Series Banner
Novel

Bölüm 1307

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1307: Gelişim Merkezi, Patla!

Bölüm 1307: Gelişim Merkezi, Patla!

Üçüncü Ruh Lambası söndüğü anda diğerleri sanki bir rüzgar geçmiş gibi titreştiler.   "Yedi Yalnızlık....." Meng Hao sakince söylenerek gözlerini kapattı. İçindeki gümbürtüyü hissedebiliyordu, gelişim merkezinin patlayıcı yükselişini ve kutsal duyusunun yüzde onluk artışını fark etti!   Şuan kutsal duyusu bir Paragon'un yüzde altmışına denkti!   "Eğer diğer otuz Ruh Lambasının hepsini söndürürsem kutsal duyum bir Paragon'dan üç kat daha güçlü olacak! 7 Özlü bir Paragon'dan sadece üç kat daha güçlü olsa da yine de korkunç bir güç seviyesi." Meng Hao gözlerini açtı ve ışıl ışıl parladı. Derin bir nefes alırken içindeki gümbürtü sesleri yankılanmaya devam etti. Her anlamda güçlenmeye devam ediyordu, gelişim merkezi, dünyevi vücudu ve ruhu.   "Benim için Antik Alem artık sadece bir ara nokta değil. Bu Alem benzersiz dönüşümlerin gerçekleşeceği bir durak!" Elbise kolunu sallayarak dört bir yana rüzgarların uğuldamasına neden oldu. Kutsal duyusunu etrafa gönderdi ve şuan öncekinden yüzde yetmiş yada altmış daha güçlü olduğunu hissetti!   "Güçlenmeye devam edeceğim!" dedi gözlerinde bir ışıltıyla. Dördüncü Ruh Lambasına baktı ve ardından içten içe ona sönmesi talimatını verdi!   Alev kaybolduğunda yeşil duman yükseldi ve duman Meng Hao'nun burnuna hücum ederek daha da şiddetli gümbürtülere sebep oldu. Gelişim merkezi hızla yükselirken tüm dünyayı dolduran bir rüzgarın peyda olmasına sebebiyet verdi.   Kutsal duyusu tekrar büyüdü ve önceki yüzde altmışlık seviyeden yüzde yetmişe tırmandı!   Dünyevi vücudundan çatırdama sesleri geldi ve ruhu sanki içten içe yanıyormuş gibi hissettirdi. Gözlerinden göz alıcı ışıklar saçıldı, sanki bu ışık içinde bulunduğu dünyanın ışık kaynağıydı.   Yedi Yalnızlık'ın Birinci Yalnızlık'ının yarattığı hayali görüler Meng Hao için anlamsızdı. Onu hiçbir şekilde etkileyemedi.   Bu bir Yücegök Tao Ölümsüzü'nün Antik Felaketi de olsa Meng Hao'nun gerçek ve sahteye dair tecrübesi ve sonsuz zamanın içinde şimdiki anı arayışına kıyasla hiçbir şeydi!   Meng Hao'nun tek bir bakışı bütün illüzyonların sanki hiç var olmamış gibi parçalanmasına neden olacaktı. Küçük parçacıklara dağılacaktı!   Dördüncü lamba söndüğünde Meng Hao'nun enerjisi tırmandı. Aynı sırada tam beşinci lambayı da söndürecekken dördüncü lambanın içinden öfkeli bir kükreme sesi yükseldi. Hava bozuldu ve devasa bir el ortaya çıktı. El hayali ve gerçek arasındaki uçurumu delerek Meng Hao'yu kavramak için ileri uzandı.   "GEBER!!" diye kükredi öfkeli ses. Meng Hao bu sese yada ele yabancı değildi. Bu sesin sahibi... Meng Hao'nun daha önce Antik Felaket bulutlarında saklanırken karşılaştığı ve İlk Yalnızlık sırasında Meng Hao'dan ölümüne nefret eden varlıktı.   Meng Hao'nun Hayali Yalnızlık'a geri dönmesini beklemişti ama onun böylesine şok edici değişimler geçireceğini hiç hayal etmemişti. Dahası, sadece bir tane daha Ruh Lambası kalmıştı ve o söndüğünde Birinci Yalnızlık tamamen sona erecekti. Bunun ardından Meng Hao'ya bir şeyler yapma fırsatını bulamayacaktı, bu yüzden son derece endişelenmişti. Bu sebeple Meng Hao'nun son lambayı söndürmesini engellemek için şuan elinden gelen her şeyiyle saldırıya geçti.   "Bir süredir seni bekliyordum," Meng Hao devasa el üzerine doğru çökerken söylendi. Sağ elini yıldırım hızıyla uzattı. Hareketi öyle hızlıydı ki eli çoktan kendisini kavramaya çalışan eli tuttuğunda hala yanındaymış gibi göründü.   