Series Banner
Novel

Bölüm 1406

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1406: Benim Dağ ve Deniz Alemim!

Bölüm 1406: Benim Dağ ve Deniz Alemim!

“Unutmayın, sadece tek bir dilek bahşedebilirim,” Papağan sakince konuştu. “Bu dilekten sonra uyuyacağım. Ardından yıldızlı gökyüzünü gezeceğim ve on binlerce dünyayı ziyaret ettikten sonra bir kez daha uyanacağım... Ancak o zaman ikinci bir dilek bahşedebilirim!” Papağanın kelimeleri Engin Genişlik'te yankılanırken bakır ayna göz alıcı bir ışıkla parladı.

O anda papağandan yayılan baskı Ölümsüz Tanrı Kıtasının titremesine ve İblis Alemi Kıtasının sarsılmasına neden oldu. Çevredeki gelişimcilerin nefesleri kesildi ve kalpleri gergin bir şekilde hızlandı. 9 Özlü uzmanlar gelişim merkezlerine zoraki bir şekilde hükmettiler ve iki kıtadaki tüm bu süreçte sessiz kalan yada irade akışları gönderen en güçlü uzmanlar da mental olarak sarsıldılar.

Net bir şekilde hem papağanın hem de bakır aynanın üzerinde hafif bir Engin Genişlik iradesi izi olduğunu hissedebiliyorlardı. Bu onların titremekten kendilerini alamayacakları bir iradeydi. Sadece... Aşkın bir gelişimci onu kavrayabilirdi!

Aşma ise sayısız yıldır Engin Genişlik'te, yıldızlı gökyüzünde, Dört Büyük Alemde yada sayısız diğer Alemde sadece birkaç insanın başarabildiği bir şeydi.

Aşma'da başarısız olanlar sadece sahip olanlara sadece sonsuza kadar bakabilirdi.

Papağanın sözleri iki kıtadaki herkesin aniden düşmanca ifadelerle birbirlerine bakmalarına neden oldu.

Sadece tek bir dilek!

Papağan yalan söylememişti; Ölümsüz Tanrı Kıtası ve İblis Alemi Kıtasındaki en güçlü gizli uzmanlar kolay kolay kandırılamayacak kişilerdi. Bir anlık sessizlikten sonra iki kıtanın iradeleri buluştular ve tartışmaya başladılar.

Ne sonuca ulaşılacağı konusunda kimse tahmin yürütemedi. Tek bildikleri şey üç gün sonra bakır aynanın kristal ışık zerrelerime dönüşerek Engin gGenişlik'e karışmasıydı.

Tabii ki bazı 9 Özlü uzmanlar kelebeğin ve Dağ ve Deniz Alemi kalıntılarının burgacın içinde kalmalarına izin verme konusunda gönüllü değildi. İçeri girmeyi denediler ama İçeri yol alamadılar ve zorla dışarı atıldılar.

Hatta İblis Alemi Kıtası kendi Kelebek-Dünyalarını kullanarak Dağ ve Deniz Alemini taklit ederek burgaca girmeyi denediler. Fakat bir nedenden ötürü bu çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. En önemlisi yeşil tabuta açılan kara delik sonsuz ve kaotik bir zaman akışıyla dolmuştu. Oraya girdikten sonra zaman dışarıya göre farklı akacaktı. İri yarı adam içeri adım attığında tek bir anda on binlerce yılın geçtiğini fark ettiğinde dışarı atıldı.

İki kıtanın en antik varlıkları kutsal duyularıyla içeriyi incelediler ve ardından insanlarını buraya Aşkın olmayan kimsenin erişemeyeceği konusunda bilgilendirdiler.

Kelebek-Dünya'nın nasıl girdiği konusuna ise kimse cevap veremedi. Mantıklı olan tek açıklama... Birisinin ona giriş izni bahşetmiş olmasıydı.

En sonunda iki kıta çabalamaktan vazgeçtiler. Yeni 33 Gök olacak 33 kıta yarattılar. Bu 33 Gök daha sonra Dağ ve Deniz Aleminin üzerine yerleştirilene mühür gibi bir mühür şekillendirmek için kullanıldı.

Ölümsüz Tanrı Kıtası ve İblis Alemi Kıtasından gelişimci gruplarıyla birlikte hayatta kalan bazı Yabancılar da orada bırakıldılar.

33 Gök'ün dışında Dao Fang bacaklarını çaprazlayarak oturmuştu ve yüzünde karmaşık duygular belirgindi. Asasını önüne bırakmıştı bir halde antik gözlerini kapattı ve nöbet beklemeye devam etti. Gelecekte 33 Gök'ü geçerek dışarı çıkmaya çalışan herhangi bir Dağ ve Deniz gelişimcisi onun tarafından öldürülecekti.

