Series Banner
Novel

Bölüm 1043

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1043: Sarsıntı!

Bölüm 1043: Sarsıntı!

Zaman yavaş yavaş geçti. Nirvana Meyvesinin normal süre sınırını çoktan aşmıştı. Fakat bir tütsülük sürenin ardından Nirvana Meyvesini tamamen özümsemiş halde hala oturuyordu. Gözlerini açtı, yeşim şişeciği kavradı ve tam açacakken tereddüt etti.   İçindeki yüz binlerce iplik sönüyordu ve hızla yok olmaya başlamıştı. Ne yazık ki Nirvana meyvesi hala onunla tamamen kaynaşmamıştı, yarısına bile gelmemişti. Oran anlamında şuan Nirvana Meyvesi yüzde bir oranında kaynaşmış gibiydi.   "Bu Paragon kanı numunesinin tamamını özümsesem bile," diye düşündü, "en fazla yüzde dört oranında bir özümseyiş elde edebilirim....   "Bunun nedeni Paragon kanının güçlü olmaması yada sahte olması değil. Nedeni... bu kan damlasının basitçe çok seyreltilmiş olması. Kim bilir kaç tane seyreltme işleminden geçti." Kalbinden iç geçirdi. Üç Büyük Taoist Toplumlarının Paragon kanının tam örneğine sahip olsa da bu konuda son derece cimri olacaklarını biliyordu.   Ona tam kan numunesini vermelerine imkan yoktu. Meng Hao Kademedeydi. Fakat düz mantıkla bakınca gelecekte başka birinin daha Kademe üyesi olup olamayacağını söylemek imkansızdı. Üç Büyük Taoist Toplumları ona değer verse de Paragon kanının seyreltilmemiş örneğini tutup da ona vermelerine imkan yoktu.   Yüksek oranda seyreltilmiş bir damla bile son derece değerli bir hazineydi! En başından beri hepsi ona biraz Paragon kanı vermek konusunda karar kılmışlardı. Ama damlanın eksiksiz hali olacağı konusunda hiçbir şey söylememişlerdi.   "Eğer tam, eksiksiz damlayı alabilirsem onu özümsedikten sonra Nirvana Meyvesi ile tamamen kaynaşabilir ve gerçek anlamda Ölümsüz İmparator olabilirim!" Gelişim merkezinin sonsuza kadar Ölümsüz Alem Paragonu seviyesinin ötesine geçtiği düşüncesi bile gözlerinin ışıl ışıl parlamasına neden oldu.   Meng Hao derin bir nefes aldı ve gözleri parladı.   "Eksiksiz hali değil.... Pekala, o zaman kendi tam Paragon kanı damlamı yaratmalıyım!" Dişlerini sıkarak depolama çantasından yavaşça bakır aynayı çıkarttı. Bunun ona nelere mal olacağı konusuna tabii ki endişeliydi. Hatta bakır aynanın Paragon kanını kopyalayacak kadar güçlü olduğu konusunda da emin değildi.   Fakat yüzü kararlılıkla doldu ve bir an bakı aynaya baktıktan sonra Paragon kanı şişeciğini onun yüzeyine yerleştirdi. Hemen şişecik aynanın içine batmaya başladı.   Ardından ayna aniden daha önce hiç olmadığı şekilde delirdi. Şiddetle sallanarak Meng Hao'nun ellerinden havaya uçtu. Şok edici bir aurayla birlikte dört bir yana ışık ışınları fırladı.   Göz açıp kapayıncaya kadar tüm ev korkunç bir auraya boğuldu ve dışarı yayılmaya başladı. Eğer bir şeyler yapılmazsa aura tüm Dokuz Deniz Tanrısı Dünyasına yayılarak ve Dokuzuncu Denizi dolduracaktı. Oradan Dokuzuncu Dağ ve Denizi dolduracak ve en sonunda... tüm Dağ ve Deniz Alemini kaplayacaktı!   Evin dışında havada gururla uçan papağan bütün deniz mahsullerini kürklü hayvalarla değiştirince hayatının nasıl mutlu ve mesut olacağını düşünüyordu.   Bir süre bu konuda düşündükten sonra hemen Şeytani gelişimcilere döndü ve kükredi: "Şimdi Beşinci Lord'u iyi dinleyin! Hepiniz--"   Fakat konuşmasının ortasında vücudu sanki inanılmaz bir güç aniden onu emmiş gibi titredi. Hızla kurudu ve şaşkına döndü. Aniden Meng Hao'nun bulunduğu eve doğru döndü, hayretler içinde olduğu çok belliydi. Ardından en tiz çığlığını koparttı ve Meng Hao'yu takip etmeye başladığı günden beri çıkarttığı en endişeli ciyaklamayı çıkarttı.   O genelde sakin ve kendine hakimdi. Şimdiye kadar hiçbir şeye böyle güçlü tepki vermemişti, hatta en görkemli kürke ve tüye sahip yaratıkları gördüğünde bile. Öylesine gergindi ki her an yerle bir olacak gibiydi, sanki gökyüzü çökmek yada tüm dünya patlamak üzereydi.   "O hala hayatta!!" diye ciyakladı papağan. Ardından tamamen kafası karışık bir halde bütün hızıyla eve fırladı. Öyle hızlıydı ki uçarken tüylerinden bazıları kopup yere savrulmuştu. Vücudu benzersiz bir dehşetle titredi.   Evin içinde auranın şiddeti karşısında Meng Hao'nun gözleri kocaman açılmıştı. Bu aura bütün doğal kanunları çiğneyebilecek yada görmezden gelebilecek türdendi. İnanılmaz bir eziciliğe sahipti. Sanki Gökler ve yıldızlı gökyüzü onun korkunç enerjisi tarafından ezip geçilebilirdi.   Aniden aynanın içinden titrek bir sesle mırıldanma sesi duydu. Ses kadimdi, sanki antik zamanlardan geliyordu ve onun zihninin allak bullak olmasına neden oldu. Bir anda gözlerinde sayısız görüntü titreşti.   Bütün bu görüntüler arasında sadece üç tanesini net bir şekilde görebiliyordu. Geriye kalanları bulanık bir halde titreşiyordu. Fakat görebildiği üç görüntü tüylerini diken diken etti ve yüzünde mutlak bir hayret ve inanamazlık belirdi.   İlk görüntü Gökler ve bir yıldızsız gökyüzüne aitti. Bu bir kaosun resmiydi. Herhangi bir gök cismi yoktu, sadece boşluk. Ardından bütün hızıyla fırlayan bir ışık ışını belirdi. Titrek ışığın içinde şaşırtıcı şekilde... bakır ayna vardı!!   Uçarken aynanın yüzeyi titreşti. Hemen yanda bir gök cismi belirdi. Yoluna devam ederken durmaksızın gök cisimleri arka arkaya ortaya çıkmaya devam etti.   En sonunda onun titreşmesi... yıldızlı gökyüzünün ortaya çıkmasına neden olmuştu, sanki tüm dünyayı baştan yaratmıştı!!   Ayna durmaksızın yoluna devam etti, sanki hareketinin sonu yok gibiydi. Fakat en sonunda ortadan kaybolarak arkasında sayısız dünyadan oluşan uçsuz bucaksız bir yıldızlı gökyüzü bırakmıştı!   Meng Hao'nun zihni şaşkınlıkla doldu.   Gördüğü ikinci görüntü çeşitli gök cisimlerinde ve dünyalarda yaşayan sayılamaz miktarda canlı formuydu. Onlar gelişimci değildi, çok sayıda tarif edilemez canlı varlıktı.   Bazıları canavara benziyordu bazıları ise sıvı haldeydi. Bazılarında gazdan oluşmuştu ve diğerleri de metal yada taştan. Sonsuz bir çeşitlilik vardı ve hepsi kaotik bir savaşa tutuşmuşlardı!   Bu varlıkların her biri Meng Hao'dan çok çok daha güçlüydü. Onlar Tao Alemindeydi!   Meng Hao nasıl bu kadar sayıda Tao Alemi varlığı olabilediğini aklı neredeyse almıyordu. Basitçe çok fazlalardı ve hepsi birbiriyle tek bir nesne için savaşıyorlardı....   O nesne... bir bakır aynaydı!   Onların savaşı tarifsiz dalgalanmalar yaratıyordu. Bir anda bakır ayna titredi ve ondan biri siyah biri beyaz olan iki tane inci dışarı fırladı. İncilerin her biri daha sonra farklı bir yöne doğru hızladı.   Meng Hao şimdi bu iki incinin aslında daha önce aynanın iki yanına gömülmüş olan inciler olduğunu görebiliyordu. İnciler birincil parçalar değildi... sadece bakır aynaya ait ikincil nesnelerdi!   (R.N: Siyah ve beyaz incilerle alakalı hatırlatma yapacak olursak 613. bölümdeki Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatı.)   Yine de onların yaydığı aura Meng Hao'yu tamamen boğuluyormuş gibi hissettiriyordu. İki inci tarifsiz, üstün bir güce sahip gibiydi!   Ama... inanılmaz güçlerine rağmen yine de onlar sadece aynanın yan parçalarıydı!   Onlar ikincil nesnelerdi!   Üçüncü görüntüde Meng Hao başka bir dünya gördü. Burası sayısız yıldır oldukları yerde uzanan cesetlerle dolu bir dünyaydı. Tüm dünya deta mezarlık gibiydi.   İçinde bakı aynanın bulunduğu bir ışık ışını uçuyordu. Bakır ayna sadece oradan geçiyordu ama o ortaya çıktığı anda gerçekleşen bir şey Meng Hao'nun bütün tüylerini ayağa kaldırdı. Cesetlerin... birer birer ayaklandığını gördü. Etleri yeniledi ve göz açıp kapayıncaya kadar tekrar dirildiler. Gözleri delilik ve daha çok umutla doldu. Sanki bu anı uzun çağlar boyunca bekliyorlardı.   