Series Banner
Novel

Bölüm 1224

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1224: Bir Şeyler Bir Şeyler Gökleri Mühürleme Büyüsü

Bölüm 1224: Bir Şeyler Bir Şeyler Gökleri Mühürleme Büyüsü

Bu şiddetli açmazın ortasında Taoist keşiş kafasını geriye attı ve elbise kolunu gururla sıyırdı.   "Erdemli Soylu Tarikat öğrenciler, emirlerimi dinleyin!" dedi yüksek bir sesle. "Kıdemli Amcanıza tarikata kadar eşlik edin!"   Erdemli Soylu Tarikat öğrencileri baştan aşağı sarsıntı içindeydi. Gökyüzünde onlara karşı dizilmiş duran kuvvetlere baktılar, ardından Meng Hao ve Taoist keşişe baktılar, yüzlerinde acı gülümsemeler belirdi. Bir anlık tereddütten sonra iç geçirdiler, ellerini Meng Hao'ya doğru kenetlediler ve ardından ayrılmaya hazırlandılar.   Orada bulunan diğer gelişimciler ve yıldızlı gökyüzündeki kuvvetler Meng Hao ve Erdemli Soylu Tarikatının gidişini izlediler. Kendiyle son derece gurur duyan Taoist keşiş hemen Meng Hao'ya yetişti ve içten kahkahalarla onun yanında yürümeye başladı.   "Erdemli Haocuk. Pekala, ne düşünüyorsun? Başka bir Taoist ismi bulmalı mıyız?"   Meng Hao tereddüt içinde ilk önce keşişe baktı ve ardından oradaki Erdemli Soylu Tarikatı öğrencilerine döndü. En sonunda iç geçirdi.   "Uh... değiştirmemize gerek yok."   "İyi o halde, anlaştık!" Taoist keşiş omzuna vurdu.   "Kıdemli...." Meng Hao sözlerine devam edemeden önce Taoist keşiş ona kızgın gözlerle baktı. Meng Hao buruk bir gülümseme gösterdi.   "Ee... U-usta.... Um, Göktanrı Birliği kelleme ödül koymuş. Eğer sizinle Erdemli Soylu Tarikatına gidersem korkarım ki bu büyük bir ihtilafa neden olacak...." Meng Hao aslında biraz çekimser hissediyordu. Normalde basitçe Erdemli Soylu Tarikatının gücünü manipüle etmeyi planlamıştı. Fakat Taoist keşişin ona adeta kol kanat germesi Meng Hao'yu etkilemişti ve şuan tüm tarikatı kendi probleminin içine çekmekten endişe hissediyordu.   "Saçmalık!" dedi Taoist keşiş tamamen telaşsız bir halde. "Erdemli Soylu Tarikat Luo Nehri gezegeninin bir numaralı tarikatıdır ve Göktanrı Birliği'nde çok ünlüdür. Neden korkalım ki? Biz çocuk muyuz? Tek yaptığın Kararuh Toplumu'nun kökünü kazımaktı, değil mi? Pekala, ben de keyfim yerinde olduğu bir gün gidip bir tarikatın kökünü kazıyacağım. Göktanrı Birliği'nin benim kelleme de ödül koymasına imkan yok!"   Meng Hao ne diyeceğini bilemedi. Aslında Taoist keşişin söyledikleri mantıklı olsa da eğer Meng Hao gerçekten bir Erdemli Soylu Tarikatı öğrencisi olursa aynı zamanda teknik olarak Göktanrı Birliği'nin de bir parçası olmuş olacaktı. Bu durumda tüm bu olup bitenler Göktanrı Birliği'nin iç meselesi haline gelecekti.   Eğer öyle olursa durumu çözüme kavuşturmak için daha fazla seçenek ortaya çıkacaktı. Fakat... Meng Hao işlerin Taoist keşişin düşündüğü gibi pürüzsüz gideceği konusunda emin değildi.   En önemli konu Meng Hao'nun Sekizinci Dağ ve Denizde bir yabancı gelişimci statüsüne sahip olmasıydı!   Zaman geçti. Taoist keşişin önderliğinde grup üç tane devasa dağdan oluşan büyük bir manastıra geldiler. Her bir dağın zirvesinde etrafı pagoda ve binalarla çevrili olan birer heykel vardı. Bu üç dağın merkezinde ise genişleyen bir Taoist ayin tapınağı mevcuttu.   