I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1436: İmparator'un Çağrısı
Bölüm 1436: İmparator'un Çağrısı
Bu çağrı aslında Meng Hao'dan değil onun içindeki bronz lambadan geldi. Aynı zamanda üçüncü gözünü açmasıyla birlikte dışarı saçılan ışık tüm dünyayı doldurdu! Kayda değer başka bir şey daha olmuştu. Işık ve çağrı yayılırken Gök ve Yer sallanmaya başladı ve Jin Yunshan bunu durduramadı! Jin Yunshan'ın yüzü anında düştü! Havada adeta bir ilahi ruh gibi duran Meng Hao'nun üçüncü gözünden görkemli ışık dışarı doğru parlıyordu. Üçüncü gözü kullanarak etrafındaki dünyaya baktığında sonsuz sayıda hayalet gördü. Onlar hayattayken yaşadıkları zengin ve bereketli dünya Yücegök'ün parmağı tarafından yok edilmişti. Bu yüzden ölüler şehrinin gerçek efendilerinin bu hayaletler olduğu söylenebilirdi! Meng Hao üçüncü gözünü açtığında parlak bir ışık biçiminde kutsal irade gönderdi ve bronz lambanın çağrısıyla birlikte sessizce tüm kıtaya yayıldı. O anda daha önce Meng Hao'ya secde eden bütün hayaletler aniden titreyerek kafalarını kaldırdılar, gözlerinde kafaları karışık bir ifade vardı. "Bizi... çağıran kim...?" "Bu İmparator'un aurası. İmparator'un dalgalanmaları...." "İmparator... bizi çağırıyor!" Onların sesleri canlılar tarafından duyulmuyordu ve hatta hayaletleri göremiyorlardı bile. Fakat oradaki canlı varlıklar hayaletler yüzünden yayılan dalgalanmaları hissedebiliyorlardı. Sadece hayaletlerin kendilerinin duyabildiği ses giderek şiddetlendi ve en sonunda devasa bir ses dalgası haline geldi. o kıtada olmayan hayaletler bile titrediler ve gözlerinde heyecanlı parıltılar belirdi! Onların iniltileri buz gibi bir aurayla birlikte devasa kıtanın her bir köşesini, her bir gediğini doldurdu. hayaletler uçmaya başladıklarında her yeri ve her şeyi donduracak kadar bir soğuk yaydılar. İmparator'a ait olduğunu hissettikleri çağrı yüzünden çıldırmaya başlıyorlardı. "İmparator.... Bu İmparator'un aurası. Bizi çağırıyor!!" Kıtanın dışındaki sayısız hayalet çatırtı seslerinin çınlamasına neden olurken buz yayılarak bölgedeki harabeyi kapladı. Sayısız hayalet sürüsü şok edici bir dalga gibi akarak birinci kıtaya bağlanan köprüye akın ettiler. Sayısız uluma sesi yükseldi. "İmparator'a selam sunmamızın önüne geçecek her şeyi yok edeceğiz!!" Korkunç, delici bir çığlık köprünün etrafını saran sisten çınladı. Sis daha dağılamadan önce buz gibi soğukluk ve hayalet sürüsü onu ezip geçti. Gümbürtü sesleriyle birlikte köprü titredi. Köprüyü oluşturan kan ve pıhtıdan kollar dondu ve birkaç nefeslik sürenin içinde hayaletler kıtaya akın ederken köprü tamamen buza dönüştü. Bu olurken kıtanın üzerindeki harabelerde ortaya çıkan hayaletlerin sayısı da giderek artıyordu. İlk başta kafaları karışmış gibi görünseler de Meng Hao'dan gelen çağrıyı hissedince kalpleri heyecanla doluyordu. Kısa süre sonra harabelerdeki ve bölgelerdeki bütün hayaletler