I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1362: Şeytan ve Ölümsüz!
Bölüm 1362: Şeytan ve Ölümsüz!
Dağ ve Deniz Alemi savaşı devam etti. Güneş Meng Hao'yu kaybetmişti. Bu yüzden Paragon Deniz Rüyası geçici olarak orayı kontrol etmesi için Meng Hao'nun dedi Sekizinci Dağ ve Deniz Lordu'nu görevlendirdi. 100,000 gelişimciye takviye yapıldı ve Meng Dede'nin kontrolü altında güneş bir kez daha güçlü bir silah ve tehdit haline geldi. Yabancı ordusu dövüşmek için kitleler halinde Birinci Denize girmedi. Her biri bir İmparator Lord tarafından yönetilen beş parçaya ayrıldı. Buna ek olarak çeşitli Tao Alemi uzmanları da bu kuvvetlerin içinde yer aldı. Şuan Dağ ve Deniz gelişimcileri ile Birinci Denizde dövüşen grup milyonlarca Yabancıdan oluşan birinci bölüktü. Birinci Deniz neredeyse tamamen kurumuştu ve asla silinmeyecek bir kan kırmızısıyla lekelenmişti. Hava kan kokusuyla boğulmuştu ve savaşın vahşeti yıldızlı gökyüzünü karartmıştı. Hatta büyülü teknik ve kutsal becerilerin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkan canlı parıltılar bile kan denizi tarafından karartılmıştı. Sadece savaş alanında sürekli yankılanan tiz çığlıklar ve boğuk bağırışlar duyuluyordu. Birinci savunma hattının kırılamamış olmasının tek sebebi karanlıkla kaplı Yabancı Paragon'un temkinli biri olmasıydı ve en derin içgüdüleri ve yatkınlığı ona zaman kazanmasını söylemişti. Eğer öyle olmasaydı kıtaları kullanarak Dağ ve Deniz Alemine saldıracaktı. Hatta eğer Paragon Xuan Fang mühürlenmemiş olsaydı ortaya çıkan savaş yüzlerce kat daha çetin olacaktı. Aslında Paragon'un verdiği temkinli karar yüzünden Deniz Rüyası bir savaş taktiğini daha sonra, ikinci Yabancı bölüğü saldırıya geçtiğinde kullanmak için ertelemişti.... Dağ ve Deniz Aleminin birinci savunma hattını oluşturan gelişimciler sürekli takviye alsa da yavaş yavaş yoruluyordu. Dahası, Birinci Deniz artık tamamen kurumanın eşiğine gelmişti. Dağ ve Deniz gelişimcileri durmaksızın geri itildiler ve kısa süre sonra ikinci Yabancı bölüğü savaşa ilerlemeye başladı. İkinci bölük Birinci Denize adım attığı anda Paragon Deniz Rüyası'nın gözleri ışıldadı. Hiç tereddüt etmeden bir büyü hareketi uyguladı ve Xu Qing'e emir gönderdi. Karşılığında Xu Qing Meng Hao'ya karşı olan endişelerini bastırdı ve heyecanla bu emri orduya iletti. Kısa süre sonra Birinci Denizin yerini alan kan denizi boyunca büyülü sembollerin ışıltısı yayılmaya başladı. Dalgalar çıktı ve ardından Birinci Deniz beklenmedik şekilde... kendini patlattı! İçeride çok fazla deniz suyu kalmamış olsa da hala bir denizdi. En önemlisi kendi iradesine sahip olan Birinci Deniz gerçekte bir bütün olarak Dağ ve Deniz Alemi iradesinin bir parçasıydı. Hatta Birinci Denizin kendini patlatmasını, Birinci Denizin iradesinin kendini patlatması olarak anlatmak daha doğru olacaktı. Gümbürtülerle beraber su kaynamaya ve çalkalanmaya başladı. Ardından her bir su damlasından, her dalgadan denizin her bir içeriğinden yıkıcı güç patlaması yükseldi. GÜÜÜÜMMMM! Sonuçta ortaya çıkan patlama tüm Alemi, hatta gezegenleri bile salladı. Bir anlık şoktan sonra 6. Gök Paragon'u bir adım ilerledi ve ardından sert bir ifadeyle Birinci Denize doğru baktı. Birinci Denizin merkezinden başlayan korkunç bir şok dalgası yayıldı. Orada beliren bir kara delik hemen korkunç çekim kuvveti gönderdi. Tıpkı Gök ve Yer'in kendi gücü gibi kan deniziyle birlikte sayısız Yabancıyı içine çekiyordu. Yabancılar tam bir kaos içinde kaldılar. Birinci ve ikinci bölükleri kara deliğe doğru girdap gibi sürüklenirken telaşlı bağırışlar içinde kalmışlardı. Dağ ve Deniz gelişimcileri