Bu yüzden bu on yılda kimse klon ile uğraşmadı. Yanındaki tek yoldaş mastif oldu. Aslında Meng Hao'nun gerçek benliği de bu on yılı aynı şekilde geçirmişti. Tamamen bütün Nazar Özlerinin aydınlanmasına odaklanarak geçirmişti. Sadece gelişime derin bir şekilde odaklanarak geçirdiği yirmi yıl ölüler şehrine girmeden önceki haline göre ciddi bir güç artışı yaşamasını sağlamıştı. Ölüler şehrine yapılacak ikinci seyahatin hazırlıkları Tarikat Lideri tarafından hala devam ediyordu. Görünüşe göre tam olarak hazır olmak istiyordu. Belli ki bu ikinci seyahatte ikinci kıtaya kesin olarak ulaşma amacındaydı. On yıllık süreçte Han Bei'nin Ölümsüz Aleminden aştığı haberi yayıldı. Şuan Antik Alem'deydi ve artık atanmış Kutsal Kız değildi. Bir şekilde manipülasyonlarla Engin Genişlik Okulunun dokuz Kutsal Kızından biri olma yolunda ilerlemişti. Tarikat Lideri ölüler şehri seyahati hazırlıklarıyla uğraşmasına rağmen kendisi için çok önemli olan Han Bei'ye yardım ve nasihat vermek için zamanını ayırmıştı. Tam olarak ne olup bittiğiyle Meng Hao çok ilgilenmedi. Bir yıl daha geçtiğinde Meng Hao'nun klonu kapalı meditasyondan çıktı ve Dokuzuncu Tarikattan ayrıldı. Kimse ona karışmadı; çoğu kişi onu zar zor hatırlıyordu. Mastifle birlikte ışık ışınına dönüşerek uzaklara doğru yola koyuldular. Birkaç gün sonra ölümlü dünyada küçük ir kasabada belirdiler. Burası çok büyük değildi ama canlı bir yerdi. Sokaklar çeşitli işlerle uğraşan insanlarla doluydu. Meng Hao kasabada yavaş yavaş yürürken üzerindeki yeşil cübbeyle tam anlamıyla bir bilgin gibi görünüyordu. En sonunda ortalama bir ailenin evinin önünde durdu. Ana kapıda oynayan bir grup gence bakarken gözlerinde sıcak bir gülümseme belirdi. Onlardan birisi utangaç bir gülümseme taşıyan ve arkadaşlarıyla oynayan on bir yaşlarında genç bir kızdı. Meng Hao'nun bakışları yüzlerce yıl geçmişe daldı ve zamanında yaşanan olayları hatırladı. Şuan sonbahardı ve gevrek bir rüzgar sokaktaki yaprakları savuruyordu. Batmakta olan güneş kızıl renkteydi ve dünyayı sıcaklığıyla dolduruyordu. Meng Hao'nun gölgesi yerde boylu boyunca uzanıyordu.... Kız aniden izlendiğini fark etti ve Meng Hao'ya baktı. Biraz korkmuş gibi göründü ve hemen bakışlarını kaçırdı. Bir an sonra Meng Hao'nun hala onu izlemesi onu daha da korkuttu. Arkadaşlarına bir şeyler fısıldadı ve ardından eve doğru koştu. Meng Hao bir anda güldü, ardından derin bir nefes alırken gözleri anılarla doldu. "Geçmiş yaşamında sana borçlandım...." dedi yumuşak bir sesle. "Bu hayatta borcumu ödeyeceğim." Elbisesini düzelterek eve doğru yürüdü ve kapıyı çaldı. Uzun bir süre sonra kapı açıldı ve içeri girdi. Karmaşık formalitelere gerek yoktu. Engin Genişlik gezegeninde ölümlüler bile Ölümsüz varlıkların varlığından haberdardı ve onlara en yüksek saygı ve hürmetle davranırlardı. Meng Hao Yan'er isimli bu kızı çırağı olarak almak istediğini söyledi. Kızın ailesine bazı büyülü teknikler gösterdiğinde bir an bile tereddüt etmeden onay verdiler. Son derece heyecanlı görünüyorlardı. Birkaç gün sonra Meng Hao beraberinde üzgün görünen bir kız ve mastifle birlikte ayrıldı. Bir süre sonra kız dayanamayarak sordu, "Usta... siz... siz gerçekten de sahtekar değilsiniz değil mi?" Bu sorunun ardından Meng Hao onun kafasının üstüne avucuyla vurdu. Bira acımıştı ama daha bir şey söyleyemeden önce vücudunun aniden havalandığını