I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1145: İsyan Tao'sunun Hain Sutrası
Bölüm 1145: İsyan Tao'sunun Hain Sutrası
Meng Hao bu sözlerini söylerken o sırada vücudunun kurumasıyla suratı vahşilikle burkulan Tao-Gök'e doğru fırladı. O, Meng Hao'dan sonra en güçlü kişiydi ama yine de kafasını bile kaldırmak için büyük bir çaba sarfediyordu. Kafasını kaldırdığında gözlerinde karmaşık bir ifadeyle Meng Hao'ya baktı. Onun bakışları altında Meng Hao yaklaşarak onu tutan zinciri kavradı ve şiddetle sallayarak muazzam bir titremenin zincir boyunca yayılmasını sağladı. Zincir patlamanın eşiğine gelmiş gibiydi. "Tao-Gök, bana yardım et biraz!" Meng Hao kaşlarını çatarak homurdandı. "Neden kurtarıyorsun beni?" Tao-Gök tamamen sarsılmış hissederek sordu ve en başta iş birliği yapma konusunda kendini tuttu. Hızla kuruyordu ve Tao'ları emilmişti ama yine de gururu ve onuru bunlardan daha önemliydi. Meng Hao ona sakince baktı ve söylendi, "Günün birinde her şeyin zirvesine ulaştığım zaman geriye baktığımda kendimi yalnız bulmak istemiyorum. En önemlisi ise hepimiz... Dağ ve Deniz Alemi'ndeniz!" Onun bu sözleri Tao-Gök'ün titremesine ve şaşkınca bakakalmasına neden oldu. Ardından bir an gözlerini kapattıktan sonra gelişim merkezi güç ile patladı. O ve Meng Hao birlikte çalışarak zinciri tamamen parçaladılar. Tao-Gök kurtulduktan sonra ağzından kan geldi ve Meng Hao'ya doğru daha da karmaşa dolu bir ifadeyle baktı. Meng Hao'nun kararı karşısında tam anlamıyla afallamıştı. Meng Hao'nun kendisini böyle nedenlerden ötürü kurtaracağını hiç düşünmemişti. "Gerçekten de tüm dövüş ve rakabete rağmen en nihayetinde... aynı takımda mıyız?" diye mırıldandı. En sonunda kafasını geriye atarak kahkaha koparttı. Ardından Meng Hao'ya yine aynı karmaşık ifadeli gözlerle baktı. Fakat bu sefer gözlerinin derinliklerinde daha önce hiç bulunmaya bir şey vardı.... Takdir! Tao-Gök hayatı boyunca hiç kimseyi takdir etmemişti, Paragon Deniz Rüyası'nı bile. Ona göre Deniz Rüyası sadece kendisinden çok daha güçlü olan bir uzmandı. Eğer takdir ettiğini düşünebileceği birisi varsa ol da Paragon Tablosu'nun içindeki heykel olabilirdi. Ama şimdi kalbinde gerçek anlamda takdir ettiği birisi vardı. İster istemez Meng Hao'nun yerinde kendisi olsa herkesi kurtarma kararını verip veremeyeceğini düşündü. En sonunda ise cevaptan emin olamadı. Aniden bir blantıya dönüşerek Meng Hao ve Yuwen Jian ile birlikte hemen diğerlerini kurtarmaya girişti. Lin Cong Tao-Gök'ten bile daha karmaşık duygular içindeydi. Meng Hao'nun kendisini bağlayan zinciri parçalamak için geldiğini görünce aralarında daha önce olup bitenleri düşündü ve ister istemez biraz suçluluk duydu. Gerçekte en başında aralarında asla bir düşmanlık olmamıştı. "Teşekkürler," dedi sertçe. Hayatı boyunca teşekkür ettiği çok az sayıda insan olmuştu. Han Qinglei de aynı durumdaydı. "Ona bir hayat borçluyum!" diye mırıldandı içten içe zincirin parçalanışını izlerken. Hiçbir şey söylemedi ama içten içe insanları öldürmenin kolay ama kurtarmanın zor olduğunu fark etmişti! Bu zorluk kalpteydi, kişinin erdemlilik kapasitesinin içindeydi. Bu kişinin zihinsel haliyle alakalıydı! Temele inince onunla Meng Hao arasında geri dönülmez ayrılıklar yoktu. Aralarında var olan şey sadece rekabetti. Fakat bu rekabete herhangi sınırlamalar konulmadığı için ölümcül bir seviyeye yükselmişti. Meng Hao herkesi kurtarırken şaşırtıcı şekilde İmparator müdahale edecek bir şey yapmadı. Zong