ise çekimsel kuvvet ortaya çıktığı anda sanki onları güçlü bir kavrayış yakalamış ve Birinci Denizden dışarı çekmişti. Kara delik adeta nefes alıyordu. Büyük bir nefes çekti ve ardından... gerçek kendini patlatma gücü ortaya çıktı. Muazzam bir gümbürtüyle beraber Gök ve Yer boyunca büyük bir infilak yayıldı. Güç dalgasının geçtiği yerlerde Yabancıların çığlıklar içinde önce et ve kanı soyuldu, ardından kemikleri ezildi ve en sonunda Gelişen Mabutları küle dönüştü. Şiddetli patlama gücü taştı ve göz açıp kapayıncaya kadar tüm Birinci Deniz bölgesini kapladı, birinci ve ikinci bölükleri tamamen kuşattı. Çok az kaçabilmişti. Sıradan Tao Alemi uzmanları yada Tao Lordları bile bunu başaramayanlar arasındaydı. Sadece çılgın patlama tarafından kuşatılmaktan kaçabilenler bazı 4 Öz seviyesinde olan kişilerdi. Gök ve Yer titredi ve yıldızlı gökyüzü sarsıldı. Dağ ve Deniz Aleminin dışında ordunun geri kalanı sarsıldı ve dehşet dolu gözlerle izlediler. Altı İmparator Lord bile şaşkına döndü. Kendini patlatma kuvveti tan üç gün sürdü ve bu süreçte bir tarafta Dağ ve Deniz gelişimcileri sessizce bekledi ve diğer tarafta ise Yabancılar şaşkınlık içindeydi. Üç gün sonra patlamanın yankıları dindi. Birinci Deniz artık sonsuza kadar yok olmuştu. Dağ ve Deniz Alemi yanında birçok Yabancı götürmüş olsa da denizlerinden birini kaybetmişti. Diğer Yabancılar tıpkı Dağ ve Deniz gelişimcileri gibi sessizce durdu. Birinci Deniz... gitmişti. Savaşta ilk defa Dağ ve Deniz gelişimcileri ilk defa Dağlar ve Denizlerden birini kaybetmenin nasıl bir duygu olduğunu anlamıştı. Bu duygu... onları biraz afallattı. Fakat hemen dövüş kaldığı yerden devam etti. Üçüncü Yabancı bölüğü Paragon tarafından harekete geçirildi. Bu sefer dövüşe iki İmparator Lord ile birlikte çok sayıda Tao Alemi uzmanı katıldı ve hepsi de Birinci Dağ'a doğru ilerlemeye başladılar. Dağ ve Deniz Aleminin birinci savunma hattının sadece yarısı kalmıştı. Tüm Birinci Dağ bir savaş alanına döndü ve kısa sürede çetin dövüşler tüm dağın kanla ıslanmasına neden oldu. Savaşın gürültüsü yankılanırken Meng Hao tamamen olup bitenlerden habersiz bir şekilde komadaydı. Garip bir dünyada savrulan bir ruh gibiydi. Bu dünyada ne gökyüzü, ne yer, ne ağaç ne de bitki, dağ veya nehir vardı. Sadece... içinde iki tane devasa heykelin göründüğü hafif bir sis mevcuttu. Heykellerin yüzleri örtülüydü ama Meng Hao soldaki heykelin Gök sarsan, Yeryüzü parçalayan bir Şeytani Qi saçtığını hissedebiliyordu! Dokuzuncu Nesil Şeytan Mühürleyici olarak bu Şeytani Qi'nin ne kadar güçlü olduğunu hissedebiliyordu. Dahası, o belli ki biraz da Dağlar ve Denizler aurası içeriyordu. Onda garip, muhtelif bir şey vardı. Dahası o, çılgınca bir öldürme isteğine sahipti ama beklenenin aksine deli ve çıldırmış gibi değil, soğuk ve planlıydı. Heykeli çevreleyen aura son derece garipti ve Meng Hao onun yüzünü göremese de onun hem vahşi hem de müşfik olduğundan emindi. Bu tıpkı hem ağlayan hem de gülen türden bir surattı. Sanki heykel aslında binlerce yüze sahipti ve içinde gerçekte hangi duygunun yattığını anlamayı imkansız kılıyordu. O bir... Şeytandı. Çeşitliliği yüzünden Şeytani olmuştu ve bu heykel sanki dünyanın tek ve kusursuz Şeytan örneğiydi. Sağdaki heykel ise, Meng Hao ona baktığında bölgedeki her şeyin titremesine neden olacak kadar yoğunlukta bir Ölümsüz Qi'si hissediyordu. Sanki bu bütün Ölümsüzlerin kusursuz bir örneğiydi, sanki dünyada var olan tek Ölümsüz oydu! Meng Hao heykellere sessizce baktı ve ardından etrafındaki dünyayı inceledi. Nerede olduğundan habersiz şaşkın bir haldeydi ve bu iki heykelin neyi anlattığı