hissetti. Yüzüne rüzgar çarptı ve aşağı baktığında dört bir yana engin toprakların uzandığını gördü. Her şey giderek küçüldü ve gözleri bu sırada giderek genişledi. Bir süre sonra sayısız bina ve yapılarla kaplı sonsuz dağların uzandığını gördü. Burası... Dokuzuncu Tarikattı. Aniden Meng Hao'nun yumuşak sesini kulaklarında hissetti, "Şuandan itibaren sen Fang Mu'nun çırağısın. Tek ve biricik çırağı." O günden sonra Fang Mu'nun Dokuzuncu Tarikatın alt bölümündeki kapalı meditasyon yerinde bir kız yaşamaya başladı. Kız oradayken her şey huzurlu ve sakindi. Gelişim konusunda doğuştan yetenekliydi ama bu yeteneklerinin çoğu simyaya odaklanmış gibiydi. Meng Hao da ona diğer gelişim yöntemleriyle birlikte kendi simya tekniklerini de öğretmek için zaman harcadı. Kızın kişiliği Meng Hao'dan tamamen farklıydı. Dokuzuncu Tarikatı keşfetmekten ve arkadaş edinmekten hoşlanıyordu. Kısa süre sonra alt bölümdeki neredeyse herkes on yıl önce büyük bir gösteriş yapan Fang Mu'nun bir çırak aldığını biliyordu. Yedi yıl geçti. Bu sırada artık Fang Mu'nun Ölümsüz Felaketi'nin üzerinden on sekiz yıl geçmişti ve aynı zamanda çırağı Yan'er de on sekiz yaşına gelmişti. Kız ince ve zarif bir gençti. Olgunlaştıkça daha da güzelleşti ve kısa süre sonra tarikatın diğer kadın gelişimcileri arasında kendini belli etmeye başladı. Gelişim konusunda doğuştan yeteneği sayesinde, özellikle simya konusunda, çoktan Temel Kurulum'un geç aşamasına gelmişti ve Nüve Formasyonu'ndan bir adım uzaktaydı. Onun simya Tao'su sonsuz ve engindi ve alt bölümün bazı Kıdemlilerini bile sarsacak derecedeydi. Tüm bunlar sayesinde birçok genç erkek öğrenci Yan'er'in peşinden koşmaya başlamıştı. Tabii ki onun kişiliği biraz daha oğlanlar gibiydi; kesinlikle narin ve itaat eden tipte değildi. Kız gibi davrandığı tek yer Meng Hao'nun karşısındaydı. "Usta gidebilir miyim? Ben... Ben bu günü uzun zamandır bekliyordum! "Usta, lütfen endişelenme. Hiçbir şey olmayacak. Tarikattan birçok Kıdemli Kardeş de benimle oraya gelecek. Hepimiz birlikte gideceğiz." Yan'er şuan Meng Hao'nun karşısında bir talepte bulunuyordu. En sonunda yalvarmaya başladı ama en nihayetinde Meng Hao'nun onu görmezden gelerek sadece meditasyonda oturmaya devam etmesi onu kızdırmaya başladı. "Aaah! Seni yaşlı bunak! Gitmeme izin verecek misin vermeyecek misin!?" "Bu ne saygısızlık!" Meng Hao gözlerini açarak bakışlarını ona dikti. Yan'er son yıllarda biraz baş ağrısı olmaya başlamıştı. En başta ona korku ve saygıyla davranıyordu. Ama bu tavır zamanla kaybolarak en sonunda yok olmuştu. Yan'er belli ki Ustasının bakışlarından korkmadı. Genişçe gülümseyerek aceleyle onun omuzlarına masaj yapmaya başladı. Kocaman açılmış gözlerle yağcı ve tatlı bir sesle tekrar yalvarmaya başladı. "Usta, diğerlerinin dediğine göre pazara sadece bizim alt bölümden insanlar gitmeyecek. Tüm tarikat orada olacak. Hatta diğer kıtalardan insanlar da gelecek. Engin Genişlik'in Birinci Tarikat, İkinci Tarikatı, yani kısacası dokuz tarikatın hepsi orada olacak. "Bu heyecan verici olacak! Kıdemli Kardeş Bi Yun da gidiyor.... Onun isminin Engin Genişlik Mabedinde ilk 100'de olduğunu duydum...." Yan'er Kıdemli Kardeş Bi Yun'dan bahsettiğinde gözleri aniden ışıldadı. Meng Hao kaşlarını çattı, ardından çırağının pazara gitmek istemesinin nedeninin basit bir tıbbi bitki satın alma olayı olmadığını fark ederek iç