I Shall Seal The Heavens - Bölüm: 1140 Beni Kim İstedi!?
Bölüm: 1140 Beni Kim İstedi!?
Meng Hao şuanki gelişim merkezini düşününce bu korkunç resmi geri çekilmeye zorlamak konusunda kendisinden tam emin değildi. Meng Hao hayatı boyunca gördüğü bütün büyülü teknikler arasında bu resim tomarının kesinlikle en korkuncu olduğunu düşünüyordu. Özellikle resmin içindeki cani auralı figür sanki Gök ve Yer'in içindeki bütün cani auraların kaynağı gibiydi. Meng Hao böyle bir aurayı biriktirmek için kaç kişinin katledildiğini yada bunun kaç yıl aldığını bilmiyordu. Dahası, daha bu gerçek figür değil sadece bir resimdi. Buna rağmen sanki sadece o cani aurayı sadece serbest bırakarak bile tüm Dağ ve Deniz Alemi'ni katletmekte zorlanmayacakmış gibiydi. Belki de bu kişiyle gerçek anlamda baş edebilecek kişiler sadece... bir Paragon gibi kudretli bireyler olabilirdi. Yani resimdeki siyah cübbeli adam da bir Paragondu! En azından Meng Hao'nun tahmini bu yöndeydi. Dahası, bu resmin içindeki kişi her kimse belli ki kızdırılmaması gereken güçlü bir bireydi. Meng Hao özellikle resimdeki adamın Paragon Köprüsü'nün eksik olduğuyla ilgili mırıldanmasını hatırlıyordu. Bu onun tüylerinin diken diken olmasına neden olmuştu. Meng Hao resmi ilk gördüğü andan beri ona karşı bir açgözlülük hissetmeye başlamıştı. Ama ne yazık ki... o basit bir büyülü eşya değildi. O bir Paragon büyüsünün tezahürüydü. Bu nedenle Meng Hao onu çalmak istese bile bunu yapması imkansız olacaktı. Tek yolu Tao-Gök'ün onu nasıl elde ettiğini anlaması, ardından benzer bir aydınlanma kazanarak bir şekilde kendi Paragon büyüsünü yaratmasıydı. Fakat bir Ruharayışı kullanımı olmadan bunu yapmak imkansız olacaktı. Tao-Gök eski en güçlü Kademe gelişimcisiydi ve onun üzerinde Ruharayışı uygulamak kolay olmayacaktı. Bu nedenle Meng Hao başka yöntemlere başvuracaktı. Yumruğu inerken Gök ve Yer gürledi ve şiddetli bir güç patladı. Bu, dünyevi vücudu ve Yücegök Ölümsüzü kuvvetiyle desteklenmiş bir güçtü. Tao-Gök'ün yüzü düştü ve güç üzerine doğru gelirken elinden hiçbir şey gelmedi. Ağzının kenarından kan geldi ve kontrolünü kaybederek savruldu. O geriye doğru savrulmaya başladığı anda Meng Hao işaret parmağını uzatarak Paragon Tablosu'na doğru Şeytan Mühürleme Nazarı'nı serbest bıraktı. Yedinci Nazar, Karmik Nazarlama! Şaşırtıcı şekilde bu Nazarlama büyüsünü nereden geldiğini görmek için resim tomarına bağlı olan Karma İpliklerine bakmak amacıyla kullanıyordu. Parmağı havada indiğinde gümbürtü sesi koptu. Resmin içindeki siyah cübbeli heykel aniden kafasını kaldırdı. Gözleri soğuktu ve Meng Hao'ya bakarken tamamen duygudan yoksundu. Bu bakış Meng Hao'nun zihninin dönmesine ve vücudunun titremesine neden oldu. Ağzının kenarından kan geldi ve geriye doğru gitmeye zorlandı. Aynı sırada Karmik Nazar resme ulaştı ve hemen sayısız Karma İpliği görünür hale geldi. Garip bir şekilde Karma İplikleri ortay çıktığı anda renkleri griye döndü. Herbiri istisnasız toza dönüştü. "İmkansız!" diye düşünen Meng Hao'nun gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bu durum, Paragon olarak tahmin ettiği bu kişiyle karşılaşan yada onu bilen herkesin çoktan öldüğünü gösteriyordu! Yada onu bilen yada tanıyan herkes onun ölmüş olduğunu düşünüyordu! Bu yüzden Karma İpliklerinin hepsi yok olmuştu! Dahası, bütün Karma İpliklerinin yok olduğu bir kişiyi canlı bulmak imkansız olacaktı. Eğer dünyadaki herkes ve özellikle o kişiyi tanıyan herkes onun öldüğüne inandıysa o zaman doğal kanunlar... onun gerçekten de öldüğü yönünde etkilenecekti. "Nasıl böyle biri var olabilir? Bu resim ölü birini tasvir ediyor olabilir