kafalarını kaldırdılar ve bağırmaya başladılar. "Bu İmparator!!" "İmparator'un aurası.... İmparator ölmemiş, geri geldi!!" "İmparator... bizi çağırıyor!!" GÜÜÜÜMMMMM! Hem kıtadaki hem de dışarıdaki hayaletler Meng Hao'nun bulunduğu merkez bölgesine doğru akın ediyordu. Harabelerdeki belli bir tapınakta aniden belirsiz, bulanık bir figürle birlikte şok edici bir aura ortaya çıktı. O diğer hayaletlerden daha farklı görünüyordu, daha antikti. Uzaklara doğru baktığında ondan güçlü bir enerji taştı. "İmparator... geri döndü!" diye mırıldandı. Sağ eliyle bir kavrama hareketi yaptı ve elinde bir Ruh Kargısı ortaya çıktı. Ardından soğuk bir hava dalgasına dönüşerek uzaklara doğru fırladı. Başka bir yerde bulunan bir nehirde ise suyun kaynamaya başlamasıyla birlikte içinden vahşi bir surat yükseldi. Suratın gözleri açıldığında etrafa bir an boş boş baktıktan sonra heyecanla doldu. "İmparator.... Bu İmparator...." Titreyerek sudan dışarı uçtu. Bu hayalet tam 30,000 metreydi ve hızla Meng Hao'nun çağrısına doğru yönelirken her yeri sarstı. Daha uzak bir noktada uzun bir dağın zirvesinde beyaz cübbeli bir adam oturuyordu. O bir hayaletti ama buna rağmen kendi iradesine ve zihnine sahipti. Ürpererek kafasını çevirdi ve yüzünde inanamaz bir ifadeyle uzaklara baktı. Ardından heyecanlı bir delilikle kahkaha atmaya başladı. "O İmparator değil ama İmparatoru temsil ediyor...." Harekete geçti ve buz gibi bir soğukluk yayarak uzaklara doğru fırladı. Bunun gibi sahneler birinci kıtanın birçok yerinde gerçekleşmişti. Hayaletler uçmaya başladıklarında Gök ve Yer'i gümbürtü sesleri doldurdu ve tüm dünya sallandı! Birinci kıtadaki ölüler şehrinde buz gibi soğukluk yayıldı. Hatta bir kişi yeterince yüksekten bakma fırsatı bulsa tüm kıtanın buza dönüşmeye başladığını görecekti! Harabeler buzlandı. Dağlar dondu. Nehirler buz tuttu. Sayısız bitki ve hatta rüzgar donmaya başladı. Dünya titrerken sunağın dışındaki insanlar buz gibi soğuğu hissettiler ve içlerinde büyük bir hayret yükseldi. "Neler oluyor!?" "Bir şeyler ters. Bir anda her yer donmaya başladı!" Bu şaşkınlık sırasında etrafa baktılar ve havada kar yağmaya başladığını gördüler. Fakat bu kar beyaz değil siyahtı! Tabii ki Meng Hao'nun gördüğü şey kar değil sayısız hayaletti! Daha önce asla gerçekten ölüler şehrindeki kendi iradesiyle çağırmamıştı. Havada elleri genişçe açık bir halde dururken sonsuz bir soğuk yayıldı. Sayısız hayalet etrafını sararken çatırtı sesleri havayı doldurdu. Hiçbir canlı hayaletleri göremiyordu ama neler olduğunu hissedebiliyorlardı. Sayısız şok edici auranın Meng Hao'nun etrafında toplandığını hissediyorlardı ve onun etrafında görünmez figürlerin olduğunu söyleyebilirlerdi. Fakat... Jin Yunshan farklıydı. İçinde bulunduğu Boşluk İlah durumu sayesinde dünyanın kendisiyle bütünleşmişti. O dünyaydı, dünya da oydu. Bu yüzden Meng Hao'nun etrafında uçan sayısız