Havaya tütsü dumanı yükseliyordu ve çan sesleri duyuluyordu. Turnalar gökyüzünde süzülüyor ve sayısız Ölümsüz yaratık ortalıkta geziniyordu, belli ki yerli gelişimcilerle barış içindelerdi.   Burası Erdemli Soylu Tarikatı idi. Meng Hao etrafa baktığında tarikatı dolduran Gök ve Yerin güçlü aurasını görebiliyordu. Bu auranın içinde tüm Erdemli Soylu Tarikatının antik ve onurlu hissedilmesine neden olan bir dürüstlük hissi mevcuttu!   Bu daha ilk görüşte görebildiği bir şeydi. Gözlerini kısıp daha dikkatli baktığında hissettiği şey karşısında şok oldu... Dağ ve Deniz Aleminin qi akışı!   Şaşırtıcı şekilde Erdemli Soylu Tarikat bir parça Dağ ve Deniz Alemi qi akışına sahipti. Akış çok fazla olmasa da buranın Dağ ve Deniz Alemi tarafından sevildiğine işaret ediyordu!   Ana kapının üzerinde cüretkar ve güçlü dört tane karakter vardı. Onların kaç yıldır orada bulunduklarını tahmin etmek imkansızdı ama onlara bakınca garip bir his seni sarıyordu, sanki bu karakterler sonsuzdu ve asla yok olmayacaklardı.   Bu dört karakterin okunuşu... Göklerin Temsili; Tao'nun Tayini!   "Dağlar ve Denizlerin qi akışı...." Manastıra girerken Meng Hao mırıldandı. "Erdemli, onurlu bir aura.... Tao'yu tayin ederken Gökleri temsil et."   Erdemli Soylu Tarikatı öğrencileri tarikata girdikleri anda yukarıda sayısız ışık ışını belirdi. Bunlar Meng Hao'yu öldürmeye gelen gelişimcilerdi ve şuan Erdemli Soylu Tarikatının etrafını sarmışlardı.   Hatta on Tao Alemi uzmanı da gelmişti ve tarikattan eşit mesafe uzaklıkta farklı farklı konumlara yerleşmişlerdi. Gelişim merkezlerinden yayılan güçlü dalgalanmalar son derece tehditkar ve eziciydi.   Gümbürtü sesleriyle birlikte Erdemli Soylu Tarikatının içindeki erdeml, soylu aura çalkalanarak tüm tarikatı kapladı. Tarikatın yüce koruyucu büyü formasyonu etkinleşmişti ve tüm tarikatın aniden dışarıdakilerin gözünde bulanıklaşmasına neden oldu. Çoğu kişinin tek görebildiği şey dağların zirvelerindeki üç devasa heykeldi.   Bu heykellerden birisi bir kılıç tutuyordu, bir diğerinde bir tomar vardı ve sonuncusu ise bir bilgin cübbesi giymişti ve elleri arkasında bağlı bir pozisyonda gökyüzüne bakıyordu.   Dışarıdaki Tao Alemi uzmanları bu üç heykeli gördüklerinde gözleri genişledi ve söylendiler, "Üç Erdemli Soylu Azizleri...."   Meng Hao tarikata adım attığı anda aniden güçlü bir ses yankılandı.   "Meng Hao'yu bana getir, hemen!" Diğer öğrenciler bu sesi duyduklarında hemen saygılı bir şekilde başlarını eğdiler. Ama Taoist keşişin gözleri kızgınlıkla parladı ve üç dağ heykelinden en görkemli olanına doğru uzun adımlarla yürüdü.   Meng Hao da peşinden gitti. İkili hızla gökyüzüne doğru bakan bilgin cübbeli heykelin bulunduğu dağa doğru ilerlediler. Heykelin dibinde bir tapınak vardı ve dışında bacaklarını çaprazlamış halde oturan iki tane genç oğlan görünüyordu. Oğlanlar Taoist keşişi gördüklerinde hemen ayağa kalktılar ve saygıyla ellerini kenetlediler.   Taoist keşişi hiçbir şey söylemeden onları geçerek tapınağa girdi. Meng Hao tam onun peşinden gidecekken keşişi döndü ve ona seslendi, "Ustan yalnız girecek. Benim sözlerim hala Erdemli Soylu Tarikatı için bir anlam ifade ediyor mu diye bir bakacağım!"   