Series Banner
Novel

Bölüm 1401

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1401: ####

Bölüm 1401: ####

Kelebek yola devam ederken onun sırtındaki Meng Hao'nun ağzından kanlar akıyordu. Biraz önceki savaşta göz alıcı görünse de işin aslı gelişim merkezi dengesizdi bunun nedeni Shui Dongliu'nun iyi talihini özümseme işleminin yarıda kesilmesiydi.

Hala kelebeğin içindeki dünyaya giremiyordu. Nedenini bilmiyordu ama ne zaman kanatlara girmeyi denese kelebek adeta yıkılacakmış gibi titremeye başlıyordu.

Kelebeğin kanatlarında Meng Hao'nun anne ve babasıyla birlikte Ksitigarbha ve diğerleri meseleyle ilgileniyordu. Shui Dongliu'nun iyi talihini tamamen özümsemediği için Meng Hao'nun aurasının kelebekle uyumsuz olduğu sonucuna varmışlardı. İşlem tamamlandıktan ve çeşitli auraları dengeye oturduktan sonra içeri girmesinin bir yolu olacaktı.

Bu mesele büyük bir sıkıntı değildi ve Meng Hao'nun kelebeği savunma becerisini etkilemedi. Bu yüzden kelebeğin sırtında oturarak yüzünde ara sıra beliren hatıra dolu ifadeyle Engin Genişlik'i izledi.

Dağ ve Deniz Alemini, Shui Dongliu'yu ve oradan tanıdığı bütün tanıdık yüzleri anımsadı. Kalbindeki acıyı bastırmak zordu. Ebeveynleri tamamen yok olmamış ve bazı akrabaları hayatta kalmayı başarmıştı. Hatta Dağ ve Deniz Alemi için uzun vadede hayatta kalma umudu da vardı. Ama geçmişi anımsayınca şuan bir rüyada olmak istiyordu.

Bu onun kalbinden derin bir iç geçirmesine neden oldu.

İşlerin neden bu hale geldiğini anlamamıştı ama önemli değildi. Tek seçeneği Paragon Deniz Rüyası'nın hayatı pahasına gösterdiği yere doğru giden kelebeği her şeyiyle koruması lazımdı.

“Hayatta kalma umudunun bulunduğu yer...” Uzaklara baktığında içinde bir Zaman Tao'sunun girdap gibi döndüğü devasa siyah ve beyaz burgacı zar zor görebiliyordu.

Kelebek dünyasının içinde hayatta kalanlar kendileri için sessiz sedasız yeni bir ev yaratmaya girişmişti. Tüm Dağ ve Deniz Aleminden geriye sadece birkaç yüz bin gelişimci kalmıştı.

Bu gelişimcileri çetin bir savaş vermiş, toplumlarının çöküşünü izlemiş ve sayısız acıdan geçmişti. Yine de her zamanki gibi odaklanmış durumdalardı. Ruhları sönmemişti ve eğer böyle devam ederse o ruh sonraki sayısız nesle de aktarılacaktı.

Bazen Xu Qing dışarı çıkarak Meng Hao'ya eşlik etti. Wang Youcai, Şişko ve diğerleri de geldiler. Chen Fan ortaya çıkmadı. Meng Hao onun kelebek dünyasına aktarılan grubun içinde olduğunu net bir şekilde hatırlıyordu ama sonra onun nerede olduğunu bulamamıştı.

Meseleyi düşündükten sonra Chen Fan'ın 33 Cehennemden çıkarken nasıl gözlerinde bir kafa karışıklığıyla çıktığını anımsamıştı. Görünüşe göre Chen Fang 33 Cehennemde... Kendisi için bir iyi talihle karşılaşmıştı.

Geçmişte Meng Hao meseleyi araştırabilirdi. Ama şuan Dağ ve Deniz Alemi insanları hem fiziksel hem de mental olarak yorgundu ve kendisi de bu meseleyi düşünecek enerjiyi kendinde bulamadı.

Kelebek dünyasında Patrik Reliance ile birlikte Hap Şeytanı ve Ke Jiusi de vardı.

Zaman geçti. İnsanlar yeni evlerini inşa ederken Meng Hao kelebeğin sırtında oturuyordu. Ne meditasyona girdi ne de gelişim pratiği yaptı. Bunun yerine kutsal duyusunu etrafa odaklamış halde sürekli tetikte kaldı.

Tehlike hala geçmemişti.

