I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1289: ####
Bölüm 1289: ####
Meng Hao sanki bu gelişimcilerin üzerine geldiğini görmemiş gibi davrandı. Yoluna kayıtsızca devam ederken elini salladı. Aniden onlarca gelişimci titremeye başladı. Yüzleri gevşedi, ardından devrildiler ve çevredeki harabelerin bir parçası oldular.
Meng Hao onları öldürmek yerine bilinçlerini dağıttı ve birkaç aylık bir uykuya gönderdi.
Göktanrı Birliği boyunca ilerlerken daha önceki birçok gezegenden geriye sadece enkaz kaldığını fark etti. Her yer harabe olmuştu, hem Sekizinci hem Yedinci Dağ ve Deniz'den gelişimcilerin cesetleriyle doluydu.
Meng Hao sert bir yüz ifadesiyle yoluna devam ederek Göktanrı Birliği'nin derinliklerine doğru girdi. İleride Gök sarsan, yeryüzü parçalayan dalgalanmaların olduğunu hissediyordu ve hatta muazzam patlamalarla karışık çığlık sesleri duyuluyordu.
Bu belli ki savaşın yaşandığı yerdi.
Kutsal duyusunu göndererek neredeyse tüm Göktanrı Birliği'ni kapladı. Bu bölgede sadece iki kişi dikkatini çekti. Birisi Soylu Ran'dı, diğeri ise Sekizinci Dağ'dandı.
Hatta bu iki kişi onun buraya gelmesinin tek nedeniydi.
Kutsal duyusu ile eski Göktanrı Birliği bölgesinin yarısının şu an tamamen harabeye dönüştüğünü ve Yedinci Dağ ve Deniz'den gelenler tarafından kontrol edildiğini görebiliyordu. Şu an onların gelişimci sayısı milyonlara ulaşmıştı ve dört ana orduya bölünerek dört farklı noktadan Göktanrı Birliği'ne girmişlerdi.
Göktanrı Birliği gelişimcileri de çeşitli saldırılara karşı koymak için dört ana kuvvete bölünmüştü. Fakat sürekli geri çekilmeye zorlandıkları ve en sonunda yenilecekleri aşikardı. Hâlâ zafer kazanmak için ufak bir umutları vardı.
Meng Hao'dan çok uzak olmayan bir noktada, Göktanrı Birliği'nin yıldızlı gökyüzündeki dört savaş alanından en kanlı olanda parçalanmış bir gezegen, kara deliğe dönüşüyordu ve çevredeki gelişimcileri yutmaya başlamıştı.
Orada büyük bir savaş vardı, iki tarafta da 700,000'den fazla gelişimci mevcuttu. Bu görkemli, etkileyici bir dövüştü ve her an tiz çığlıklar yükseliyordu.
Sürekli patlamalar yankılanıyor ve büyülü tekniklerin ışığı yıldızlı gökyüzünde parlıyordu. Korkunç dalgalanmalar kaotik bir şekilde yayılıyordu ve tüm sahne tam bir kargaşa içindeydi.
Daha yukarıda Tao Âlemi uzmanları dövüşüyordu. Meng Hao, Göktanrı Toplumu'nun Şef Dharma Koruyucusunu ve Xiao Yihan isimli oğlanı görebiliyordu. İkisi inanılmaz bir savaşa tutuşmuşlardı.
Belli ki Şef Dharma Koruyucusu Xiao Yihan'a rakip değildi. Fakat üzerine giydiği yeşil zırh, onun gücünü en azından direnebilecek seviyeye getiriyordu.
Savaşta birçok Tao Âlemi uzmanı vardı ve her dövüşte muazzam patlamalar ve yankılar yükseliyordu.
Meng Hao son derece kötü durumda olan ve bacaklarını kaybetmiş gibi görünen Erdemli Soylu Tarikat'ın birinci Patriğini gördü. Meng Hao savaş alanını taramaya devam ederek en sonunda Soylu Ran'ı buldu.
Şaşırtıcı şekilde ona iki tane Tao Âlemi uzmanı beraber saldırıyorlardı. Bu nefes kesen bir savaştı ve ne yazık ki Soylu Ran her geçen saniye zayıflıyordu. Vücudu yaralarla doluydu ve yüzü bembeyaz olmuştu. Ateşi sönmek üzere olan bir yağ lambası gibiydi, sönmemek için direniyordu.
Meng Hao onu gördüğü anda gözleri soğukça titreşti ve o yöne doğru yürüdü.
Savaş alanında Soylu Ran acı acı güldü. Patlamalar çınladı ve durmaksızın geri çekilmeye zorlanırken yaralarından kanlar fışkırdı. Yaraları çok ve ağırdı; geçmiş aylarda sayamayacağı kadar çok savaş geçirmişti.