Saldırgan el daha önce Antik Felaketi aşarken yada Birinci Yalnızlık'ın içindeyken ortaya çıkan haline göre çok çok daha küçüktü. Şuan üç metre genişliğe sahipti ve aniden Meng Hao'ya hamle yağmaktan aciz bir şekilde olduğu yerde duraklamıştı.   Hüsran ve kızgınlıkla dolu bir kükreme yankılandı, içinde inanamışlık hissi de vardı. Meng Hao soğukça homurdandı, ardından sağ elini sallayarak gelişim merkezinin güç ile taşmasına neden oldu. Çatırtı sesleri eşliğinde acı bir feryat koptu. Meng Hao daha sonra tuttuğu eli geriye doğru çekerek gölgeli bir figürün dördüncü lambanın içinden dışarı çıkmasına neden oldu.   Bu, dışarı doğru çekilirken eğilip bükülen siyah sisten şekillenmiş bir ejderhaya benziyordu. Meng Hao sağ elini bir anda güçlü bir şekilde sıktığında telaşlı bir bağırma sesi yükseldi. Gümbürtü sesleri duyuldu ve sis büzülmeye başladı. Sanki Meng Hao'nun eli bir kara delik haline gelmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar bütün sisi avucunun içine emmişti.   "Yaşamak mı istiyorsun yoksa ölmek mi?" Meng Hao sakince avucunun içindeki sise bakarak sordu. Puslu küre içinde korkunç bir surat belirene kadar çalkalanıp kaynadı. Yüz şaşkın, hatta şok olmuş gibiydi. Fakat hala gururuna tutunuyordu ve Meng Hao'nun sözleri karşısında sarsılmaz, nefret dolu bir kükreme koparttı.   "Gerçekten de ölmek mi istiyorsun?!" Meng Hao yavaşça avucunu kapatmaya başladı ve çatırdama sesleri çınladı. Siyah sis parçalanmanın eşiğine gelmişti ve acı dolu bir feryat yükseldi. Bir anda ölüm baskısı altında sisin içindeki varlık nihayet boyun eğmeyi seçti.   "Çok geç," dedi Meng Hao elini sertçe sıkarak. Bir patlama çınladı ve sis kuru bir tahta gibi kolayca parçalandı. Acıyla karışık umutsuz bir kükreme koptu, küfürler savruldu ve siyah iplikler Meng Hao'nun parmakları arasındaki boşluklardan dışarı fışkırdı. İplikler adeta zehirli yılanlar gibi Meng Hao'ya doğru fırladılar.   Meng Hao her zamanki yüz ifadesiyle elbise kolunu salladı ve siyah iplik yılanlarının paramparça olarak küle dönüşmelerine neden oldu.   Aynı sırada Birinci Yalnızlık'ın son Ruh Lambası, 33 lambadan beşincisi aniden karardı.   Bu olduğunda Meng Hao yeşil dumanı içine çekti ve gözleri garip bir ışıkla parladı. Kafasını geriye atarak kükredi; gelişim merkezi gümbürtü sesleriyle patladı, ruhu vücudunun içinde sanki dışarı püskürmek istiyormuş gibi dalgalandı ve kutsal duyusu hızla genişledi!   Kutsal duyusu şuan yüzde yetmiş sınırını geçmişti ve... bir Paragon'un yüzde seksenine ulaşmıştı!   Meng Hao bir Paragon'un yüzde seksenine denk olan kutsal duyusunu dışarı gönderdiğinde dünya yıkılmanın eşiğine gelmiş gibi sallanmaya başladı.   Meng Hao derin bir nefes aldı ve gözleri parladı. Şuan önceki zirve halinin çok ötesindeydi ve şuandan itibaren Beyaz Lord'a karşı zafer kazanabileceğinden gayet emindi!   Ayağa kalktı ve hızla Ruh Lambalarını özümsedikten sonra döndü ve dünyadan dışarı adım attı. Kapıdan çıktı ve Patrik Reliance'ın sırtına geri döndü. Duyduğu ilk şey Patrik Reliance'ın öfkeli kükremesiydi ve ardından devasa bir kafanın üzerine doğru hamle yaptığını gördü. Devasa bir ağız onu yemek için kocaman açılırken ekşi bir ağız kokusu yüzüne vurdu.   Tabii ki bu uzun zaman önce Meng Hao'nun üzerine uyguladığı Nazarlama büyüsünden kendini kurtaran Patrik Reliance idi. Meng Hao'nun tekrar ortaya çıkmasını beklemişti ve o ortaya çıktığı anda tepkisel olarak onu yemeye çalışmıştı.   