İki güçlü enerjinin kelebeğe kilitlendiğini hissedebiliyordu. Onlardan birisi ön tarafta gizemli ve akıl ermez türdendi; bu hiç şüphesiz henüz sahneye çıkmamış olan İblis Alemiydi. Onların arkasında öldürme arzusuyla dolu Ölümsüz Tanrı Kıtası vardı.

İki devasa kıta giderek yaklaşırken sanki devasa bir ağ gerilmiş kelebeği yakalamak üzereydi.

Fakat iki kıta kelebeğin tam yerini kesin olarak işaretleyemeyecekti. Meng Hao'nun Şeytani Qi'si her şeyi bozduğu için bunu imkansız kılıyordu. Eğer öyle olmasa onlar kesinlikle kısa sürede ışınlanmış olurlardı.

Meng Hao sessizce otururken kelebek Dağ ve Deniz Alemi için umut vaat eden burgaca giderek yaklaştı. Yolculuk devam ederken Meng Hao Engin Genişlik'e ilk defa alıcı gözle bakabilmiş ve birçok garip ve tuhaf şey görmüştü.

Bir noktada yüzleri belli olmayan kırık heykellerle dolu bir sürünün uçtuğuna şahit oldu.

Sadece ilk bakışta heykele benziyorlardı. Dikkatli bakıldığında... Bir çeşit garip hayat formu oldukları belliydi.

Neyse ki kötücül değillerdi ve uzaklara doğru yollarına devam ederken Meng Hao ve kelebeğe bakma zahmetinde bile bulunmadılar.

Başka bir zaman Meng Hao tamamen şok edici bir şey hissettiğinde gözleri aniden açıldı. Kafasını kaldırdığında çok uzak olmayan bir yerde kımıldanan bir sisin ortaya çıktığını gördü. Kelebeği takip ederken şiddetli bir soğukluk saçıyordu.

Bir an sonra sisin içinde gri gözler belirdi. Meng Hao'nun kızıl gözlerinin kendilerine baktığını fark edince ve bakışındaki kötü niyeti fark edince sis geri çekildi ve ardından yok oldu.

Meng Hao kaşlarını çattı. Sis ona son derece garip bir his vermişti, sanki içinde sayısız hayat formu barındırıyordu. Ayrıca sahip olduğu 9 Öz aurası olmasa kelebeği takip etmeye devam edecek ve saldırmak için iyi bir anı kollayacaktı.

Bunlar Meng Hao'nun seyahat boyunca gördüğü garip varlıklardan bazılarıydı. Ayrıca bir kurt sürüsüne de denk geldi... Onlar tıpkı ölümlü dünyasındaki gibi gerçek kurttu ama Engin Genişlik'in içinde gizleniyorlardı. Onlar için Engin Genişlik yaşamaları için bir orman habitatı gibiydi.

Uzun zaman önce çürümeye başlamış ve bir sahipsiz kafalardan oluşan bir sürü tarafından yavaş yavaş yenilen bir dev cesedi gördü.

Bu kafaların içinde erkek kadın, genç ve yaşlılar vardı ve hepsi cesedi yavaş yavaş kemiriyordu.

Bu dev Üç gözlü Tanrı ya da Ölümsüz Tanrı Kıtasının Tanrı kabilesinden farklıydı. İki kafası ve uzun bir kuyruğu vardı.

Yarısından fazlası yenilmişti ama kemiklerine bakınca hayattayken... Bir 8 Özlü uzmana denk olduğu anlaşılıyordu.

Meng Hao yaklaştığında kafalar kemirmeyi bıraktılar ve soğuk gözlerle yavaşça baktılar. Fakat Meng Hao'yu gördükleri anda garip ifadelere büründüler ve hemen yemeye geri döndüler.

Bazı şeyler tamamen korku vericiydi ama Meng Hao'nun tamamen anlayamadığı bazı şeyler de vardı. Bir noktada Engin Genişlik'te yüzen bir taş saray gördü. Onu geçerken sarayı oluşturan taşlarda gözler belirdi. Merakla Meng Hao'ya baktılar ve aynı zamanda sayısız bağırma sesi duyuldu.

“Lanet olsun, beni sıkıştırıyorsun! Acıttın! Ov!”

“Kapa çeneni! Ben hep senin üstündeydim! Bunu ben istemedim. Benim de üstümde beni sıkıştıran biri var!”

“Aaaahhhh! Bir taşa dönüştüm! Bu çok tuhaf...”

Görünüşe göre tartışan sesler taşlardan geliyordu ve saray uzaklaşırken gevezelik etmeye devam ettiler.

En sonunda kelebek nihayet nihai hedefine ulaştı denilebilecek kadar burgaca yaklaşmıştı! Bunun ardından aniden bir kişi ortaya çıktı!

