I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1446: Haocuk
Bölüm 1446: Haocuk
Engin Genişlik gezegeninin dokuzuncu kıta sınırında bilinmeyene doğru akıp giden, iki tarafında da küçük köyler olan bir nehir vardı. Bu köylerden birisi Şeftali Baharı Köyüydü. Köyde birkaç yüz insan yaşıyordu ve genel olarak hepsi de birbiriyle iyi geçiniyordu. Tahminen onlar geçmişte büyük klanlardan birinden buraya göç eden bir grubun torunlarıydı. Bu süreçte ne olduğu tam bilinmese de sonrasında Şeftali Baharı Köyü ortaya çıkmıştı. Burada yaşayan çoğu insan avcılık yada balıkçılıkla uğraşıyordu. Sabahları mutfak bacalarından dumanlar kıvrılarak yükseliyor ve geceleri gökyüzünde yıldızlar ışıldıyordu. Burası huzurlu ve elverişli bir yerdi.... Fakat arasıra bir karmaşa oluyor ve birisinin öfkeyle bağırdığı duyuluyordu.... "Fang Mu! Haocuk! Seni elime geçirdiğimde iyi bir dayak atacağım!" [Çincede Haocuk ile fare birbirine benzeyen söylenişe sahip olduğundan çevirmen böyle çevirmeyi uygun bulmuş.] "Ne söylersen söyle umurumda değil, artık yetti. Orada dur Fang Mu! Eğer kaçarsan sarhoş babana iki çift lafım olacak!" "O benim horozum! S-s-sen... horozumu alamazsın!" Bir sabah yine mutfak bacalarından dumanlar nazikçe yükselirken köyde böyle bağırışlar yankılandı. Sesler yaşlılara, köyün yetişkinlerine ve hatta çocuklara aitti. Bu sırada köyün bir köşesinde çalıların içine saklanmış olan altı yaşındaki bir çocuk oldukça tatminkar görünüyordu. Yakışıklıydı ve gözleri yıldız gibi ışıldarken cildi yeşim kadar pürüzsüzdü. Üzerinde kaba bir elbise vardı ve çamurlu yüzü bile gözlerindeki zeka parıltısını gizleyemiyordu. Elleri bir tavuğun boğazında kenetlenmişti. İlk bakışta tavuk tavuk mücadele ediyormuş gibi görünse de dikkatli inceleyince titriyor olduğu anlaşılacaktı. Titremesinin sebebi oğlan değil yanda yerde uzanmış olan av köpeğiydi. Köpek tembel tembel yatıyordu ama görünmez bir baskı yayıyordu. Tavuk ne zaman çabalamaya başlasa köpek hırlıyor ve tavuk anında sessizleşiyordu. Biraz zaman geçti ve köy nihayet sakinleşti. Oğlan dudaklarını yaladı, ardından elinde tavukla birlikte köye doğru yavaşça ilerlemeye başladı. Onu takip eden av köpeği de dudaklarını yalıyordu. "Bu senin için değil," diye fısıldadı oğlan, "aklından bile geçirme. Bu benim okul harcım!" Köye doğru yürüdü ve en sonunda kendini biraz eski bir önünde bulduğunda kapıyı tekmeledi. "Usta!" diye fısıldadı. "Aç kapıyı. Acele et!" Kapı açıldığında pejmürde yaşlı bir adam ortaya çıktı. Uzanarak oğlanı içeri çekti ve ardından etrafa bakarak kolaçan ettikten sonra kapıyı kapattı. Avluya girdiği anda oğlan yüksek sesle konuşmaya başladı, "Usta, seni yaşlı bunak, bu horozu okul harcım olarak getirdim. Ölümsüz büyüsü çalışmak istiyorum!" Yaşlı adam çok uzun değildi ve kamburu vardı. Döndü ve kısık gözlerle oğlana baktıktan sonra gözleri tavuğa kaydı ve ağzı sulanmaya başladı. "Harika. Harika," dedi ciddi bir ses tonuyla. "Ah, Ustana nasıl hediyeler getireceğini biliyorsun çocuk. Gerçekten de potansiyelin var. Pekala. Bu habis yaratığın icabına baktıktan sonra sana biraz Ölümsüz büyüsü öğreteceğim! "Ben bu habis, utanmaz canavarı yolundan çevirene kadar burada biraz bekle!" Bununla birlikte tavuğu aldı ve eve doğru birkaç adım attı. "Usta, onu nasıl yolundan çevireceksin?" diye sordu oğlan meraklı gözlerle. "Dikizlemek yok," dedi yaşlı adam kesin bir tonla. "Ustan bir çeşit büyü kullanacak. O yüzden burnuna garip kokular gelecek muhtemelen. Bu çorak bölgede çok fazla ruhsal enerji yok ayrıca ben yaralıyım. Bu yüzden senden Dharma Koruyucusu gibi davranmanı istiyorum. "Haocuk, hayatım senin ellerinde. Dharma Koruyucusu olarak iyi bir iş çıkarmalısın." Genç oğlan heyecanla başını aşağı yukarı salladı. Yaşlı