konusunda kafası karışıktı. Meng Hao neler olduğunu sorgulamaya başladığında sanki ilkel zamanlardan gelen ve tüm dünyayı dolduran antik bir ses ona konuştu. "Burası... kalbinin en derinliklerinde bulunan yer." Zihni titredi ve kafasını kaldırdığında sesin sahibini göremedi. Sanki ses her yerde ve hiçbir yerdeydi. "İki heykele bak. Birisi Şeytan, diğer Ölümsüz.... Paragon Ölümsüz Aleminde bir doğuma önceden hükmedildi... Engin Genişlik'in tek ve eşsiz... Ölümsüzü.... "Bu yüzden Yücegök soyu meydana çıktı.... "Fakat Ölümsüz'ün doğmasını istemeyen belli insanlar vardı. Bu pozisyonun yerini almak istediler. Bu yüzden Ölümsüz ve Tanrı birbirinin tamamlayıcısı olsa da... Ölümsüz Tanrı'nın üzerinde ve aynı zamanda İblis'i bastırabilir! "Tanrı ve İblis bunu önemsemedi ama onların soyundan gelenler önemsedi. Bu yüzden Gökler ters döndü, Karma bozuldu ve zaman yağmalandı. Herhangi bedeli ödemeye razıydılar... ve başardılar! Fakat aynı zamanda başarısız oldular. Dahası, farkında olmasalar da... başarı ve başarısızlığın karışımıyla dövülen değişimler yüzünden istemeden de olsa olmaması gereken bir şeyin gerçekleşmesine neden oldular. Ölümsüz... Şeytan oldu.... "Bunun nedeni Ölümsüz'ün doğduğu dünya Yücegök soyu ortaya çıkmadan önce de var olan bir dünyaydı. O dünya... 3,000 Yüce Şeytan'ı bastıran bir dünyaydı. O... Paragon Şeytan Alemiydi! "Şeytan çeşitli ve gariptir. Değişebilir.... Ölümsüz gibi asil ve erdemli değildir. Ne İblis'i bastırabilir ne de Tanrı'yı sarsabilir.... Fakat, yapabildiği şey... Engin Genişlik'in devirmektir! "Ve şuan kendine sorma zamanın geldi, eğer seçim şansın olsaydı kudretli ve güçlü Ölümsüz mü olurdun? Yoksa... Engin Genişlik'i devirebilen Şeytan mı!?" Antik ses yankılanırken içinde zorlama gücü olmadığını söylemek mümkündü. Sadece sorunun cevabını duymak istiyordu. Meng Hao sessizliğini korudu. Soldaki Şeytan'ı temsil eden heykele baktı. Daha önce görülmeye yüzü aniden görünmeye başladı. Meng Hao o anda... kendi yüzüne bakıyordu! Yüksek bir Şeytani Qi'ye sahipti ve gözlerinde asla sönmeyecek bir kırmızı parıltı vardı. Herhangi bir yüksek kibir yada ezici havaya sahip değildi. Erdemli asillik ve onur yoktu. Fakat bir çeşitlilik, bir değişebilirlik ve bir garipliğe sahipti. Dahası, kırmızı gözlerinin içinde kan denizi kadar dipsiz bir nefret hissi vardı, tüm dünyayı yok etmeyi isteyen bir şey. Yine de gözlerinin derinliklerinde, bin çeşitliliğin altında gizlenmiş değişebilir suratların acı anıları ve karmaşık duyguları ne keşfedilebilir ne de diğerleri tarafından hissedilebilirdi.... Meng Hao kendi yüzüne sahip Şeytan heykeline baktığında kalbi titredi. Bu Şeytan'ın içinde hüzün ve sarsılmaz bir kalp olduğu hissini alıyordu. Ayrıca bir delilik ve nefret de vardı. Meng Hao sessizce Ölümsüz heykeline döndü.... Bu heykel de onun sakin, dingin ve uhrevi bir suratına sahipti. Bakışları sıcaktı ama gerçekte son derece soğuktu. Sanki onun gözünde Gök ve Yer'deki her şey doğal kanunlarla ifade edilebilirdi, sanki bu Ölümsüz herşeyin ve herkesin üstündeydi, dünyadaki tek Ölümsüzdü. Bütün anılar, geçmişe dair her şey önceki hayatlardan gelen kirlilikti. Ölümsüzlük yolunda yürürken olup biten her şey arkada bırakılacak, bölünecek ve hiçbir kısıtlama ve engel teşkil etmesine izin verilmeyecekti. Bu Ölümsüz ne pervasız ne de duygusaldı. Ne bencil ne de özveriliydi. Sadece geçmişle kesin bir ayrım vardı. Sanki arkasına baktığında ve eski anıları hatırladığında etkilenmeyecek ve sadece hafifçe iç geçirecekti. Bir kez daha antik ses yankılandı. "Cevabını sesli söylemene gerek yok. Cevap kalbinde olduğu sürece yeterli...."