Meng Hao olduğu yerde kaldı. Önünde duran tapınağa baktığında içinde bir çeşit korkunç varlığın olduğunu anladı ve yayılan dalgalanmalar ona muazzam bir baskı yarattı.   "Üç Öz'e sahip olarak Tao Lordu olabilirsin. Dört, beş ve altı Öz ile Tao Hükümdarı.... Tapınağın içindeki kişi bir Tao Hükümdarı!" Meng Hao'nun göz bebekleri büzüldü. 3 Özlü Tao Lordu ile karşılaşmış, savaşta hayatını riske atmış ve yine de ucu ucuna yetebilmişti. Eğer bir Tao Hükümdarı ile karşılaşırsa, sadece dört Özlü bile olsa kesinlikle kaybederdi!   Tao Aleminde her Öz devasa bir fark yaratıyordu. Bir Tao Lordu ile Tao Hükümdarı arasındaki fark Gök ve Yer arasındaki fark gibiydi. Bu nedenle Tao Lordu'ndan Tao Hükümdarına geçmek son derece zor bir işti.   Dahası, Dağ ve Deniz Aleminde Tao Hükümdarları yaygın figürler değildi. Böyle kişiler... gerçekte Dağ ve Deniz Lordu pozisyonu için yarışabilecek kişilerdi!   Meng Hao derin bir nefes aldı ve sessizce beklemeye başladı. Muhafız rolündeki iki oğlan onu merakla incelediler. Son günlerde dağdan hiç ayrılmamışlardı, bu yüzden Meng Hao'nun kim olduğundan yada ne yaptığından haberdar değillerdi.   Zaman geçti ve tapınağın içinden hiçbir şey duyulmadı. Bir süre sonra iki oğlan Meng Hao'ya soru sormaktan kendilerini alamadılar. Birisinin yüzünde acıması ifadesi varken diğeri meraklı bir ifadeyle sordu, "Patrik Soylu Ran'ın yeni çırağı mısın?"   Meng Hao başıyla onayladığında iki oğlan birbirlerine baktılar ve ardından Meng Hao'ya döndüler. Bu sefer ikisinin de yüzünde acıma ifadesi vardı. Ardından konuşmaya başladılar:   "Antik kayıtları okurken... 1,700 yıl önce Patrik Soylu Ran'ın bir çırak kabul ettiğini ve o kişinin iki ay sonra öldüğünü gördüm!"   "1,500 yıl önce başka bir çırak daha kabul etmiş ve o da iki ay sonra ölmüş...."   "1,300 yıl önce üçüncü çırağını almış ve o da aynı kaderi paylaşmış."   "Bugüne kadar Patrik Soylu Ran'ın sekiz çırağı olmuş ve hiçbirisi üçüncü ayını görememiş. Hepsi de ölmüş ve dahası hepsi de... son derece garip bir şekilde ölmüş."   "Garip derken?" Meng Hao biraz ürkerek sordu.   "Birisine yıldırım çarpmış. İlk yıldırımda ölmese de düzinelercesi gelince dayanamamış. O öldükten sonra gökyüzü hemen berraklaşmış...."   "Bir diğeri ise gelişim yaparken aniden patlayarak ölmüş.... Oh, ve bir başkası alev alarak kavrulmuş. Birisi de iki ay boyunca talihsizlik yaşayarak en sonunda aniden gökyüzünden bir meteor düşmüş ve onu ezerek öldürmüş. Yani, buradaki asıl nokta hepsinin farklı şekillerde ölmesi."   Meng Hao'nun gözleri kocaman açıldı; adeta duyduklarına inanamıyordu.   Tam başka sorular sormaya hazırlanırken şimdiye kadar sessiz olan tapınaktan şiddetli dalgalanmalar yayılmaya başladı, sanki içeride bir çeşit çekişme var gibiydi. Bir tütsülük sürenin ardından Taoist keşiş öfkeyle dışarı çıktı. Birkaç adım attıktan sonra döndü ve tapınağa baktı.   "Bir Tao Hükümdarı olabilirsin, Erdemli Soylu Tarikatının İlk Patriği olabilirsin ama dünya görüşün Sekizinci Dağ ve Deniz'in ötesine asla geçmeyecek!   "Sahip olduğun gelişim merkeziyle bu çırağımın sahip olduğu erdemli, soylu aurayı göremediğine inanmıyorum!"   