adam eve girdi ve biraz sonra acı bir ciyaklama sesi duyuldu. Ardından tüy yolma ve su kaynama sesleri geldi. Çok geçmeden dışarı hoş bir aroma yayıldı. Oğlan çok meraklıydı ve biraz sonra istemsizce sordu, "Usta, bu habis yaratık bir canavarsa neden bu kadar zayıf? Onu çok kolay bir şekilde yakaladım." "Bunun sebebi daha öncesinde ona gücünü tüketecek bir büyü uygulamış olmam." Bu noktada evin içinden adeta yemek yeme sesine benzer hışırtılar gelmeye başladı. "Usta, yıllar boyunca sana birçok canavar yakalama konusunda yardım ettim. Hatta köy neredeyse tamamen bu canavarlardan temizlendi. Bu yüzden babamdan çok dayak yedim. Ne zaman kötü ruh ve canavar öldürmek için köyden ayrılacağız?" "Oh, acele etme. Dün köyün batı tarafındaki Yaşlı Zhu'nun evinin bahçesinde bir köpek fark ettim. İncelemem için o köpeği bana getirmelisin. O da bir habis yaratık!" Şuan iştahla yemek yeme sesleri avluda duyuluyordu. Oğlan sessizce kafasını kaldırarak gökyüzüne baktı. "Usta, babam cidden sinirli birisi. Birkaç gün önce beni döverken İmparatorluk sınavlarında başarısız olmasının sebebinin ben olduğumu söyledi. "Oh, bir şey daha var. Beni nehirde bulduğunu söyledi, öyle mi? "Son zamanlarda birçok rüya görüyorum. Garip insanlar ve garip şeyler görüyorum. Hatta etrafta uçan insanlar. Bunlar nedense bana son derece tanıdık hissettiriyor. Sanki birisi beni çağırıyor, sanki... benden iki tane varmış gibi." Oğlan kendini ifade etme konusunda güçlük çekiyordu ve konuştukça kafası daha da karışıyor gibiydi. Bir noktada pejmürde yaşlı adam evden dışarı çıktı ve oğlanın karşısında durdu. "Hayal dünyanın kontrolden çıkmasına izin verme," dedi esneyerek. "İki tane sen mi? Klonlardan bahsediyorsun ve sadece çok güçlü kişiler klonlara sahip olabilir. Evet... Ustan gibi güçlü insanlar. Söyle bakalım hislerin sana diğer versiyonunun nerede olduğunu söylüyor?" "Orada..." oğlan ayağa kalktı ve yüzünde boş bir bakışla bir yönü işaret etti. "Orada. Çok çok uzakta. Devasa bir tapınak ve birçok dağ hayalliyorum." "Hahaha! Ustan bahsettiğin yeri çok iyi biliyor. Orası Dokuzuncu Tarikat! Engin Genişlik Okulu'nun Dokuzuncu Tarikatı. Şimdi düşündüm de Dokuzuncu Tarikat son zamanlarda öğrenci alıyordu. Eğer Ustana iyi hizmet edersen seni oraya tavsiye edebilirim." Yaşlı adam kıkırdadı. Oğlanın yüzündeki boş bakışı görünce uzandı ve saçlarını okşadı. "Pekala. Haya gücünün kontrolden çıkmasına izin vermeyi hep seviyorsun. Zavallı çocuk. Tamam, bugün sana harika Ölümsüz büyüleri öğreteceğim. Öğreteceği büyü bir doğal Göksel Tao. Gökleri sarsan ver Yeryüzünü parçalayan, hayaletlerin ve tanrıların saygı duydukları bir şey. Hayatın özünden bahsediyorum, bütün büyülerin kökeni ve Taoların Tao'su!" Oğlanın önceki kafa karışıklığı gitti ve yerini bir heyecan aldı. "Başlayalım!" dedi yaşlı adam akşam gökyüzüne bakarak. Avluda yürüdü ve ardından evin arkasındaki küçük bir yola girdi. Oğlan da tembel köpekle birlikte onu takip etti. Hava kararana kadar bir süre yürüdüler ve en sonunda bir evin arka avlusuna vardılar. Yaşlı adam etrafa bakındı, ardından oğlanla birlikte duvarın üzerinden atlayarak avluya indi. Ardından fısıldadı, "Olanları görmeye kesinlikle iznin yok. Sadece dinle. Bir Tao dersi olacak, anlaşıldı mı? Ustan biraz gelişim yapacak. Sadece burada dur ve şey yaparken, yani, beni Dharma Koruyucusu olarak izle." Oğlanın kalbi güm güm atmaya başladı ve hevesle başını salladı. Memnun görünen yaşlı adam yürüyerek eve girdi. Biraz sonra oğlan bir kadın sesi duydu. "Niye bu kadar geç kaldın seni yaşlı piç?" "Geldim işte, heh heh. Pekala acele edelim. Senin için biraz büyü sergileyeceğim...." Kısa süre sonra evden son derece garip sesler gelmeye başladı. Oğlanın gözleri kocaman açıldı. Neler