mi!?!" Meng Hao'nun kalbi titriyordu ve bu durumu adeta kabullenemiyordu. Gözleri daha sonra kararlılıkla parladı ve dişlerini sıktı. En sonunda dilinin ucunu ısırdı ve çift elli bir büyü hareketi uyguladı. Şeytan Mühürleyiciler Birliği dalgalanmaları anında vücudundan fışkırdı. Önceden ilk Nirvana Meyvesi'ni özümsemek için kullandığı Paragon Dokuz Mühür'ün kan damlasını bir Yücegök Ölümsüzü gücüyle uyarmayı denedi. Bunun ardından Şeytan Mühürleyici aurasını kullanarak Gök ve Yer ile bağlanacak ve Dağ ve Deniz Alemi ile etkileşime geçebilecekti. Gümbürtülerle beraber uzak Dağ ve Deniz Alemi sallanmaya başladı. Dağlar ve Denizler titredi ve güneş ile ay parıldamaya başladı. Sanki içlerindeki değerli bir hazine şuan Meng Hao ile bir rezonans yaratıyordu. Şeytan Mühürleyici mirasının hissiyatı içinde dalgalanırken Meng Hao'nun titremesine neden oldu. Parmağını resimdeki heykele doğru uzatırken bütün Şeytan Mühürleyici Nazar büyüleri titreşmeye başladı. Şeytan Mühürleme, Yedinci Nazar! Ödeyeceği inanılmaz bedeli umursamayarak en güçlü Nazarlama büyüsünü serbest bırakmak için Dağ ve Deniz Alemi'nin yardımını gelecekteki statüsüne güvenerek çağırdı. O ortaya çıktığı anda Meng Hao'dan muazzam gümbürtüler yayıldı. Parmağı indi ve bir anda resimdeki adamın üzerinde tekrar Karm iplikleri belirdi. Bu sefer Karma İplikleri son derece sönüktü ve anında yerle bir olarak hiçliğe karıştılar. Tıpkı öncekinde olduğu gibi Meng Hao'nun zihni allak bullak oldu. Fakat bir an sonra gözleri kocaman açıldı. Gördüğü şey yok olan Karma İpliklerinin dağılmamış olduğuydu. Bunun yerine adamın arkasında toplanmışlardı. Şaşırtıcı şekilde... bir kişinin dış hatlarını şekillendirmişlerdi. O kişi birkaç kez titreşti ve ardından bir görüntü halini aldı. Bu yüzü ters tarafa dönük olan bir adamın görüntüsüydü. Uzun beyaz saçları dalgalanıyordu. Dahası adamın etrafı... Karma İplikleriyle sarılıydı! Bu Karma İplikleri garip ve Meng Hao'nun kelimelerle tarif edemeyeceği bir şekilde hayal ötesiydi. Adeta sonsuz sayıda iplik vardı. Meng Hao'yu tamamen hayrete düşürmeye yetecek kadar. Daha önce böyle şok edici Karma İpliklerine sahip başka birini görmemişti. Karma İplikleri yayılırken çoğu uzay boşluğunda kayboldu. Sadece birkaç tanesi Dağ ve Deniz Alemi'ne doğru uzanıyordu! "Kim bu adam!?" diye düşündü Meng Hao, nefesi hızlanmıştı. Tam o anda resimdeki siyah cübbeli adam aniden ürperdi. Kafasını kaldırdı ve elini sallayarak arkasındaki beyaz saçlı adamın görüntüsünün yok olmasına neden oldu. Karma İplikleri de ortadan kayboldu. Hatta... resmin kendisi de anında parçalanarak tamamen yok oldu. Fakat... siyah cübbeli adam resim tomarıyla birlikte yok olmadı. Bunun yerine mırıldanarak yürümeye başladı. "Burada olmamalıyım.... Kim o? Beni kim uyandırdı? Kim... dünyamdan buraya gelmemi istedi!?!?" Sesi eşsiz bir onurla dolu garip ve tuhaf bir gç barındırıyordu. Ses yankılanırken tüm Rüzgarlı Alem sallandı. Gökyüzü karardı, rüzgar uğuldadı. Görünüşe göre daha önce ortaya çıktığında dış dünyadaki insanların kendisini hissedip hissedemediğinin kararını verebiliyordu ve sessiz kalmayı seçmişti. Fakat bu sefer bu soruyu sormayı seçmiş ve aurasının her yere yayılmasını, hatta Karma boyunca yankılanmasını sağlamıştı. Bu Tao-Gök'ün Paragon büyüsü olmasına rağmen acı dolu bir feryat koparttı. Bütün deliklerinden kan geldi ve yüzünde şok ifadesiyle hızla geri kaçtı. Lin Cong'un vücudunun her yerinden kan fışkırdı ve vücudu kururken acı dolu çığlıklara boğuldu. Han Qinglei, Yuwen Jian ve hatta Beşinci Dağ'ın Kademe gelişimcisi ve diğer gelişimciler de benzer şekilde etkilendiler. Meng