I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1285: ####
Bölüm 1285: ####
Bu sözler ağzından çıktığı anda yıldızlı gökyüzü, dört bir yana görünmez bir buz yayılmış gibi soğudu. Her geçtikleri yerde Yedinci Dağ ve Deniz gelişimcileri şiddetli bir soğukla doldular ve ruhları titredi.
Artık Meng Klanı konusunda endişesi kalmayan Meng Hao dönerek Yedinci Dağ ve Deniz gelişimcilerine baktı ve öldürme arzusu taştı. Bu insanların esasen herhangi bir kişisel düşmanlığı yoktu ve hatta geleceğin Dağ ve Deniz Lordu olarak muhtemelen onların üzerine biraz hafif gitmesi ve öldürmemesi daha uygun olacaktı.
Ne de olsa büyük bir savaş kapıdaydı ve Dağ ve Deniz Âlemi ne kadar güçlü olursa daha iyi olacaktı. Fakat bunun farkında olsa da Meng Hao bu yolu seçmedi.
O bir kahraman ya da lider değildi, sadece eskiden bilgin olan ve zengin olma hayalleri kuran sıradan bir gelişimciydi.
Eğer onu kızdırmasalardı, Meng Hao bu işin peşini bırakabilirdi. Ama onlar Meng Klanı'nı imha etmeye yeltendikleri için bunu görmezden gelemezdi. Hatta bunu görmezden gelmek istemiyordu.
Soğukça homurdandı ve bir adım attı. Ayağı indiği anda inanılmaz bir baskı çökmeye başlayarak göz açıp kapayıncaya kadar her yeri kapladı.
Gümbürtü sesleri duyuldu, sanki yıldızlı gökyüzünde görünmez bir yıkım vardı. Yedinci Dağ'ın binlerce gelişimcisi ağız dolusu kan tükürdü ve yüzleri dehşet ve hayretle doldu.
Hiçbiri karşı koymaya cüret edemedi. Oldukları yerde kalarak titrediler ve dehşetli gözlerle Meng Hao'ya baktılar, kaçmak bir kenara kımıldamaya bile cesaret edemediler.
Marki Lu'nun yüzü düştü ama sonra dişlerini sıkarak vücudundan mor bir ışığın yayılmasını sağladı. Işık hızla onu sardı ve sanki Meng Hao'nun ezici baskısını kırmak istiyormuş gibi harekete geçti.
“Gidebileceğini söyledim mi?” Meng Hao soğuk bir sesle konuştu. Bir adım daha atarak ortadan kayboldu ve ardından doğruca Marki Lu'nun karşısında belirdi. Elini salladı.
GÜM!
Meng Hao'dan saçılan inanılmaz bir kuvvet fırtınaya dönüştü. Fırtına Marki Lu'ya çarptığında ağzından kan geldi ve ipi kopmuş bir uçurtma gibi savruldu. Durmaya çalışırken yüzünde vahşi bir ifade belirdi, ardından Meng Hao'ya baktı ve gözlerinde delilik ateşi dans etti.
“Ben Yedinci Dağ'ın üç Marki'sinden biri olan Lu Yunli'yim!” diye bağırdı. “Eğer bana zarar vermeye cüret edersen Yedinci Dağ nereye kaçarsan kaç seni bulup infaz eder!”
Meng Hao buna karşılık üçüncü adımını attı ve ardından Hayat-İmha Yumruğu'nu serbest bırakarak ileri fırladı ve Marki Lu'nun göğsüne vurdu.
Bir gümbürtüyle beraber Marki Lu'nun göğsü içine çöktü, kanlar içinde geri savruldu. Çatırdama sesleriyle birlikte daha önce görünmez olan büyülü bir zırh takımı parçalandı.
Bu onun hayat kurtarıcı büyülü eşyalarından biriydi, Göktanrı Birliği ile yapılan çatışmalarda onu savaş alanında yenilmez yapan bir şeydi. Hatta bu eşyaya güvenerek Sekizinci Dağ ve Deniz'in bazı Tao Âlemi uzmanlarını da öldürmüştü. Ama Meng Hao onu tek bir darbeyle parçaladı.
“Hepiniz, hemen saldırın!” “Öldürün onu!” Marki Lu solgun bir suratla bağırdı. Diğer gelişimciler tereddüt ettiler ama bin tanesi dişlerini sıkarak hücuma geçti. Hemen dokuzlu gruplara ayrıldılar ve özel bir formasyona geçtiler. Bu büyü formasyonları daha sonra dokuzlu gruplar halinde bir büyü büyük formasyonu yarattı!