Dao Fang'In ötesinde Ebedi Zincir tekrar kuruldu ve Engin Genişlik'e bağlandı. Şu an... Yeni bir Dağ ve Deniz Alemi vardı.

Görünüşe göre her şeyin tıpkı asla sona ermeyen bir döngüye benzeyen bir başlangıcı ve sonu vardı.

Kimse Dağ ve Deniz Alemine giremiyordu ve onun gelişimcileri de ayrılamayacaktı. Kısa süre sonra Ölümsüz Tanrı Kıtası ve İblis Alemi Kıtası geldikleri yerlere geri dönmek için ayrıldılar. O sırada Dileği Ölümsüz Tanrı Kıtasının mı yoksa İblis Alemi Kıtasının mı aldığını kimse bilmiyordu.

İki büyük güç Meng Hao'nun tam olarak nereye ışınlandığı konusunda çok ilgili değillerdi. Onların düşüncesine göre o çoktan ölmüştü ve büyük ihtimalle cesedi Engin Genişlik'in bir yerlerinde süzülüyordu.

Yine de iki taraf da cesedi aramak için çeşitli yönlere gruplar göndermişti!

Engin Genişlik'te zaman her zamanki gibi akmaya devam etti...

Görünüşe göre Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünün geneli için bu olup bitenler nispeten önemsizdi. Bir Alem yok edilmişti. Bir dünyanın yeri değişmişti.

Engin Genişlik hala Engin Genişlik'ti. Burgaç hala yeşil ışık yaymaya devam etti ve sayısız hayat formu doğal kanunların gösterdiği yolda avlanarak, toplayarak, yaşayarak günlük hayatlarına devam ettiler. Ölümsüz Tanrı Kıtası ve İblis Alemi Kıtası her zamanki gibi eziciydi.

Dışarıdan bakınca bir kişinin ortadan kayboluşu gerçekte bütün varoluşun gidişatını değiştirmeyecekti.

On yıl. Yüz yıl. Bin yıl... Zaman su gibi aktı ve sonuç olarak birçok insan geçmişte olanları unuttu. Yeşil Tabut Burgacı'nın dışındaki 33 Gök'te gelişimciler nesiller boyunca asla antik Meng Hao ismini asla öğrenmediler.

Yok edilen dünyayı unuttular ve olup biten olayları unuttular. Tek hatırladıkları nöbet tutmak ve burgacın içindeki bir kelebeği mühür altında tutmaktı. Birçok insan bu kelebeğe... Dağ ve Deniz Kelebeği demeye başlamıştı.

Bazıları bin yıl önceki olayları anımsayınca iç geçirecekti. Onlardan birisi Dao Fang'dı. Ara sıra uyanıyordu ve bununla birlikte ya aşağıdaki Yeşil Tabut Burgacındaki kelebeğe yada yukarıdaki engin Genişlik'e bakıyordu. Bazen... Papağanın kendi zihnini nasıl sildiğini, et peltesinin nasıl ölmeyi göze aldığını ve kan renkli mastifin pervasızca koruma görevini üstlendiğini hatırlıyordu. Hatta bazen... Tek bir Alem için çılgınlıkla patlayan o kişiyi düşünmeden edemiyordu.

Yeşil Tabut Burgacı'nın içinde yeşil bir tabut vardı ve onun üzerinde huzurlu ve sakince duran bir kelebek vardı. O kelebeğin içinde iki kıta ve sürekli tapınılan bir adamın heykeli vardı.

“Alemimizin adı... Dağ ve Deniz Alemi!” Bu iki kıtada insanlar yaşadıkları Alemin ismini açıkladıkları zaman bu sözler nadiren duyulan sözler değildi.

“Yıllar önce Dağ ve Deniz Alemi 3,000 Düşük Aleme hükmeden Paragon Ölümsüz Alemi olarak bilinirdi...”

“İlk felaket geçmişte on binlerce yıl önce gelip çattı...”

“Eski zamanda 3,000 Düşük Alem isyan etti ve iki büyük dış güce istilada yardım ettiler. Paragon Dokuz Mühür ile birlikte Paragon Deniz Rüyası ve Paragon Ölümsüz Antik şöhretini doruğa çıkardı. Direnişe katılan, evlerini korumaya çalışan başka güçlü uzmanlar da vardı.”

“O savaş sırasında Paragon Ölümsüz Alemi yok edildi. Paragon Dokuz Mühür istilacıları kovdu ve Dağ ve Deniz Alemi isimli değerli hazineyi sonraki nesiller için ev haline getirdi.”

“Bu ilk savaştı...”

“İkinci savaş bin yıl önce gerçekleşti. Paragon Ölümsüz Alemini yok eden iki büyük güç geri döndü. 3,000 Düşük Alemden geriye kalan 33 tanesi 33 Gök olmuştu. Onlar, ikinci savaşı başlatan taraf oldu.”

