Series Banner
Novel

Bölüm 1233

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1233: Karşı Saldırı!

Bölüm 1233: Karşı Saldırı!

Meng Hao aniden arkasına baktı, kaşlarını çattı ve daha sonra yere döndü. Yüzeydeki gözler doğruca ona bakıyor olsa da bunu bilmiyordu ve sıradışı herhangi bir şey hissetmedi.   Fakat birisinin kendisini izliyor olduğu algısından bir türlü kurtulamıyordu.   Bu yerin garipliğini düşünürken etrafları dalga dalga düşman ile çevrilmiş olan Xuan Daozi ve Hong Chen'e doğru baktı. Ardından yaralarını iyileştirmeye devam etti.   Arka tarafındaki zeminde gözler kısıldı.   "Ne kadar şaşırtıcı bir farkındalık.... Bu vücut tam da bana uygun. Eğer ona sahip olabilirsem... Nihayet bu lanet olası yerden kurtulabilirim!!"   Zaman geçti. Meng Hao'nun yaraları iyileşmeye devam etti ve çoktan yarı yarıya iyileşmiş durumdaydı. Etrafları daha fazla gölgeyle dolan Xuan Daozi ve Hong Chen'in bulunduğu taraftan gümbürtüler gelmeye devam ediyordu. Beklenmedik şekilde bu gölgelerden bazıları Tao Alemi dalgalanması yayıyordu ve bu onların hayattayken Tao Alemi uzmanı olduklarını gösteriyordu.    Öz güçleri yavaş yavaş kaybolmuştu ama içgüdüleri duruyordu ve sinmeyen ölüm aurası yüzünden önceki hallerinden bile daha korku vericiydiler. Xuan Daozi bile telaşa kapılmıştı.   Hong Chen ise onunla iş birliğine giderken korkuyla titriyordu. Serbest bıraktığı çeşit çeşit kutsal becerilerle havanın gümbürtülerle yankılanmasına neden oluyordu.   Tam bu sırada aniden yerden her yeri gölgeleyen gri bir sis yükselmeye başladı. Sisin ani çıkışı Meng Hao'nun tüylerini diken diken etti. Hiç tereddüt etmeden ileri yürüdü ve oturduğu yeri terk etti.   Arkasına bakarak elbise kolunu fiskeledi ve Kutsal Alevin Özü'nün biraz önce oturduğu yere çarpmasına neden oldu. Fakat bunun ardından hiçbir şey olmadı.   Gözleri parlamaya başladı ve içten içe daha da tedbirli bir duruma geçti. Biraz önce tarifsiz bir soğuğun üzerine doğru hücum  ettiğini net bir şekilde hissetmişti.   Sanki oradan kaçmasa bu soğuk onun kaskatı kesilmesine neden olacaktı. Fakat soğuğa her ne sebep olduysa tespit edilemiyordu. Herhangi bir sıra dışı bir şey görünmüyordu.   Meng Hao yavaşça geriledi, ardından sisin içinde kayboldu.   Meng Hao farkında olmasa da biraz önce oturduğu noktada gerçekten de bulanık bir gölge duruyordu. Gölge sanki tamamen sisten yapılmış gibiydi ve gözleri net ve ışıltılıydı. Kırmızı renkteydi ve Meng Hao'ya dikilmişlerdi.   "Demek gerçekten de ona yaklaştığımı hissedebildi...." diye mırıldandı gölge. "Görünüşe göre kutsal duyusu nispeten oldukça güçlü. Pekala, önemli değil. Ne kadar güçlü olursa ona sahip olduktan sonra o kadar iyi olacak. Burada çok çok uzun süredir baskılanmış durumdayım. Lanet olsun. Buradan çıkmalıyım. Buradan çıkmak için ne gerekiyorsa yapacağım!" Gölge bozuldu, ardından sislerin içinde parlayarak ortadan kayboldu.   Meng Hao hızla ilerliyordu. Bu dünyanın verdiği kriz hissiyle artık daha da temkinli haldeydi. Yoluna devam ederken etrafındaki sislere bakıp gözleri titreşti.   "Burası benim ve diğerleri için çok tehlikeli bi yer. Bu sisin gelişi... bir karşı saldırı anlamı taşıyor!" Aniden harekete geçti ve Xuan Daozi ile Hong Chen'in dövüştüklerini hatırladığı yöne doğru gitti.   Çok geçmeden ilerden savaş gürültüleri gelmeye başladı. Xuan Daozi'nin bağırışı dört bir yanda yankılandı ve br büyülü teknik dalgalanması yayıldı. Fakat sis sanki bütün ışığı yutuyordu ve Meng Hao net bir şekilde göremiyordu. Ama gözlerinde artan şiddette bir öldürme arzusu titreşti.   En sonunda gözlerini kapattı. Yavaş yavaş zihninde on dokuz tane görüntü belirdi. Hepsi de farklı yönlerdeydi ve gri, renksiz dünya tarafından kuşatılmışlardı.   