Gümbürtü sesleriyle birlikte düzinelerce büyü formasyonu yıldızlı gökyüzünde ortaya çıktıktan sonra Meng Hao'ya doğru fırladı. Canlı ışıklar parladı ve kutsal beceri dalgalanmaları yayıldı. Fakat Meng Hao her zamanki yüz ifadesiyle bir kavrama hareketi yaptı ve bir yarık açıldı. Yarığın içinden kükreyerek çıkan Kan Şeytanı anında büyü formasyonlarına doğru hücum etti. Patlama sesleriyle kuşatılan Meng Hao büyü formasyonlarını delip geçti ve Marki Lu'yu takip etmeye başladı.
Marki'nin gözlerinde delilik belirtileri görülebiliyordu. Meng Hao'nun büyü formasyonlarını âdeta görmezden gelmesi bu deliliğin daha da artmasına neden oldu. Her şeyi riske atarak kafasını geriye attı ve kükredi.
“Beni buna sen zorladın!” diye kükreyerek elini açtı ve oradaki totem dövmesinin mor ışık yaymasına neden oldu. Giderek büyüdü ve göz açıp kapayıncaya kadar mor qi aniden girdap gibi dönmeye başladı. Hayret verici bir şekilde o devasa bir kafaya dönüştü.
Kafada sekiz boynuz vardı, derisi yeşilimsi siyahtı ve yüzü bir insana benziyordu. Ortaya çıktığı anda şok edici bir enerji patlaması oldu ve yıldızlı gökyüzünü titretti. Dahası Dağ ve Deniz Âlemi'ne ait olmayan bir aura yayıldı.
Bu bir... Yabancı'ydı!
33 Gök'ten bir Yabancı!
Meng Hao bunu gördüğü anda onun nereden geldiğini anlamıştı. Aynı sırada Dağ ve Deniz Âlemi'nin nefretle hareketlendiğini hissetti, Yabancı'yı yok etmek istiyordu. Onun damarlarında akan kanla ilgili her şeyi yok etmeyi arzuluyordu.
Yabancı kafasını geriye atarak kükredi ve yıldızlı gökyüzünün parçalanmasına, muazzam bir rüzgarın peyda olmasına ve Meng Hao'ya doğru dönmesine neden oldu. Eş zamanlı olarak kafa Marki Lu'nun elinden Meng Hao'ya doğru onu yemek istiyormuş gibi fırladı.
“GEBER!” Marki Lu'nun yüzü delilikle çarpıldı. Bu onun kozuydu, her kullandığında ömrünü harcayan ve onu, kullanımı konusunda son derece dikkatli davranmaya iten bir şeydi. O aynı zamanda Meng Klanı bölgesine Meng Hao'ya aldırmadan hücum etmeye gelmesinin de nedeniydi.
Aklınca totem dövmesi onu 4 Özlü düşmanları arasında yenilmez yapacak ve 5 Özlü gelişimcilerle dövüşebilmesini sağlayacaktı. Hatta Göktanrı Birliği'yle yapılan savaşlarda Göktanrı Birliği'nin Şef Dharma Koruyucusu ile berabere kalmıştı.
Bu yüzden öz güveni çok yüksekti ve öldürme arzusu şu an taşıyordu. Artık gönderdiği devasa kafa ile Meng Hao'nun ölü bir adam olduğunu düşünüyordu.
“Bu totem dövmesi Dağ ve Deniz Lordu'nun bana bahşettiği değerli bir hazine. Dış dünyadan bi Göksel İblis'in ruhunu çekiyor ve bana beş Özlü biriyle bile dövüşebilme gücü sağlıyor! Kim olduğun artık önemli değil sen artık ölüsün!
”Sen öldükten sonra Sekizinci Dağ ve Deniz'in geri kalanı da sana Sarı Kaynaklara kadar eşlik edecek ve Dokuzuncu Dağ ve Deniz'e kaçan Meng Klanı da imha edilecek. Dokuzuncu Dağ ve Deniz bile yok edilecek!
“Gelecek savaşta kimse güvende olmayacak. Ne olursa olsun sen bir ölüsün!” Marki Lu kafasını geriye atarak deli gibi kükredi ve totemin gücünü çekmek için ömrünü harcadı. Zihnine saplanan acı, onu daha da delirtti ve artık bilincini kaybedecek dereceye geldi.
Yine de hâlâ kontrolünü sağlayabiliyordu. Bir büyü hareketi uygulayarak devasa Yabancı'nın ağzını kocaman açmasını sağladı. Kıpkırmızı gözlerle Meng Hao'yu yemek istedi.
Meng Hao'nun gözleri titreşti ve soğukça homurdandı. Yabancı'nın kafası ona doğru yaklaşırken elini uzattı ve onu işaret etti.