olduğunu anlamamıştı ama aniden dul Li'ye birçok erkeğin çeşitli hediyelerle gelip gittiğini hatırladı. "Demek dul Li de bir gelişimci!" diye mırıldandı. Oğlan olup bitenleri dinlemeye o kadar dalmıştı ki arkasında bir şeyin olduğunu fark etmedi. Bir noktada bulanık bir figür ortaya çıktı. Tabii ki oğlan dalmış olmasa da muhtemelen fark etmeyecekti. Bu yeşil cübbeli genç bir adamdı. Bilgin gibi görünse de ifadesi soğuktu. Olay yerinde hiç ses çıkarmadan belirmişti ama onun gelişiyle yıldız ılıkları bir şekilde çarpılmıştı. Av köpeği ürperdi ve gözlerinde sıcak bir bakış belirdi. "Yedinci Yıl Felaketi.... Bu gece klonumun Yedinci Yıl Felaketi gelecek.... Felaketten sonra anıları nihayet geri dönecek. Ardından o ben, ben de o olacağım." Bu genç adam Meng Hao'ydu ve bu oğlan dördüncü hayatını yaşaması için ölümlü dünyaya gönderdiği klonuydu. Bu Dokuzuncu Nazar aydınlanmasını arayacak klondu. "Her an gerçekleşebilir," Meng Hao yumuşak bir sesle konuştu. Bu kelimeler ağzından çıktığı anda oğlanı bir titreme aldı ve bir ağız dolusu kan tükürdü. Vücudu kurumaya başlarken aniden bir çığlık attı. Ani çığlık yaşlı adamı ürküttü ve aynı zamanda sessiz gecede yankılanarak diğer köylüler tarafından da duyuldu. Yaşlı adam hemen dışarı çıktı ve oğlanı gördüğünde yüzünde samimi bir endişe belirdi. İşin aslı çocuğu gerçekten de önemsiyordu ve bu yüzden hemen oraya koştu ve elini onun alnına koydu. Hiçbir şey olmadı. Yaşlı adamın yüzü düştü. Bazı kötü rahatsızlıkların en iyi çözümünün doktorlar tarafından hazırlanan tıbbi bitki karışımları olduğunu biliyordu ve bu yüzden oğlanı kollarına alarak hemen köyün doktorunun evine doğru koşturdu. Çoğu köylü Şeftali Baharı Köyünde en uykusuz gece buydu. Bir noktada yağmur yağmasa da gökyüzünü karanlık, çalkantılı bulutlar doldurdu. Gök gürledi ve yavaş yavaş bir sis birikti. Garip bir şekilde sis mor renkteydi ve sanki içinde korkunç varlıklar gecenin içine kükrüyormuş gibi kaynıyordu. Haocuk doktorun evinin avlusunda titreyerek yatıyordu. Pejmürde yaşlı adam da dahil birçok köylü oradaydı. Bilgin cübbesi giymesine rağmen kirli sakalı olan ve elinde bir alkol sürahisi bulunan orta yaşlı bilgin de oradaydı. Gözleri boş ve odaksızdı. Bu oğlanın babasıydı. Yıllar önce böyle birisi değildi. Fakat imparatorluk sınavlarında başarısız olduktan sonra kendini umutsuzluğun pençesine bırakmıştı. Genelde içerdi ve diğer köylüler tarafından doktorun evine sürüklenerek getirilmişti. "Onu kurtaramam," dedi doktor iç geçirerek. Orta yaşlı bilgin bunu duyduğunda yıllar önce nehirde bulduğu ve şuan kurumuş halde olan oğlana doğru baktı. Bilgin titredi, ardından alkol sürahisini kaldırarak büyük bir yudum aldı. "Ölmesi daha iyi..." diye mırıldandı acılı bir sesle. Avludaki diğer köylüler üzüntüyle iç geçirdiler. Oğlan sık sık yaramazlık yapsa da onun hastalıktan ölüşünü görmek son derece rahatsız ediciydi. Meng Hao şuan havada durmuş aşağıdaki olayları sessizce izliyordu. Fakat tam elini uzatacakken bir şey oldu. "Kim demiş ölmesi daha iyi diye! Haocuk ölmeyecek!" Yaşlı adam uzun adımlarla yürüdü ve kan çanağına dönmüş gözlerle onu tekrar kollarına aldı. "O ölmeyecek, duydunuz mu!?" diye bağırdı. "Sadece hastalandı, değil mi? Sizler onu kurtaramazsınız ve babasının umurunda bile değil ama ben onun ustasıyım ve benim gayet umurumda!" Bununla birlikte yaşlı adam onu götürdü. Herkes şaşkındı ve anında konuşma sesleri yükseldi. Aniden insanlar yaşlı adamın havaya uçtuğunu gördüler ve tüm köyde daha da büyük bir karmaşa koptu. Olduğu yerde duran Meng Hao düşünceli bir şekilde izliyordu. Yavaş yavaş ortadan kayboldu. Klonunun yavaş yavaş uyanıyor olduğunu hissedebiliyordu ve kısa süre sonra gerçek anlamda kendisinin iki versiyonu olacaktı.