Wuya da sessizce oturmaya devam etti. Meng Hao herkesi zincirlerden kurtardığı sırada Rüzgarlı Alem toprakları devasa ağın sadece 300 metre uzağındaydı! Hatta... uzanıp ona dokunmak mümkünmüş gibi görünecek kadar yakındı! Dahası... Meng Hao kara deliğe baktığında arkasında üç başlı ve altı kollu bulanık bir figür görebiliyordu. Gözleri onun üzerine geldiği anda kalbi titredi. "Oğlumu öldüren sendin!" diye bir ses gürledi. Devasa ağın arkasındaki altı kollu üç başlı varlık gözlerini Meng Hao'nun üzerine dikmişti. Meng Hao hiçbir şey söylemeden gözleri soğukça ışıldadı. Tao-Gök ve diğerleri onun arkasına dizilmişti. Kabul etmek isteseler de istemeseler de şuan Meng Hao onların lideri gibiydi. Aynı sırada tek Dünya Özü ışığı tarafından şekillenen kara delik giderek büyüyordu. Fakat tüm Rüzgarlı Alem'i yutabilecek kadar büyük değildi. İmparator kahkaha attı, delilik ve kararlılıkla dolu tiz bir kahkaha. Aynı zamanda saplantısı daha da derinleşti. "Benim hayat görevim Rüzgarlı Alem'i Dağ ve Deniz Alemi'nden kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmaktı. Rüzgarlı Alem'de gelecek bütün nesillere özgürlüğünü vereceğim.... "Bu amaç için her şeyi kurban ettim ve bu yüzden hala her şeyden vazgeçebilirim. Bu benim görevim, benim hayalim.... "33 Gök'ün İblisleri ve Ölümsüzleri, bana güvenmemeyi seçebilirsiniz ve Rüzgarlı Alem'de yaşayanların ruh ve kanlarına güvenmeyebilirsiniz. Ölümsüzlere güvenmeyebilirsiniz ve hiç kimseye güvenmeyebilirsiniz. Ama sizlerin güvenmesi gereken tek bir şey var!" İmparator'un sözleri acı kahkahalarla karışıktı. Aniden dilini ısırarak patladı ve tüm vücudunu yok eden zincirleme bir tepkime başlattı. Geriye kalan tek şey onun ruhuydu ve konuşmaya başladı: "Yüce fedakarlık.... "Ruh yemini.... "Ruhumla bundan sonra Ölümsüz Dünyası'na karşı isyankarım! "Kanımla bundan sonra Ölümsüz Dünyası'nda ayrılıyorum! "İrademle bundan sonra Ölümsüz Dünyası'na karşı geleceğim! "Bundan sonra Rüzgarlı Alem'in rüzgarı, karı, gökyüzü, toprağı, dağları, nehirleri, bitkileri ve diğer yaşayan her şeyi... Ölümsüz Dünyası'ndan ayrılıyor!" İmparator konuşurken Rüzgarlı Alem titremeye başladı. Nehirler karardı, dağlar karardı ve topraklar karardı. Rüzgar uğuldadı, kar gürledi, yer sallandı, dağlar kükredi, canlılar ve hatta bitkiler gürültüyle bağırdı! Rüzgarlı Alem'in Dokuz Ulus'unda bulunan bütün gelişimciler dizlerinin üstüne çöktüler, ardından kafalarını kaldırdı ve İmparator'un biraz önceki sözlerini tekrar okudular. "Bundan sonra biz... Ölümsüz Dünyası'ndan ayrıyız!" Rüzgar karardı, kar karardı, yer karardı, bitkiler kurudu ve aynı zamanda bütün gelişimcilerin alınlarında siyah bir iz ortaya çıktı. Bu... hainlik isyanının işaretiydi! Bütün canlılar, ölümlüler bile ruhlarının arzularını söylemeye başladılar. Dizlerinin üstüne çökerken kanlarıyla güçlendirilmiş sesleri çınladı: "Bundan sonra biz... Ölümsüz Dünyası'ndan ayrıyız! Bütün canlıların alınlarında siyah işaretler belirdi. Şehirler ve Alem'in içindeki diğer nesneler de karardı. Her şey... simsiyah oldu! Siyah gökyüzü, siyah topraklar, siyah rüzgar, siyah kar, siyah üzerine siyah.... Rüzgarlı Alem şuan temelinden tamamen değişmişti. Derinliklerinde hain isyankar olmuşlardı ve hemen Rüzgarlı Alem'in 3,000 yüce Tao'su da etkilendi. Bu Tao'lar, doğal kanunlar ve Özlerin hepsi hain ve isyankar oldular! Rüzgarlı Alem'in bütün iradesi hain ve isyancıydı! En son etkilenen şey ise aniden simsiyaha dönen tek Dünya Özü