Tapınak tamamen sessizdi. Hiçbir cevap gelmedi. Taoist keşiş ayağını yere vurdu ve ardından sinirli sinirli yürümeye başladı. Meng Hao'yu geçerken gözleriyle Meng Hao'ya işaret yaptı ve bununla birlikte Meng Hao ciddiyete bürünerek onu takip etti.   Merkez dağdan ayrıldılar ve son taraftaki kılıçlı heykelin bulunduğu dağa yöneldiler. Heykelin dibinde başka bir tapınak vardı. Tapınağa girdikten sonra Taoist keşiş omzunun üstünden arkasında bıraktığı merkez dağın zirvesine doğru baktı.   "Usta, sanırım benim ayrılmam gerekiyor," dedi Meng Hao yavaşça. Biraz önce o iki oğlanın söyledikleri sözleri düşünmeden duramıyordu.   "Ayrılmak mı? Nereye ayrılacaksın?" Taoist keşiş alaycı bir sesle sordu. "Göktanrı Birliği devasa bir yer ve ışınlanma portalları hala mühürlü. Eğer dışarı adım atarsan yüz binlerce gelişimci seni öldürmeye ve belki daha fazlasını yapmaya çalışacak. Kararuh Toplumu'nu imha etmiş olabilirsin ama tüm Göktanrı Birliği'ne de aynısını yapabilir misin? Söyle bana yapabilir misin!?"   "Şuan için hayır," diye karşılık verdi Meng Hao sakince.   "Yapabilseydin bile ben sana izin vermezdim. Eğer böyle şeyler yapabilecek türde bir insan olsan seni öğrencim olarak aldığım için nasıl insanların yüzüne bakardım? Üstelik, doğal olarak seni bu önemsiz Göktanrı Birliği'nin dışına ışınlayacak bir yola sahibim!   "Sana iki ay süre vereceğim, bu sırada sadece burada bekleyecek ve tarikatın etrafına olabildiğince fazla gelişimci çekmeye çalışacaksın. Zamanı geldiğinde seni dışarı ışınlayacağım ve daha güvende olacaksın." Taoist keşiş derin bir iç geçirdi. Tabii ki Meng Hao'nun iki aylık zaman periyodunu duyunca ne kadar ürktüğünü fark etmemişti.   "Tam benim öğrencim olduğun sırada böyle bir olayın yaşanması çok kötü oldu." Aniden Taoist keşiş sanki delirmiş gibi göründü. Tarikatın etrafını kuşatan insanlara doğru el kol hareketleri yaptı, uzun uzun küfürler savurdu ve sonra ayağını sertçe yere vurdu.   "Lanet olsun. Şimdiye kadar sekiz tane çırağım oldu ve sonunda hepsi de öldü. Şimdi bu dokuzuncu, ne olursa olsun bunun da ölmesine izin vermeyeceğim.   "Erdemli Haocuk, sana Erdemli Soylu Tarikatının en güçlü, en gizemli en yenilmez Taoist büyüsünden bahsetmemin zamanı geldi. Kalbimdeki Tao Gözlerimdeki İrade Dağlar ve Denizlere Sahip Olacağım Gökleri Mühürleme Büyüsü!" Taoist keşişin gözleri kan çanağına dönmüştü ve son kelimeleri söylerken, Gökleri Mühürleme Büyüsü, her bir kelimenin üstüne vura vura telaffuz etti ve son derece çarpıcı bir şekilde konuştu.   "Eğer bu sanatta uzmanlaşırsan," diye devam etti ciddiyetle, "gelecekte kesinlikle Dağ ve Deniz Alemindeki yenilmez olacaksın!"   "Um... Usta,” dedi Meng Hao tereddütle, "geçmişteki sekiz öğrencin de bu... bir şeyler bir şeyler Gökleri Mühürleme Büyüsüne çalıştılar mı?"   "Onun adı bir şeyler bir şeyler Gökleri Mühürleme Büyüsü değil! Kalbimdeki Tao Gözlerimdeki İrade Dağlar ve Denizlere Sahip Olacağım Gökleri Mühürleme Büyüsü! Zavallı Kıdemli Kardeşlerine gelirsek, tabii ki çalıştılar. Her biri ona çalıştı. Ne yazık ki... hiçbiri çalışmasını tamamlayamadı." Taoist keşiş üzgündü, son derece üzgündü ve bu üzüntüde herhangi bir numara yoktu.

33 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1224