İlk defa Engin Genişlik'te bir insan ortaya çıkmıştı. Bu örgülü bir yağmurluk giymiş olan ve Engin Genişlik'te süzülen bir kayanın üstünde otura yaşlı bir adamdı. Kayanın gözleri vardı ve şuan öfkeyle bağırıyordu.

“Seni lanet olası moruk! Kaybol üstümden! Üzerime oturmana izin vermiyorum. Aaaaghh! Bu saygısızlık! Bu aşağılama. B-b-benim daha bir kocam bile olmadı! Pekala. Sen ve ben, ölümüne dövüşüyoruz!”

Kaya bağırırken yaşlı adam soğukça homurdandı ve Engin Genişlik'e oltasını sarkıtmaya devam etti.

Kelebek geçerken Meng Hao bu varlığında diğerleri gibi olabileceğini düşündü ve ona sadece bakarak görmezden geldi. Fakat tam bu anda kelebek titredi ve yönünü değiştirerek yaşlı adamın oltasının kancasına doğru yöneldi!

Meng Hao'nun gözleri titreşti ve ayağa fırladı. Kutsal duyusunu gönderdiği anda zihninde ebeveynlerinin sesini duydu.

“Hao'er, kelebeğin kontrolünü kaybettik...”

Meng Hao'nun gözlerindeki kırmızılık daha da koyulaştı ve yaşlı adama bakarken Şeytani Qi'si kabardı.

Yaşlı adam Meng Hao'ya baktı ve gülümsedi. Bu garip bir gülümsemeydi ve gülümseme yüzüne yerleştiği anda alnı açıldı ve dışarı siyah bir boynuz çıktı. Vücudu yarılmaya devam etti ve kısa sürede vücudu çatlaklarla kaplandı. Ardından vücudu patlayarak... Tek boynuzlu yeşil bir figür ortaya çıktı!

Kaotik bir aurayla doluydu ve Meng Hao'ya baktığı anda gürültülü bir kahkahaya boğuldu.

“Engin Genişlik kaosa düştüğünde Gök ve Yer bir kez daha el altında olacak!”

“Evren yıkıldığında yüce Tao tekrar ortaya çıkacak!”

“Kim Gökleri Mühürlemek için Tanrı ve İblis'in üstünde olacak!?”

“Demek işlerin yönü bu şekilde ilerledi... Demek böyle oldu...” Yeşil renkli varlık gürültüyle güldü, ardından bir anda kelebeği işaret etti.

“Ah peki, zamanı geldiğine göre ben de yardım ederek biraz iyi irade tohumu ekebilirim.” Gülerek parmağını salladı ve kelebek titredi. Beklenmedik şekilde kanatlarından yıldızlı gökyüzüne dalgalanmalar yayıldı ve bir zaman bükme büyüsü belirdi. Titreyen kelebek sanki yıldızlı gökyüzünü parçalanma eşiğine kadar zorladı, sanki patlamaya hazır bir güç birikiyordu ve bu patladığında bütün zincirlerinden kurtulmuş bir şekilde inanılmaz bir hızla fırlayacaktı.

Yeşil renkli varlığın etrafında bir zaman bükme büyüsü belirdi ve Meng Hao için ona baktığı anda sanki etrafındaki zaman farklı bir şekilde işlemeye başlamış gibi göründü.

Görünüşe göre o, zamanın bu periyodundan değildi ve hatta bölgedeki zamanın dalgalanmalarını kullanarak bu noktaya gelmiş gibiydi.

Figür giderek bulanırken Meng Hao aniden sordu, “Kimsin sen!?”

“Beni bilmiyorsun ve belki asla bilmeyeceksin.”

Gülme sesi çınlamaya devam ederken yeşil renkli varlık hiç bir iz bırakmadan ortadan kayboldu... Geriye kalan tek şey rahatlamış bir tona sahip olan ve Engin Genişlik'te yankılanan sesiydi.

“Beyaz inciyi kim yarattı!?

”Siyah inciyi kim yarattı!?

“Dört Yüce Alemi kim biçimlendirdi... Yıldızlı gökyüzünü kim Engin Genişlik'e döndürdü...?”

“Ve kim... o aynayı yarattı...? Kim Hayalet olmak için Ölümsüz'den vazgeçti!?”

“O başlangıçtı. Sen sonsun. Demek böyle... Ölümsüz. Tanrı. İblis. Şeytan. Hayalet. Şimdi anladım...”

Bölüm İsmi: Ölümsüz, Tanrı, İblis, Şeytan, Hayalet!

31 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1401