ışığıydı! Siyah ışık sütunu ortaya çıktığı anda Meng Hao, Tao-Gök ve diğer Dağ ve Deniz Alemi gelişimcilerinin kalpleri hayretle dalgalandı. Etraflarına baktıklarında simsiyah bir karanlıkla dolu dünyaydı! Yavaş yavaş Rüzgarlı Alem'in derinliklerinden kadim bir ses yankılanmaya başladı. Bu ses sanki rüzgardan, yıldırımdan, kardan, gökyüzünden, yerden, bitkilerden ve bütün canlılardan geliyordu. "İsyan Tao'sunun... Hainlik Sutrası...." Bu ses gerçekte tüm Rüzgarlı Alem'in iradesiydi! Bu ses çınladığı anda siyah ışık ışını devasa ağı delerek kara deliğin daha da genişlemesine neden oldu. O anda devasa ağın arkasındaki figürlerin bu olanlar karşısında yapabilecekleri bir şey kalmadı. İfadeleri titreşti ve gözlerinde fanatizmle dolu bir açgözlülük belirdi. "Bu...." "İsyan Tao'sunun Hanlik Sutrası! Bir Dünya Özü'nden şekillenen... o İsyan Tao'sunun Hainlik Sutrası!!" Sesler koro halinde çıkarken İmparator ruhuyla konuşmaya devam etti. Sesi zayıf olsa da saplantıyla çınlıyordu. "33 Gök, şimdi... bize güveniyor musun!?!?" Kara delikten gök gürültüsü gibi bir karşılık gelerek tüm Rüzgarlı Alem'de yankılandı. "Rüzgarlı Alem'e güveniyoruz! Rüzgarlı Alem'in tüm iradesi İsyanTao'sunun Hainlik Sutrası'nı yarattı. Şimdi... size güveniyoruz!!" Aynı sırada kara delik tekrar genişlemeye başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar tüm Rüzgarlı Alem'i yutmaya yetecek kadar büyüdü. Bu kara delik tek yönlü bir ışınlanma portalıydı ve Rüzgarlı Alem'in 33 Gök'e girmesini mümkün kılarken 33 Gök'teki figürlerin aynı şeyi yapmasını engelliyor ve onlara heyecanla Rüzgarlı Alem'in gelmesini beklemekten başka seçenek bırakmıyordu. Kara deliğin içindeki ses konuşmaya devam etti ve umut ve tarifsiz bir heyecanla titredi. "Rüzgarlı Alem, gel... getir... İsyan Tao'sunun Hainlik Sutrası'nı ve onu bize sun! "Rüzgarlı Alem'i 34. Gök yapmak için söz veriyoruz ve birlikte sonsuza kadar Ölümsüz Dünyası'nı baskı altında tutacağız. Birlikte gerçek Tao'nun kutsamalarının keyfini çıkartacağız!" Eş zamanlı olarak kara deliğe giderek yaklaşan Rüzgarlı Alem gürültüyle doldu! Meng Hao ürperdi ve ağır ağır nefeslenmeye başladı. Kara deliğe bakarken gözleri canlı bir ışıkla parladı. Tam olarak ne olduğundan emin değildi ama Rüzgarlı Alem'in topyekün isyanı değerli Dünya Özü'nün değişerek İsyan Tao'sunun Hainlik Sutrası'na dönüşmesine neden olmuştu. Bunun ardından... vücudundaki kan kaynamaya başlamıştı!! Aniden aklına Nirvana Meyvesi'ni özümsediğinde birinci nesil Fang Klanı Patriğinin dedikleri geldi. Fang Klanı soyuna dair bir gizemden bahsetmişti! İçinde bulunduğu kritik tehlike yüzünden bu konuyu daha fazla düşünecek durumda değildi. Fakat sadece kanının kaynadığını hissetmesi bile Meng Hao'nun Fang Klanı soyu ile ilgili bazı sırların olduğunu anımsamasına yetmişti. Ne olduğundan emin değildi ama şuan yaşadığı deneyim onu inanılmaz bir açlık hissiyle doldurmuştu! Bu açlık... İsyan Tao'sunun Hainlik Sutrası içindi! Sanki o Meng Hao için büyük bir öneme sahip gibiydi ve hatta bu tüm Fang Klanı için geçerliydi! Dahası, depolama çantasındaki üçüncü Nirvana Meyvesi şiddetle titriyordu ve aniden o Sutra'yı alabilirse... Nirvana Meyvesi'ni tamamen özümseyebileceğini hissetti!! O zaman Yücegök Ölümsüzü'nü aşacak ve bir Yücegök Tao Ölümsüzü olacaktı!! Dahası, Fang Klanı kanının derinliklerinde büyük kapıyı açacak anahtar gibi bir şey gömülüydü. O kapı açıldığında... Fang Klanı'nın geleceği görkem ve zaferle dolacaktı!