geçirdi. Diğer kadın öğrenciler gibi o da tarikatın Seçilmişlerine korkuyla karışık saygıyla bakıyordu. Dokuzuncu Tarikat'ın parlak güneşlerinden Bi Yun buna iyi bir örnekti. Onun kışkırtmalarına ve tatlı diline daha fazla dayanamayarak nihayet başıyla onayladı ve konuştu, "Peki, peki, gidebilirsin." Yan'er hemen keyiflendi ve hatta ileri doğru uzanarak onu kucakladı. Onun bu sevincini görünce Meng Hao'nun bakışları biraz yumuşadı ve Chu Yuyan'ı düşündü. Geçmiş yaşamında Chu Yuyan'a bir duygu borcu vardı. Ne yazık ki bu hayatta kalbi çoktan ölmüştü ve ona en fazla verebileceği şey bir usta çırak ilişkisiydi. "Yan'er ayrıldı. Sonraki günün şafağında Yan'er alt bölümün diğer öğrencileriyle buluştuktan sonra dokuzuncu kıtada birkaç yılda bir kurulan büyük pazara doğru yola koyuldular. Meng Hao kapalı meditasyonda kaldı. Gelişim merkezi kritik bir noktadaydı ve her an Antik Alem'e aşabilirdi. Bir süredir Ölümsüz Alemde kalmış ve birçok kişinin onu unutmasına neden olsa da bunun sebebi kendisinden başka kimsenin bir şeydi. Ölümsüz meridyenlerini açtığında aslında gerçek benliğinin daha önceki sayısını aşmış ve bu yüzden antik zamanlarda bile kimsenin ulaşamadığı korkunç bir seviyeye ulaşmıştı. Bu yüzden Ölümsüz Alemdeki ilerleyişi bu kadar yavaş olmuştu. "Arka arkaya ilerlemeler sayesinde Dokuzuncu Nazarı kavramaya giderek yaklaşıyorum. Fakat neden geçmişte kusursuz olduğuna inandığım şey şuan biraz eksikmiş gibi geliyor...?" Kaşlarını çatarak gelişime devam etti. O gelişime odaklandığında Yan'er ve Kıdemli Kardeşleri Dokuzuncu Tarikattan ayrıldılar ve Sekizinci tarikatın öğrenci grubuyla karşılaştılar. Onlar düzinelerceydi ve hepsi Ölümsüz Alemdeydi. İçlerinde abartılı elbiseler giymiş yakışıklı bir genç adam vardı. Arkadaşları etrafında kümelenmişti fakat onun gözlerinin içinde çapkın bir parıltı görülüyordu. O kaygısız bir genç adam gibi görünse de işin aslı Sekizinci Tarikatta eşsiz bir pozisyona sahipti. Özellikle onu gölge gibi takip eden orta yaşlı bir Tao Koruyucusu buna kanıt niteliğindeydi. Adamın gelişim merkezi Ölümsüz Alemde gibi görünse de aslında güçlü bir Tao Alemi uzmanıydı. İki grup karşılaştığı anda genç adam Yan'er'i fark etti ve gözleri heyecan ve kötülükle parladı. "Ne kadar güzel görünüşlü bir gelişim damarı...." diye söylendi sırıtarak. Dao Koruyucusu da gülümsedi. Klanının bu genç Prensinin eğilimlerinin farkındaydı. Dahası, genç adam Sekizinci Tarikatta oldukça yüksek ve önemli bir yerdeydi ve hatta tüm Engin Genişlik Okulu genelinde onunla kıyaslanabilecek az sayıda kişi vardı. Fakat Tao Koruyucusu da dikkatliydi; Prens ne zaman bir kızdan hoşlansa daima o kızın arka planını kontrol ederdi. Eğer tarikat içinde bağlantıları olan bir kız keşfederse genç adama onu takip etmeyi bırakmasını öğütlerdi. Fakat sıradan öğrenciler konusunda problem yaratmaması için birçok yöntemi vardı. Tao Koruyucusu bir yeşim kayış çıkardı ve onu bir süre inceledikten sonra rahatladı. "Onun arka planı belli ve bağlantıları yok," dedi. "Tarikata birkaç bir süre önce Fang Mu isimli birinin çırağı olarak katılmış. Fang Mu ölümlüden Ölümsüzlüğe sadece on yılda ulaşmış ve o zaman biraz hareketliliğe sebep olmuş. Fakat o da herhangi bir bağlantıya sahip değil. O ufak çapta birisi, Dokuzuncu Tarikatın bir alt bölümünde bir İç Tarikat öğrencisinden fazlası değil. "Keyfinize bakın Prensim!"
