I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1444: Evet!
Bölüm 1444: Evet!
Meng Hao bir ayağı çıkışta dururken nazik bir kuvvet sanki onu çekmek istiyormuş gibiydi. Fakat diğer ayağını da çıkışa atmasına imkan yoktu. Titreyerek uzak gökyüzünde olup bitenlere baktı. Bakır ayna... onun hayatını değiştiren bir şeydi. Aynanın içindeki papağan onun arkadaşı, yoldaşı olmuştu! Bu ona et peltesini düşündürdü. Papağan ve et peltesi daima birbirlerini boğazlayacak haldelerdi ama yine de uzun süredir adeta bir aile gibi olmuşlardı. Et peltesinin konuşkanlığını yada papağanın böbürlenişini unutması mümkün müydü? Kendilerini Beşinci Lord ve Üçüncü Lord olarak anmalarını unutabilir miydi? Deniz mahsulü şarkısını nasıl unutabilirdi? Tüm bunlar zihninde sonsuza kadar kalacak anılardı. En sonunda kritik anda papağan Meng Hao için zihnini silmiş ve et peltesi onun için ecelsiz hayat kuvvetini feda etmişti. En sonunda arkadaşlarından birinin bilinci silinmiş ve iki güçlü kuvvet tarafından alınmıştı. Diğeri ise şuan Meng Hao'nun depolama çantasındaki cansız bir posaya dönüşmüştü. "Papağan...." Meng Hao mırıldandı. O anda Jin Yunshan onu hızla geçerek çıkışa girdi ve ortadan kayboldu. Onun ardından Sha Jiudong ve Tarikat Lideri geldi. Hepsi de kaçmak için ellerinden geldiğince hızlıydı. Onlar ayrılırken Meng Hao'ya doğru baktılar ve ne için tereddüt ettiğini merak ettiler. Fakat bunu düşünecek zamanları olmadığı için hemen gittiler. Meng Hao Engin Genişlik okulu gelişimcilerinin anlamadığı bir şekilde orada durdu. Onlar geçip giderken Meng Hao'nun gözleri bakır aynaya sabitlenmişti. Bakır aynanın parmağa çarptığını ve ardından titrediğini gördü. Şaşırtıcı şekilde parmak geriye eğildi ve yüzeyinde çatlaklar yayılmaya başladı. Parmak titremeye bile başladı. Bir şaşırtma sesi duyuldu ve ardından çatlak parmak bakır aynaya fiske attı. Bakır ayna... parçalandı. Dokuz parça... dört bir yana dağıldı. Sekiz parça yıldızlı gökyüzünde bilinmeyen yerlere doğru uçtu. Aynanın ana gövdesi ise parçalanmamıştı ama yıldızlı gökyüzünün derinliklerine dalarken kararmış ve mat bir haldeydi. Fakat... aynanın parçalarından birisi... üçüncü kıtaya indi.... Meng Hao onu net bir şekilde gördü ve bununla birlikte sallanmaya başladı. Aniden üçüncü kıtaya gitme ve ayna parçacığını bulma arzusuyla dolup taştı!! O parçayı bulursa belki... tekrar bakır aynayı hissedebilirdi. Belki de papağanı da hissedebilirdi! Ayna parçalandığında dokuzuncu kıtadaki figür parmağa doğru hüzün ve çılgınlık yayarak fırladı.... Ona ne olduğunu Meng Hao göremedi. Tamamen üçüncü kıtaya odaklanmıştı. Engin Genişlik Okulu gelişimcilerinin çoğu çoktan kaçmıştı. Fakat hala çıkışa doğru ilerleyen iki tane daha 8 Özlü Paragon vardı. Onlar tam otuz metreye kadar yaklaştıkları anda aniden titrediler ve toza dönüştüler. Aynı anda Meng Hao'nun içindeki bronz lamba sanki sönmüş gibi karardı. Meng Hao o anda inanılmaz bir tehlike hissetti ve ölümün üzerine doğru akın ettini algıladı. Ölüm ile yaşam arasındaki ince ipin üzerinde yürüdüğünü biliyordu ama yine de üçüncü gözünü açmayı seçti. Üçüncü gözü kullanarak üçüncü kıtada ayna parçacığının tam olarak nereye indiğini hafızasına kazıdı. O anda ölüm tam karşısındaydı, görünmez bir ağız gibi Meng Hao'yu yemeye hazırlanıyordu. O anda Meng Hao kafasını geriye attı ve bağırarak çıkışa diğer ayağını da atarak