Bunlar Hayat-Ölüm Nazarı ile kontrolünü aldığı varlıklardı. Hala etrafta olanlar zihin gözünde görünüyorlardı ve Meng Hao'nun göz gibilerdi.   Sisin içinde yavaşça uçmaya devam ederek en güçlü ölüm gölgelerinden kaçınarak çeşitli varlıklara doğru ilerledi. On nefeslik sürenin ardından tekrar bir hız patlamasıyla harekete geçti. Ardından gözlerini açtı ve gözleri öldürme arzusuyla dolup taştı. Hızla ilerlerken sağ yumruğunu sıktı. Vücudundan dünyevi vücut gücüyle birlikte Yücegök Tao Ölümsüzü gücü taştı ve bununla birlikte Tanrı-Katleden Yumruğu serbest bıraktı.   Bu yumruk saldırısı aniden tam Hong Chen'in karşısında belirdi!   Hong Chen kendisine saldıran ölüm gölgelerine karşı koymak için bir çeşit savunma büyüsü yapmakla meşguldü. Onun bu yorgun hali karşısında Meng Hao aniden patlayıcı bir saldırı yaparak kadının yüzünde şaşkın bir ifadenin belirmesine neden oldu. Kadın daha ne olduğunu anlayamadan Tanrı-Katleden Yumruk üzerine gelmişti.   Bir gürültüyle beraber yumruk göğsüne indi ve ağzından kanlar saçıldı. Geriye düşerken gözleri kocaman açıldı ve bağırdı, "Meng Hao!"   Kadın Meng Hao'nun sürpriz saldırısıyla düşerken büyülü eşyalar çıkarttı ve karşı koymak için kutsal büyüler hazırladı. Fakat o anda yanındaki sislerin arasında beliren azur bir anka ona ölümcül pençeleriyle saldırdı.   Gümbürtü koptu ve Xuan Daozi bile şaşkına döndü. Xuan Daozi arkasını döndü ve tam yardıma gelmeye hazırlanırken aniden ondan fazla ölüm gölgesi onu engellemek için üzerine atıldı.   "Kaybolun!" Xuan Daozi kükredi.   Eş zamanlı olarak bir kez daha Hong Chen'in tiz çığlığı yükseldi. "Kurtar beni!" Kadın dehşet içindeydi ve etrafında neler olup bittiğini bile göremiyordu. Kanlı ve paramparça olmuş göğsüyle geriye çekildi ve kafasında patlayan üç noktadan kırmızımsı beyaz sıvı dışarı aktı.   Meng Hao da iyi durumda değildi. Vücudundan yaralardan kanlar akıyordu. Ne de olsa önceki yaraları daha tam iyileşmemişti ve yaşlı kadını öldürmeye çalışırken yaraları daha da kötüleşiyordu. Fakat gözlerindeki öldürme arzusu azalmak bir kenara daha da odaklanmıştı.   Aniden inanılmaz bir hızla ilerleyerek girdap gibi dönen Kutsal Alevin Özü'nü geri çekilmekte olan Hong Chen'e doğru gönderdi.   Kadın dişlerini sıkarak bir büyü hareketiyle patlayıcı bir Öz gücünü dört bir yana savurdu. Ama Meng Hao çoktan farklı bir pozisyona geçmiş ve kadının üzerine Paragon Köprüsü'nü kullanmıştı. Kadın çığlık attı, kaçmaya devam ederken vücudunun çeşitli yerleri çatırdama belirtileri gösteriyordu. O sırada Xuan Daozi kendisini engelleyen ölüm gölgelerini temizlemeyi bitirmişti ve onlara doğru geliyordu.   Meng Hao'nun gözleri titreşti, sol elini uzattı ve dördüncü Nirvana Meyvesini alnına bastırdı. Aniden hızında çarpıcı bir artış belirdi. Hong Chen'e doğru fırladı ve bir kavrama hareketi yaparak bakır aynayı çağırdı. Durmaksızın iç geçiren papağan da dışarı çıktı. Hiç beklemeden Meng Hao'ya itaat etti ve Savaş Silahı'na dönüştü.   Bu Meng Hao'nun enerjisinin tırmanmasını sağladı; Savaş Silahı'nı kaldırarak Hong Chen'e doğru savurdu. Xuan Daozi zamana karşı yarışıyordu ama görünüşe göre zamanı dolmuştu ve bu olup bitenler karşısında sadece kükremekle yetindi.   Hong Chen de kükreyerek kendini savunmak için elinden geleni ortaya döktü. Fakat zaten Gökleri Mühürleme Büyüsü'nden hasar almıştı ve gelişim merkezi düşmüştü. Meng Hao'nun önceki saldırısı yüzünden artık uçuşunun sonuna gelmiş bir ok gibiydi. Meng Hao onun karşı koymak için ortaya çıkarttığı büyülü eşyaları yada kutsal becerileri görmezden gelebilirdi. Dünyevi vücudundan bütün gücü çekerek Savaş Silahı'na yönlendirdi ve parlak bir ışık eşliğinde saldırısını yaptı....   