Böyle umutsuzca dövüşmesine rağmen Yedinci Dağ ve Deniz'in amansız ilerleyişini durdurmak zordu. Erdemli Soylu Tarikat, artık yoktu. Çok sayıda öğrenci öldürülmüştü ve üçüncü Patrik de can vermişti. Sadece Soylu Ran ve birinci Patrik kalmıştı.
“Belki de bu savaş... Yok olacağım yerdir.” diye düşünen Soylu Ran, büyü hareketi uyguladı ve bir kez daha iki Tao Âlemi rakibine karşı koymaya başladı. Rakiplerinden birisi orta yaşlı bir adamdı, diğeri ise biraz daha yaşlıydı. Onların gelişim merkezi onunla aynıydı ve mutlak bir vahşilikle saldırıyorlardı. Belli ki Soylu Ran'ı her şeyden çok öldürmek istiyorlardı ve bu yüzden Öz güçlerini serbest bırakarak içinde siyah bir göz küresi mühürlenmiş olan devasa bir buz dağı yaratmışlardı.
Dağ, Soylu Ran'a doğru hızlanırken eridi ve güçlü bir dondurucu hava patlaması yarattı. Çatırtı sesleriyle birlikte her şey dondu ve katman katman buz ile kaplandı. Eş zamanlı olarak siyah göz küresi dışarı çıktı ve ışık ışınına dönüşerek Soylu Ran'a doğru fırladı.
Acı acı gülen Soylu Ran'ın vücudunda dondurucu buz yayıldı ve siyah ışık ışınının gelişini izledi. En sonunda dilini ısırdı ve tükürdüğü kan damlası kan sisine dönüşerek siyah ışığı engelledi.
Gümbürtü sesleri duyuldu ve Soylu Ran'ın gözlerinde inatçı bir parıltı belirdi. Derin bir nefes aldı ve ardından konuştu: “Tao Kalbimde!”
Aniden üzerini kaplayan buz çatırdadı ve ardından paramparça oldu.
İki Tao Âlemi uzmanı soğuk tonla gülmeye başladılar.
“Yine mi şu hamle? Soylu Ran, sayısız kez dövüştük seninle ve bu Gökleri Mühürleme Büyüsü'nü ilk kez kullanmıyorsun, asla işe yaramadı! Herkes onun tamamen işe yaramaz bir büyü olduğunu anladı!”
“Gökleri Mühürleme Büyüsü tam bir şaka gibi. İnsanlar senin onu bir kez çalıştırabildiğini söyledi, doğru mu bu? Sana gerçeği söyleyeyim, onun tekrar çalıştığını görmeyi iple çekiyorum. Senin bu on binlerce kişiyi aynı anda durdurmak için kullandığın ‘Gökleri Mühürleme Büyüsü'nü’ görmek istiyorum.” Tao Âlemi gelişimcileri soğuk kahkahalar attılar. Saldırı yapmak yerine oldukları yerde durarak alaycı gözlerle Soylu Ran'ı izlediler.
Adamların sözleri acıydı ama Soylu Ran'ın gözleri inatçılıkla parladı. Bir kere de olsa başarmıştı. Fakat tek seferde öğrencisinin kaçmasını sağlamıştı.
O tek bir başarı asla unutamayacağı bir şeydi.
Gökleri Mühürleme Büyüsü işe yaramaz değildi!
“Gözlerimdeki İrade!” diye kükredi, ardından dişlerini sıkarak gerekli pozisyonu aldı, bu sırada rakiplerinin gözlerinde alaycı bakışlar vardı.
“Dağlar ve Denizlere sahip olacağım, Gökleri Mühürleme Büyüsü!” Soylu Ran kafasını geriye atarak kükredi ve kollarını iki yana açıp daha sonra onları salladı. Kesinlikle hiçbir büyülü teknik ortaya çıkmadı.
Soylu Ran'ın gözleri soldu ve bir ağız dolusu kan tükürdü. Acı acı güldü ama içten içe hala Gökleri Mühürleme Büyüsü'nün işe yaramaz olduğunu kabul etmedi.
“Bu büyüyü kaç kez denedin? Her seferinde onun tamamen işe yaramaz bir büyü olduğunu kanıtlıyorsun!”
“Ne kadar acı. Bu sözde Gökleri Mühürleme Büyüsü'nü asla göremeyeceğiz.” İki Yedinci Dağ ve Deniz gelişimcisi kafalarını salladılar ve ardından öldürme arzusuyla Soylu Ran'a doğru yöneldiler.
Bu acı durumda Soylu Ran yavaşça konuşmaya başladı, sanki kendi kendine söylüyor gibiydi: “O işe yaramaz değil, benim kendi yarattığım Gökleri Mühürleme Büyüsü... Gökleri Mühürleme Büyüsü!
”Bir seferinde başarılı oldum...” diye mırıldandı. Bu Gökleri Mühürleme Büyüsü için inanılmaz bir bedel ödemişti ve olup bitenler hatırlamak istemediği türden şeylerdi. Kalbinin derinliklerinde tuttuğu tarifsiz bir acıydı.