“O savaş sırasında Paragon Shui Dongliu'nun korkunç stratejisi ortaya çıktı ve Alem'e bir hayatta kalma fırsatı yarattı!”

“O savaş sırasında Paragon Deniz Rüyası gitmemiz gereken yönü belirlemek için hayatını feda etti!”

“En önemlisi... Savaş sırasında en büyük Paragonumuz, Paragon Meng Hao en yükseğin de zirvesine çıktı. Shui Dongliu'nun mirasını, mirasların en eksiksizini aldı. Dağ ve Deniz Alemi Lordu oldu ve özgürlük yolunda verdiğimiz savaşa önderlik etti!”

“Onun klanı, Fang Klanı bugün aramızdaki en güçlü ve en üstün klandır!”

“Paragon Meng Hao'nun anne ve babası Dağ ve Deniz Kelebeği'nin kanatları oldular ve bizi buraya uçurdular...”

“O savaş sırasında Paragon Meng Hao tek başına en güçlü düşmanlarımıza dövüştü. Bütün gelişimcilere karşı durarak hayatta kalma şansı yakalamamız için bize zaman kazandırdı...”

“O savaş sırasında Ruh Lambalarını yok etti ve Taoist büyüsünü sildi. Hatta en değerli hazinesi olan Dağ ve Deniz Alemi'ni patlattı. O savaş sırasında bir papağan, bir zırh seti ve bir Kan Mastifiyle birlikte dövüştü.”

“Savaşın sonunda bilinmezliğe karıştı. Ama Dağ ve Deniz Alemi hala varlığını sürdürüyor!”

“Dağ ve Deniz Alemimiz daima var olacak ve onun mirası sonsuza kadar sona ermeyecek. Geçmişte Paragon Ölümsüz Alemiydik ve sonra Dağ ve Deniz Alemi olduk. Şuan ise... Biz... Meng Hao'nun Alemiyiz!”

“O Ölümsüz değil. O Şeytan. Dağ ve Deniz Aleminin Şeytanı. Bizim Şeytan Hükümdarımız!!”

“Bir gün, Şeytan Hükümdar tıpkı söz verdiği gibi bütün çılgınlığıyla geri dönecek. Bizi... yeni 33 Gök'ü yok etmek için alacak. Bizi... İki büyük düşmanımızın evlerini yok etmek için götürecek. Bizi... Tüm Engin Genişlik'in yıldızlı gökyüzünü alt üst etme pahasına bile olsa intikamımızı almak için götürecek!!!”

“İntikam. İntikam! İNTİKAM!!”

Yıllar boyunca kelebek dünyasındaki gelişimciler çocuklarını bu şekilde eğitmişti. Hikâyelerini anlatırken dişlerini sıkmışlar ve kanlı geçmişi tekrar kelimelerle anlatırken gözleri yaşlarla dolmuştu!

Bin yıllık süreçte tıpkı Meng Hao'nun diğer tanıdıkları gibi Şişko da şöhretini yükseltmişti. Bir şekilde Wang Youcai bile hayattaydı. İçlerinde keskin bir intikam açlığı kaynıyordu. Fakat öldürme arzularını kalplerine gömmüşler ve yeni kaynakları inşa etmeye odaklanarak intikamlarını alacakları an gelene kadar beklemeye başlamışlardı!

Meng Hao'nun, Şeytan Hükümdar'ın geri dönüşünü bekliyorlardı!

Onlar... Meng Hao'nun ölmüş olacağı ihtimalini reddediyorlardı!

Belli bir kadın da onun ölmüş olabileceğine kesinlikle inanmıyordu. O kadın Fang Klanında oturuyordu ve orada son derece üstün bir pozisyona sahipti. O Xu Qing'di, Şeytan Hükümdar'ın karısı!

O ve Fang Klanı bu dünyadaki gelişimcilerin ruhlarının sonsuza kadar yanmasını sağlayacaklardı.

Bu ruh tüm insanların mirasıydı ve içlerinde söndürülemez şekilde yanan bir şeydi.

Her gece, Dağ ve Deniz Kelebeği'nin içindeki en yüksek dağın zirvesinde, yaratılmış olan ay dağ ile üst üstü bindiği anda Xu Qing'in orada durduğu görülüyordu.

Sanki bekliyormuş gibi gökyüzüne bakıyordu... Daima bekliyordu...

“Ben reenkarne olduktan sonra beni yüzlerce yıl bekledin...” Şimdi ben de uzay ve zaman sona erene kadar seni bekleyeceğim...

“Meng Hao, her neredeysen ölmedin değil mi? Seni hissedebiliyorum. Sen... Bir yerlerdesin!” diye mırıldandı.

Bir yıl geçmişti. Ardından bir yıl daha. Ve daha fazla...

8. Kitabın Sonu: Benim Dağ ve Deniz Alemim

34 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1406