Bu, Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarı'ydı!
Meng Hao Şeytan Mühürleme Nazarı büyülerinin özellikle Yabancı'lar üzerinde etkili olduğunu biliyordu. Parmağını sallama hareketi bittiği anda onu tekrar sallayarak Yedinci Şeytan Mühürleme Nazarı'nı serbest bıraktı. Ardından Altıncı ve Beşinci Nazarlar geldi.
Parmağını dört kere sallayarak Yabancı'nın acıyla bağırmasına neden oldu. Ondan siyah bir sis yayılmaya başladı, çarpıldı ve bozularak kükredi: “Dokuz... Mühür... Nazarlama... Büyüsü.... LANET OLSUN!”
Kafa aşınmaya başlayarak dört bir yana siyah sisler gönderdi. Marki Lu sarsıldı ve ömrü hızla özümsenirken vücudu giderek kurudu. Fakat kaçmak yerine yüzünde delice bir ifadeyle Meng Hao'ya doğru fırladı.
“Pekâlâ, sen biraz enteresan birisin.” dedi gözleri titreşen Meng Hao. Ardından uzandı ve bir kavrama hareketi yaptı ama Dağ ve Deniz Âlemi gücü yerine Yıldız Koparma Büyüsü'nü kullandı.
Antik mana aktı ve 33 Ruh Lambası ışıl ışıl yandı. Dünyevi vücut gücüyle gelişim merkezi gücünü birleştiren Meng Hao beş Öz'e denk bir savaş hüneriyle patladı ve buna daha Dağlar ve Denizler gücü dahil değildi!
Bu bir Dağ ve Deniz Lordu'ndan sonra gelebilecek kadar korkunç bir güçtü! Gümbürtülerle beraber Yabancı bağırdı ve yüzü çarpılırken kontrolsüzce Meng Hao'ya doğru hızlandı.
Eğer Meng Hao onu kavramayı başarırsa ruhun hayat ve ölümünün kontrolünü eline alacaktı. Fakat yüz aniden çığlık attı ve bulanıklaşmaya başladı; görünüşe göre kendini patlatmayı seçmişti.
Yüz patlarken bu gücü serbest kalmak için kullanıp Yıldız Koparma Büyüsü'nü engelledi ve aynı zamanda siyah bir sis akışına dönüşerek tekrar Marki Lu'ya doğru geri fırladı.
Meng Hao elbise kolunu fiskeleyerek bir rüzgarın çıkmasını sağladı. Kendini patlatma gücü anında yok oldu ve Meng Hao bir adım ilerleyerek siyah sise doğru gitti.
Siyah sis öyle hızlıydı ki Marki Lu'nun tepki vermeye bile zamanı olmadı. Ağzından, burnundan, kulaklarından ve gözlerinden içeri girerek onun titremesine neden oldu ve ardından sanki ele geçirilmiş gibi kan donduran bir çığlık attı.
Meng Hao yaklaşırken gözleri ışıl ışıl parladı. Tam büyü hareketi uygulamaya hazırlanırken yüzü siyah sisle kaplı Marki Lu delice bir inilti koparttı.
Enerjisi tırmandı ve derisi yeşile dönmeye, pulları çıkmaya başladı. Kafası ikiye ayrılarak sekiz tane boynuz dışarı çıktı. Dahası, dudakları ikiye ayrıldı ve ağzı çapraz bir biçim aldı. Göz açıp kapayıncaya kadar yüksekliği 30 metreye çıktı.
Hatta elbisesinden vahşi dikenler dışarı fışkırdı. Şaşırtıcı şekilde şu an Meng Hao'nun önünde duran şey artık bir gelişimci değil, insansı bir canavardı!
Bu bir... Yabancı'ydı!
Yedinci Dağ ve Deniz'den diğer gelişimcilerin yüzleri düştü ve hemen geri çekilmeye başladılar. Belli ki onlar bile Marki Lu'nun totem dövmesinin gerçek kökenini bilmiyordu.
Sadece bir düzine kadar yüz telaşla titreşti ama Meng Hao onların derinliklerinde Marki Lu'nun bu verisyonuna karşı büyük bir hayranlık ve adanmışlık gizlendiğini görebiliyordu.
“Sen öldün! ÖLDÜN, anladın mı!” Canavar formundaki Marki Lu kafasını geriye atarak kükredi ve enerjisinin daha da yükselmesini sağladı. Ardından gözleri kızardı ve âdeta kendini kaybetmiş gibi çılgın bir halde Meng Hao'ya hücum etti.
Bölüm İsmi: Yabancı!