GÜM!
İki Tao Âlemi uzmanı yaklaşırken birlikte güçlü bir büyülü teknik serbest bıraktılar. Devasa, siyah bir kırkayak görüntüsü belirdi, ağzını sanki Soylu Ran'ı yemek istiyormuş gibi açan vahşi bir yaratıktı.
“İşe yaramaz büyünü de al ve geber!”
Fakat tam bu noktada savaş alanında yankılanarak, iki Tao Âlemi gelişimcisinin kulaklarında patlayan buz gibi bir ses geldi.
“Siz Gökleri Mühürleme Büyüsü'nü mü görmek istiyorsunuz? Pekâlâ, size bu şansı vereceğim... Kalbimdeki Tao!” Bu sözler yankılandığında Gök ve Yer'de ki her şey muazzam bir gümbürtüyle doldu. Aynı sırada yıldızlı gökyüzünü, şok edici bir aura doldurdu.
Tao Âlemi uzmanlarının yüzü düştü. Biraz önceki ses zihinlerini delerek onların fiziksel olarak titremelerine neden olmuştu. Kafalarını kaldırarak yıldızlı gökyüzüne baktılar ve yaklaşmakta olan bir figür gördüler.
Bu figür uzun cübbeliydi ve onun inişi, savaş alanında vahşice savaşan bir milyondan fazla gelişimcinin şok ile dolmasına neden oldu. Onun sözleri ise gök gürültüsü gibi çınladı.
Bu yeni gelen figür Meng Hao'ydu!
Soylu Ran onu görünce titremeye başladı ve gözleri mutlulukla doldu. Kahkaha atmaya başladı ve gözlerindeki bakış heyecan saçtı.
“Küçük öğrencim, küçük öğrencim...”
“Gözlerimdeki İrade!” Meng Hao'nun bu sözleri büyünün ikinci satırıydı. Sesi gök gürültüsü gibi yankılandı ve iki Tao Âlemi uzmanının kan tükürmesine neden oldu. Yüzlerinde şok ve inanamaz bakışlar oluştu.
Sadece onlar değildi. Bölgedeki diğer Tao Âlemi uzmanları da hayretle o tarafa baktılar. Tabii ki en şok edici olan şey Meng Hao'nun sesindeki güç değildi, bir anda tarifsiz bir baskının üzerlerine çökmesiydi.
Bu sınırsız baskı, âdeta sırtlarına devasa bir dağ inmiş gibi hissetmelerine neden oldu.
Bu Dağ ve Deniz Âlemi gücüydü!
Erdemli Soylu Tarikat'ın birinci Patriği hayretle baktı. Diğer Tao Âlemi uzmanları da zihinlerinin çalkalandığını hissettiler. Göktanrı Toplumu'nun Şef Dharma Koruyucusu ise Meng Hao'yu tanıdığında hemen nefesini tuttu.
Fakat en fazla şoku oldeğil, Xiao Yihan oğlan geçirmişti. Meng Hao'ya bir an kocaman açılan gözlerle baktı ve ardından arkasını dönerek kaçmaya başladı.
Tao Âlemi uzmanlarının tepkileri bunlardı. Savaş alanındaki diğer bir milyondan fazla gelişimci ise Dağlar ve Denizler gücüyle titrediler ve zihinleri allak bullak oldu. Aniden bütün dövüşler tamamen durdu. Bunun nedeni tek bir kişiydi!
“Dağlara ve Denizlere Sahip Olacağım...” Meng Hao üçüncü dizeyi söyledi. Tüm yıldızlı gökyüzü savaş davulunu andıran patlamalarla doldu ve herkes bu ses karşısında şok geçirdi. Dağ ve Deniz Âlemi gücü öncekinden daha güçlü hale gelirken zihinleri uğuldadı.
Sanki muazzam güç birikmişti ve şu an serbest kalarak orada bulunan herkesin zihnini alt üst eden bir baskı yaratmıştı. Bu sadece gelişim merkezlerini etkileyen bir baskı değildi; âdeta herkesin nefesini kesmişti.
Sadece Soylu Ran gülümsüyordu. Rakibi olan iki Tao Âlemi uzmanının ise yüzleri soldu ve zihinleri kontrollerinden çıktı.
Tüm dünya, tüm yıldızlı gökyüzü Meng Hao üzerine yoğunlaşmış gibiydi. Herkesin bakışları altında Meng Hao, üçüncü dizeyi okurken ellerini genişçe açtı, ardından onları yıldızlı gökyüzüne doğru sallarken aynı anda büyünün son dizesini de söyledi.
“Gökleri... Mühürleme... Büyüsü!”
Bölüm İsmi: Onun İşe Yaramaz Bir Büyü Olduğunu Kim Söyledi?