Hong Chen'in kafasının omuzlarından ayrılması ve vücudunun yerle bir olmasıyla çığlıklar dindi. Gelişen Mabudu tam kaçmaya hazırlanırken Savaş Silahı ona vurdu. Bir kez daha bir Tao Alemi gelişimcisi Meng Hao'nun ellerinde can vermişti!   Meng Hao'nun ağzından kan geldi ve yüzünün rengi soldu. Biraz önce kullanılan büyülü eşyalar ve kutsal beceriler yaralarını daha da zorlamıştı. Kan çanağına dönen gözlerle uzaklara doğru yol aldı.   "Meng Hao!!" Xuan Daozi kükredi. Ses tüm dünyayı dolduran sisin içinde yankılandı. Biraz uzakta Meng Klanı üyeleri ağır zayiat içindelerdi. Meng Chen kanlar içindeydi ve kaçıyordu.   Han Qinglei de sisin içinde her zamanki temkinli haliyle ilerliyordu. Onun takipçilerinden bazıları çoktan ölmüştü ve kendisi 33 Cehenneme karşı bir korkuyla dolmuştu.   Fakat orada bulunan sadece onlar değildi; başkaları da vardı. Dahası, bu daha 33 Cehennemin ilk açılış aşamasıydı, bu yüzden daha bütün parlak yarıklar açılmamış sadece 3-5 arası sayıda açık yarık vardı. Bu yüzden dışarıdaki Göktanrı Birliği gelişimcilerinden bazıları tehlikeye karşı cesur bir şekilde içeri girmişti ama sayıları azdı.   Bunlardan yüzde yirmi yada otuzu Meng Hao'nun girdiği yarığa girmişti.   İçeri girmeyi göze alanlar tabii ki gelişim merkezi anlamında zayıf kişiler değildi. En az geç Antik Alem seviyesindelerdi. Hatta içeriye ölmekten kendilerini kurtaracak efsanevi eşyalar bulmayı amaçlayarak giren yarı-Taı Alemi gelişimcileri de vardı.   Ayrıca çeşitli yarıklara giren birkaç Tao Alemi uzmanı da mevcuttu.   Bu nedenle Xuan Daozi'nin kükremesi yankılandığında sisin içindeki diğer gelişimciler onun sesini duydular ve kalpleri güm güm atmaya başladı.   Meng Hao bir ağız dolusu kan tükürdü ama bütün hızıyla yoluna devam etti. Savaş Silahı'nı ve Nirvana Meyvesini depolama çantasına attı. Gözleri tamamen kan çanağına dönmüştü ama qi ve kanı aslında zengindi.   Tüm zaman boyunca onu takip eden gölge onu izliyordu ve açgözlülüğü giderek azıyordu.   Meng Hao elinden gelen en yüksek hızla uçarken aniden bir ölüm gölgesine rastladı.   "Kan Şeytanı Yüce Büyüsü'nü kullanmayalı çok uzun zaman olmuştu," diye mırıldandı.   İlerdeki gölge bir gelişimciydi ve arkasını dönerek Meng Hao'ya baktıktan sonra kükreyerek ona doğru saldırdı.   Meng Hao onun üzerinde Hayat-Ölüm Nazarı uygulamadı. Bunun yerine ileri fırladı ve elini savurdu. Avucu hemen kan kırmızısına dönerek gölgenin üzerine indi ve onun ürpermesine, ardından kurumaya başlamasına neden oldu. Göz açıp kapayıncaya kadar tamamen küle dönüşmüştü.   Onun gri aurası Meng Hao'ya doğru aktı ve onunla kaynaşınca vücudunun daha da kurumasına neden oldu. Görünüşe göre yaralarına herhangi bir faydası olmamıştı.   Meng Hao elini sallayarak yoluna devam etti. Çok geçmeden gözleri titreşti ve ileride gördüğü bir Antik Alem gelişimcisine doğru yıldırım gibi fırladı.   Bu gelişimci Meng Hao'yu öldürmek için yola çıkan gruptan biriydi. İşler sarpa sarınca kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırarak kaçmaya başlamıştı ama şuan görünüşe göre geri dönmüştü. Etrafına temkinli gözlerle bakıyordu, bu yüzden Meng Hao ona yaklaştığı anda yüzü titreşti. Daha bir şey yapamadan Meng Hao'nun kızıl eli uzandı ve adamın kafasının üstüne yapıştı.   Adam daha çığlık bile atamadan Meng Hao elini adamın ağzına kenetledi. Gelişimci kururken titredi; hayat kuvveti, et ve kanı, gelişim merkezi ve ruhu, hepsi anında özümsendi.   Meng Hao'nun yüzünün rengi biraz gelmişti. Kısa süre sonra elinde tamamen kurumuş bir ceset kaldı. Onu attığında ceset anında küle dönüştü. Meng Hao dudaklarını yaladı; kıpkırmızı gözlerle yoluna devam etti.

29 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1233