ortadan kayboldu. Bir an sonra ise ölüm dalgalanması biraz önce durduğu yeri tamamen kapladı. Engin Genişlik gezegendeki yarım gezegenin üzerinde bulunan ışınlanma portalında.... Meng Hao ağız dolusu kan tükürerek cisimleşti. Yüzü soluktu ama gözleri öfkeli alev gibi yanıyordu. Diğer herkes berbat haldeydi. Ölüler şehrine giren düzinelerce kişiden geriye sadece yirmi kişi sağ salim geri dönebilmişti. Gerisi... içeride ölüp gitmişti. Meng Hao Tarikat Liderine baktı ve sordu, "Tekrar ne zaman içeri girebiliriz!?" "En az bir yıl sonra. Fakat bu kesin bir süre değil. Çeşitli hazırlıklar yapılmadı ve ayrıca benim de bizzat gidip Bai Wuchen'den bizimle gelmesini istemem lazım! O ve İkinci Paragonla birlikte altı tane zirve 9 Özlü gelişimci olacağız. Seninle birlikte ikinci kıtaya açılan geçidi açabileceğimiz konusunda eminim." Yaşadıkları tehlike Tarikat Liderinin azmini azalmamış aksine daha da ikna olmuş gibiydi. Aşkınlık kürsüleri yardımıyla hepsinin de Aşkın olma umudu vardı! Meng Hao sessizce durdu, ardından üzerinde durduğu ışınlanma portalına baktı. Kalbi hiç sakin değildi; ölüler şehri seyahatinden büyük bir kazanç elde etmişti ve en önemlisi bakır aynaya dair ipucu bulmuştu. Tekrar içeri girmek konusunda çok kararlıydı! "Eğer ayna parçacığını bulabilirsem belki de bakır ayna ile bağlantımı tekrar tamir edebilirim...." Meng Hao'nun gözleri saplantıyla parladı. Bir an sonra elbise kolunu fiskeleyerek iki 8 Özlü astını dışarı çıkarttı. Onlar Meng Hao'nun depolama çantasında olsalar da dış dünyada olup bitenleri hissetme becerileri mühürlenmemişti. Meng Hao çıkışta duraksadığı zaman iki 8 Özlü Paragon ölümcül bir tehlike durumu yaşamışlardı. Meng Hao sert bir suratla ışınlanma portalından çıktı. Bira hayal kırıklığı hissediyordu. Bu büyük bir istek ve beklentiyle dolu olmana rağmen istediğin şey için bir süre beklemen gerektiği anlarda oluşan bir hayal kırıklığıydı. Büyü formasyonunda ayrıldıklarında Jin Yunshan onun ilerisindeydi. Engin Genişlik Okuluna döndükleri anda rahat bir nefes almıştı. Ölüler şehrinde Meng Hao avantajlıydı. Emrindeki sayısız hayaletle birlikte ona boyun eğmekten başka bir şans bırakmamıştı. Ama şimdi tarikata geri döndükleri için onu direkt olarak kızdırmayacak olsa da en azından kötü bir bakış atabilirdi. Özellikle Tarikat Lideri ve Sha Jiudong tarafından edilen yeminin ardından Meng Hao'yu sinirlendirmek gibi bir kesin amacı yoktu. Fakat Ölüler şehrinde bastırdığı onca yoğun duygunun ardından tekrar Engin Genişlik Okuluna döndükleri anda biraz surat yapması oldukça doğaldı. Meng Hao'nun Aşkınlık Kürsüsündeki performansı mucizeviydi ve Göksel kudrete karşı savaşı hayret vericiydi. Ama Jin Yunshan Meng Hao'nun tüm bunları hayaletlerin yardımıyla yaptığı konusunda ikna olmuştu. Bununla birlikte Meng Hao'nun asla dokuzuncu Özünü serbest bırakmaması Jin Yunshan'ın onun aslında dokuzuncu Öze sahip olmadığına inanmamasına neden olmuştu. Tahminine göre Meng Hao onu koz olarak gizli tutuyordu. Bu yüzden Meng Hao ile gerçekten dövüşmek gibi bir niyeti olmasa da ona doğru kindar bir bakış atmaması için bir neden yoktu. Ve bu yüzden bunu yapmıştı. Karşılığında Meng Hao'nun gözleri kısıldı. "Çekil yolumdan," dedi. Jin Yunshan'ın kaşları çatıldı. Açık bir alandalardı ve gerçekten de Meng Hao'nun karşısında duruyor olsa da Meng Hao için etrafından yürüyüp gitmesi