Aniden bir el fırladı. El büyük oranda kemiktendi ve et ve kanı hızla oluşuyordu. O ortaya çıktığı anda Meng Hao'nun ağzından kan saçıldı ve zihni titredi. Elden aldığı hissiyat şimdiye kadar tek bir gelişimciden aldığına benziyordu.   Ve bu kişi... beyaz cübbeli Paragon Deniz Rüyası idi!   Meng Hao'nun hissedebildiği dışında elin gücü Paragon Deniz Rüyası'nı da aşıyordu!   Bakır aynaya doğru uzandı ve bir kavrama hareketi yaptı. Bu kavrama hareketi yıldızlı gökyüzünü ezip geçti. Sanki yıldızları ve Gökleri avucunda ufak birer eşyaya çevirmiş gibi büzülmelerine neden olmuştu.   Bu noktada görüş sona erdi. Meng Hao bir ağız dolusu kan tükürdü ve görüntüler kayboldu.   "Bu bakır ayna... nereden geldi...?" diye düşündü. Sanki tüm dünyası alt üst olmuş gibi hissetti. Bakır aynaya baktı ve Paragon kanı şişeciği hala aynanın içine batmış durumdaydı.   En şaşırtıcı olan şey ise Meng Hao'nun bir kez daha bakır aynanın yüzeyinin... tam olmadığını görmesiydi!!   Parçalanmıştı ve geriye sadece bir parçası kalmıştı. Antik Şeytan Ölümsüzü Tarikatındayken aynanın o parçayı elde etmesine yardım edişini nasıl unutabilirdi!?   (R.N: 618 ve 619. bölümlerde bir sahnede aynaya bir parçayı eklemişti.)   Tüm bu yaşananları anlatma vakit alsa da aslında ışık hızında olup bitmişti. Tam bu noktada papağan belirdi ve ardından aynaya doğru fırladı. Bakır ayna titredi ve parlayan ışık giderek şiddetlendi. Bu noktada Paragon kanı şişeciği içinde kaybolmuştu.   Korkunç aura yayılmayı kesti ve bunun yerine sadece odanın içinde sınırlı kaldı. On nefeslik sürenin ardından ise tamamen yok olarak bakır aynaya geri döndü, artık tespit edilemez duruma geldi.   Aura kaybolduktan sonra papağan dışarı çıktı. Kurumuş bir haldeydi, sanki tarif etmesi zor umutsuz bir çile yaşamış gibiydi. Meng Hao'ya bakarak acı acı gülümsedi, ardından yere pat diye düştü. Bir an sonra ayağa kalkıp uçmaya çabalasa da olduğu yerde kaldı.   Papağanın bu halini gören Meng Hao biraz önceki görüntüleri düşündü ve istemsizce sordu: "Eğer Paragon kanını aynaya yerleştirmeseydim...?"   Papağan bir an şaşırdı. Hayrete düşmüş bir halde cevapladı, "Bunun seninle ne alakası var? Sadece dikkatsizdim ve birisinin bu ayna üzerinde bir çeşit büyü kullanıyor olduğunu fark etmedim. Eğer bakır ayna kullanılmasaydı, sorun olmazdı. Ama bir kez kullanıldığında ne kopyalamış olursan ol o... Huh?"   Tam konuşmasının yarısındayken papağan aniden kendine geldi. Gözlerini kurnazca devirerek ciyakladı: "Bu doğru. Lanet olsun! Senin yüzünden! Hepsi senin suçun! Artık bana borçlusun!"   Papağan Meng Hao'yu azarlarken Dağ ve Deniz Aleminin dışında, 33 Gök'ün dışında bir şeyler oluyordu. Yıldızlı gökyüzünün uzak bir noktasında, devasa tabutun bulunduğu dünya yansımasının içinde heyecan ve kararlılıkla dolu antik bir ses aniden tüm dünyayı doldurdu.   "Onu buldum! Orada... tam orada!!   "Onca yılın ardından sonunda umut ışığı doğdu. Tanrıların Klanı, emirleri göndermeye hazırlanın!!   "Savaş zamanı geldi! Klanımızın Yeraltı Tanrısını uyandırmak için bir kez daha... Paragon Ölümsüz Alemiyle savaşa gireceğiz!!" Antik ses yankılanırken dünya yansıması sallanmaya başladı.   Aynı sırada tabutun yanında duran üç kadın birbirlerine baktılar ardından sessizce başlarını aşağı yukarı salladılar.   Bir anda dünya yansıması tamamen bulanmaya başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar Göklerin boşluğunda ortadan kayboldu.   "Dünyanın gücünü serbest bırakın. Oraya seyahat etmek için, gerçek dünyamızın inmesini sağlamak için Tanrı Alemi'mizin mümkün olan en yüksek hızını kullanın!" Üç kadının sesi boşlukta yankılandı. Ses demiri bile ince ince kıyabilecek keskinlikteydi.

58 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1043