Hao da bir ağız dolusu kan tükürdü ve hemen yüzünde hayretle geri çekildi. Aynı şekilde bir ağız dolusu kan tüküren Zong Wuya'nın gözlerinde şaşkın bir bakış vardı. Gözsüz İmparator şuan şiddetle sallanıyordu. Siyah cübbeli adamı göremiyordu. Tek görebildiği şey şuan adamın durduğu yerde bir burgaç şekillendirmiş olan cani bir auraydı. O burgaç sayısız yüz ve hayatla doluydu. Hepsi sanki oradan kurtulmak istiyormuş gibi çığlıklar atıyordu. "Bayım... kimsiniz!?!" diye sordu İmparator saygıyla. Sadece şok olanlar yakın çevredeki insanlar değildi. Dokuzuncu Dağ'ın yakınında, dört gezegenden birinde Wang Klanı vardı. O anda bütün Wang Klanı üyelerinin kanları ses çıkartmaya başladı. Zihinleri döndü ve ağız dolusu kan tükürdüler. Dahası, Wang Klanı'nın kısıtlı alanlarından birinde, bir bambu ormanında bacaklarını çaprazlamış cılız, çökmüş bir yaşlı adam vardı. Kendisine göre Küçük nesil olan birçok Kıdemli'yi azarlıyordu. Aniden yaşlı adam şiddetle titremeye başladı. "Bu aura...." Aniden ortadan kaybolarak yıldızlı gökyüzünde tekrar belirdi. Titreyerek Rüzgarlı Alem'in bulunduğu yöne bakarken yüzünde inanamaz ve şaşkın bir ifade belirdi. Aynı sırada Rüzgarlı Alem'den biraz uzakta bulunan Paragon Deniz Rüyası'nın yüzü son derece sakindi ve Rüzgarlı İmparatorluk Lordu aniden duraksayarak başını çevirdi. Lord'un ifadesi şok ile doluydu ve kalbi hayret dalgalarıyla doldu. "Deniz Rüyası, bunu biliyorsun değil mi.... Deli misin sen? Neden müdahale etmedin!?!?" diye mırıldandı soluk bir suratla. Belli ki o bu siyah cübbeli adamın kim olduğunu biliyordu!! "Deli miyim?" Deniz rüyası yüzünde hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Belki de. Evimden geriye kalan sadece dokuz dağlar. Yakın olduğum bütün insanlar o dağların altına gömüldüler ve ben ise hala hayattayım.... "Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı. Eğer bir karışıklık olacaksa bu karışıklık her yerde, Dağ ve Deniz Alemi'nde yada 33 Gök'te hatta Dış dünyada olsun." Yüzündeki gülümsemenin derinliklerinde büyük bir hüzün ve hatta çılgınlık yatıyordu. Rüzgarlı Alem'in üstündeki ağda bulunan çöküntü derinleşmeye devam etti. Onun ötesinde bekleyen figürler sarsılmış şekilde siyah cübbeli adama gözlerini dikmişlerdi. Belli ki bu olay onların afallamasına neden olmuştu. Nefeslerini tutarak gerie doğru istemsizce çekilmeye başlamışlardı. "Bu... bu o!!" "Hayır, o olamaz...." "İmkansız. Bu garip. Neler dönüyor böyle!?!?" "Bu olayı hemen rapor edin! Bu büyük bir gelişme!!!" Gök ve Yer gümbürtüyle doldu ve Rüzgarlı Alem şiddetle sallandı. Siyah cübbeli adam gözlerini kapattı ve cani aurasıyla birlikte uzaklara doğru yürümeye başladı. Sanki evi olmayan yalnız bir ruh gibi uzaklarda kaybolmak istiyordu. Giderek uzaklaştı. Tao-Gök ağzındaki kanı sildi ve hemen bağırdı: "Usta!!" Siyah cübbeli adamın duyması imkansız bir tonla kendi kendine mırıldanarak yoluna devam etti. Uzay boşluğunda kaybolmaya başladı. Tao-Gök bir kez daha Paragon büyüsünü serbest bırakmayı denediğinde sonuç onu şaşkına çevirdi ve ağzından kan geldi. Paragon büyüsünü kullanamadığını fark edince gözlerinde umutsuz bir bakış belirdi! Görünüşe göre... o tamamen silinmişti! Tao-Gök gözlerini Meng Hao'ya çevirdi. "Meng Hao!!" diye kükredi. "Paragon büyümü geri ver!! Ustamı bana geri ver!!" Ardından saldırıya geçti. Meng Hao Karmik Nazarlama'nın böyle bir olaya sebep olacağını hiç düşünmemişti. Giderek uzaklaşan siyah cübbeli adama bakarken nefesi hızlanmaya başladı. Kalbi titrerken aniden siyah cübbeli adamla bu kısa süreli etkileşiminden sonra onunla garip bir Karmik bağlantı yarattığını hissetti.