oldukça basit olacaktı. "Bir şey başlatmaya mı çalışıyorsun?" Jin Yunshan sert bir sesle konuşurken gözleri daha da soğudu. Sadece basit bir cümle ve tek bir soğuk bakıştı. Jin Yunshan buna karşı Meng Hao'nun gözlerinin soğuyacağını ve "Evet!" diye cevap vereceğini hiç düşünmemişti. Bu kelime Meng Hao'nun ağzından çıktığı anda ileri doğru atıldı ve güçlü bir yumruk saldırısı yaptı. Bu yumruk Hayat-İmha, İntihar, Tanrı-Katleden ve İblis-Biçen yumrukların bir birleşimiydi. Yer sallandı ve dağlar sarsıldı. Gökyüzü renklendi. Bu göz alıcı bir andı. Jin Yunshan'ın yüzü düştü. Ölüler şehrinden ciddi yaralar almıştı ve şuan tam gücünün sadece yüzde yetmişini kullanabilecek durumdaydı. Meng Hao'nun aniden saldırdığını fark edince hemen karşılık olarak bir büyü hareketi uyguladı. İkisi arasında ezici bir patlama yankılandı. Jin Yunshan titreyerek ve daha da aşağılanmış hissederek geri çekildi. Ağzından kan geldi ve gözleri delilikle parladı. İşin aslı... gerçekte Meng Hao ile dövüşmeye niyeti yoktu. Düşüncesine göre orada durmak abartılı bir şey değildi. Tek yaptığı Meng Hao'ya doğru kötü bir bakış atmaktı. Kasten kışkırtıcı hiçbir şey yapmamış sadece biraz soğuk davranmıştı. Ama ne yazık ki ne tür bir deliye bulaştığının farkında değildi.... Hiçbir fikri yoktu ve hatta kimsenin bir fikri yoktu. Tarikat Lideri acı acı gülümsüyordu ve Sha Jiudong ise içten içe homurdandı. İkinci Paragon'un gözleri kocaman açıldı; Meng Hao'nun ne kadar zorba olduğunun farkında olsa da böyle bir şey olacağını asla hayal etmemişti. Belli ki... Meng Hao kötü bir ruh halindeydi ve birisine patlaması gerekiyordu. Ve bu kişi Jin Yunshan olmuştu.... Patlama sesleri çınladı. Jin Yunshan aşağılanmış ve öfkeli hissetti. Bir kutsal beceri kullanmak için büyü hareketi uygularken Meng Hao devasa bir ankaya dönüştü. Gümbürtülerle birlikte sayısız tüy havada döndü ve aynı zamanda Nazar büyüleri birleşti! Patlamalar arka arkaya çınladı. Jin Yunshan zaten yaralıydı ve ölüler şehrinde Meng Hao tarafından sindirilmişti. Dövüşmek gibi bir niyeti yoktu ve bu yüzden o ne yaparsa yapsın geri püskürtüldü. Tarikat Lideri buruk bir şekilde başını sağa sola salladı. En sonunda o ve Sha Jiudong zıpladılar ve o ikisini ayırdılar. Ayrılırken birbirlerine öfkeli gözlerle bakıyorlardı. "Seni deli!" dedi Jin Yunshan bağırarak. Her zamankinden daha fazla aşağılanmış gibi hissetti. "Kötü ruh halindesin diye gidip insanlara sataşabileceğini mi düşünüyorsun? Aramızdaki düşmanlık sona ermemiş miydi? Sana o depolama bileziğini bile verdim!!" Bilezik konusu aklına gelince Meng Hao'nun ifadesi yumuşadı ve boğazını temizledi. Bir şeyler söylemek istedi ama uygun bir ifade aklına gelmedi. En nihayetinde... bu doğruydu. Kötü ruh halinde olduğundan bela arıyordu. Soğuk bir homurdanmayla birlikte döndü ve Dokuzuncu Paragon şehrine doğru uçarak orada hemen kapalı meditasyona girdi. "Deli! Kaçık!" Jin Yunshan onun gidişini izledi ve bir şekilde intikamını alacağına dair kendine yemin etti. Ama sonra Meng Hao'nun Aşkınlık Kürsüsünde on altı gün geçirdiğini ve güç anlamındaki uçurumu düşündü. Meng Hao dokuzuncu Özünü bile kullanmamıştı! En önemlisi o esasen ölüler şehrinde yenilmezdi ve gelecekte kesinlikle birçok kez oraya seyahat gerçekleştireceklerdi. En sonunda intikam alma fikrinden vazgeçti. "Lanet olsun. İlerde o delinin karşısında bile durmayacağım!"