Meng Hao'nun ifadesi her zamanki gibiydi. Ağzı tamamen görmezden gelerek Patrik Reliance'ın sırtından kayboldu ve yıldızlı gökyüzünde belirdi. Patrik Reliance'ın ağzı boşluğa kapandı ve kafasını döndürdüğünde Meng Hao'ya kükredi.   "Meng Hao, seni küçük piç, sen dayanılmaz bir zorbadan başka bir şey değilsin!"   Meng Hao Patriğe baktı ve gülümsedi.   "Pekala, bu kadar yeter," dedi. "Anlaşmaya uyalım. Gitmekte özgürsün. Fakat eğer sana ihtiyacım olursa kendi ayağınla gelsen iyi olur." Meng Hao aslında Patrik Reliance'a karşı güçlü duygular besliyordu. Elbise kolunu sallayarak oradan ayrılmak için döndü.   Fakat Patrik vazgeçmeye hazır gibi görünmüyordu. Kükreyerek Meng Hao'ya doğru hücum etti.   "Hey, gel buraya!"   Bu sözler ağzından çıktığı anda Patrik Reliance bundan pişman oldu. Titremeye başladı ve ardından yaptığı aptallıktan dolayı içten içe kendine küfürler etti. Fakat laf ağızdan artık çıktığı için geri dönemezdi. Bu çok utanç verici olurdu. Bu yüzden önceki gibi öfkeli numarası yapmaya devam etti. Ama sonra Meng Hao duraksadı ve Patrik Reliance titremeye başladı.   Meng Hao arkasını dönerek Patrik Reliance'a baktığında yüzünde dalgın bir ifade vardı. "Oh? Gitmemi istemiyor musun? Gerçekten de benim bineğim mi olmak istiyorsun yoksa?"   Patrik Reliance aniden titremeye başladı. Bütün tutum ve tavrı yerle bir olmak üzereyken sırtında kıkırdayan Guyiding Üç-Yağmur'u fark etti. Uyanmış hissederek boğazını temizledi ve yaşlı ve engin bir sesle konuştu, "Pekala, ne dersen de ben hala senin Patriğinim. Bu yüzden gitmeden önce en azından önümde secde etmen lazım. Yani yapmaya da bilirsin tabi."   Patrik Reliance kendini titrememeye zorladı ve hatta bütün cesaretini toplayarak ancak bu sözleri sarf edebilmişti. Meng Hao'ya bakarak yavaşça geri çekilmeye başladı.   Meng Hao güldü. O an Patrik Reliance'ın ne düşündüğünü biliyordu ve şuan ruh hali gayet iyi olduğundan basitçe ona doğru ellerini kenetledi ve baş selamı verdi.   "Kendine dikkat et Patrik. Şimdi gidebilir miyim?"   "Hmmmpphhhh! Gidebilirsin!" Patrik Reliance aniden kendiyle gurur duydu ve aniden o küçük piç Meng Hao'nun kendisiyle ilgili bir şeyden korkuyor olabileceğini hissetti. Aniden özgüveni yükseldi.   Meng Hao'nun gülümsemesi değişmedi ama aniden gelişim merkezi gürültüyle canlandı ve kutsal duyusu etrafa yayıldı. Patrik Reliance öyle korkmuştu ki aniden şiddetle ürperdi ve gözleri kocaman açıldı. Hiç düşünmeden yüzünde dalkavukça bir ifade belirdi.   "Hahaha, hahaha, şaka yapıyordum! Meng Hao, genç dostum... yoluna devam et ve buradan ayrıl...." Bu noktada Patrik Reliance Guyiding Üç-Yağmur'un gizlice gülmesine aldırmadı. Tüyleri diken diken oldu ve Meng Hao'nun bir an önce buradan gitmesini istedi. Ayrıca içten içe dikkatsizliği için kendine küfürler etti.   Bununla birlikte geriledi ve aniden renkli bir ışık ışınına dönüşerek uzaklara doğru fırladı. Meng Hao ile arasına daha hızlı mesafe koymak için daha fazla güç kullanamadığı için kendi kendine söndü.   Meng Hao onun gidişini izlerken gözlerinde yumuşak bir parıltı vardı. Patrik Reliance'ın birçok sevgi dolu anının kaynağı olduğunu kabul etmeliydi. Reliance tarikatı'ndan Daqing Dağı'na, bütün hepsi geçmişinin değerli parçalarıydı.   Uzun bir an sonra Meng Hao arkasını döndü. Bu noktada etrafında sevimsiz canice bir aura peyda oldu ve gözleri bıçak gibi keskinleşti. Ardından Sekizinci ve Yedinci Dağ ve Deniz arasındaki yarığa doğru yola koyuldu.   "Beyaz Lord," dedi sakince, "bu sefer kesinlikle ecelin benim elimden olacak!" Bununla birlikte ortadan kayboldu.

27 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1307