hayaleti görebiliyordu. Bunun ardından hayaletlerin gözlerinde hırs ve heyecanla Meng Hao'ya doğru eğilmeye başladıklarını şaşkınlıkla izledi. "Selamlar, İmparator!!" "Selamlar, İmparator!!" "Selamlar, İmparator!!" Sayısız sesi ahenkli yükselişi yıldızlı gökyüzünü sarstı ve muazzam bir ses dalgası gök gürültüsü gibi koptu. "İmkansız!!" Jin Yunshan mutlak bir şaşkınlık içindeydi ve şiddetle sarsılıyordu. Olup bitenler gerçekten de inanılması güçtü. Gördüğü şeye inanmakta güçlük çekti. Hayaletler gelmeye devam ederek on binlerce kilometrelik alanı doldurdular ve hepsi de ateşli bir fanatizmle secde ediyordu! Hatta Jin Yunshan'ı bizzat şoke eden bazı varlıklar da ona secde ediyordu. Jin Yunshan o kadar sarsılmıştı ki alnında terler akmaya başladı. Sayısız hayalet sanki onların imparatoruymuş gibi Meng Hao'ya tapıyordu. Meng Hao soğuk gözlerle etrafa baktı ve gözleri mental anlamda sarsılmış olan gelişimcilerle buluştu. Sanki yıldırım tarafından çarpılmış yada buz gibi donmuş gibilerdi. Hayretle sarsılan Tarikat Lideri ayağa kalktı ve yan tarafta Sha Jiudong'un ağzı açık kaldı. Onların ikisi de zirve 9 Özlü uzmanlardı ve Boşluk İlah Dönüşümü içinde olmadıkları için hayaletleri göremeseler de Meng Hao'nun hem kıtadan hem de dışarıdan çağırdığı sayısız hayaleti kutsal duyularıyla tespit edebiliyorlardı. Tüm bölge mutlak sayıda hayalet ruhuyla dolmuştu! Ve ortamı dolduran dondurucu soğuk ikisinin de derince nefes çekmelerine neden oldu. Onların böyle tepkiler verdiğini düşününce Shangguan Hong ve diğer 9 ve 8 Özlü Paragonların tepkilerini anlatmaya gerek yoktu. Hepsi de zihinlerinin hayret dalgalarıyla vurulduğunu hissettiler! Meng Hao ile Jin Yunshan arasındaki savaş mutlak zirvesine gelmişti. Jin Yunshan'ın tüyleri diken diken oldu; Boşluk İlah Dönüşümüyle bile Meng Hao'yu dokuzuncu Özünü ortaya çıkarmaya zorlayamadığına inanamıyordu... bunun yerine sonsuza sayıda bir hayalet ordusu çağırmıştı! "Kimsin sen!?" diye bağırdı. Onun sesi yankılandığında Meng Hao sağ elini uzattı. O anda gerçekte bu kıtanın İmparator'u olmasa da bu hayalet ordusuna emir verebileceğini hissedebiliyordu. Dünya ona ait değildi ama önemi yoktu. Basitçe onu fethedebilirdi! Elini indirdi ve elbise kolunu sallamasıyla birlikte iradesini sayısız hayalete gönderdi. Bunun ardından hayaletler kafalarını kaldırarak Jin Yunshan'a baktılar, çığlıklarla ona doğru akın ettiler. Jin Yunshan'ın zihni titredi ve içinde inanılmaz bir kriz hissi yükseldi. Ne yapacağını düşünmeye zamanı yoktu. Sadece dişlerini sıktı ve Boşluk İlah Dönüşümünün bütün gücünü serbest bırakarak dünyanın gücünü hayaletlere karşı gönderdi! Fakat hesaplamadığı bir şey vardı. Boşluk İlah Dönüşümü ile birlikte dünyanın kendisine dönüşse de bu dünya hem büyük felaketten önce hem de sonra... daima bu gruba ait olmuştu ve olacaktı! Geçmişte onlar gelişimciydi ama şimdi intikamcı hayaletlerdi!
