I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1031:####
Bu iki ışık ışınından birisi ayak bileğine bağlanmış çan formundaki et peltesiyle birlikte rengarenk papağan vardı. Çan sürekli yankılı çınlama sesleri saçıyordu. Diğer ışın ise... genç bir kadındı. Yüzünde sert bir ifade vardı ve alnındaki kan damarları şişmişti. Kadın biraz yabani haldeydi. Sanki adeta delirmenin eşiğine gelecek kadar sinirlenmiş gibiydi. O kadın... Li Ling'er idi. Papağan darmadağın bir haldeydi ve havada sıska bir şekilde uçuyordu. Onun arkasında ise on binlerce metre genişliğinde ve son derece korkunç bir yaratık vardı. O, görkemli bir kürkle kaplı devasa bir küreyi andırıyordu. Sahip olduğu tek gözü sonsuz bir soğuklukla bakıyordu. Ara sıra yaratığı kaplayan kürk dokunaç şekline gelerek etrafta savruluyor ve dokunduğu her şeyi yok ediyordu. Şuan bu garip yaratık papağan ve Li Ling'er'i takip ediyordu. Yaratığın korkunç bir aurası olsa da ve fiziksel olarak şok edici dursa da hızı inanılmaz değildi. Sanki Ölümsüzlük Harabelerindeki doğal kanunlarla bir çatışma içinde gibiydi ve sonuç olarak üzerine kalıcı bir baskı çökmüştü. Bu nedenle o hareket ederken etrafı belli belirsiz titrek ışıklarla sarılıydı. "Seninle sadece takılıyordum!" diye bağırdı papağan sinirli bir şekilde. "Niye bu kadar kin yaptın!?" "Evet, aynen öyle! O ahlaksızlık yapıyor! Bu yanlış! Sadece bekle, Üçüncü Lord biraz daha güçlendiğinde seni kesinlikle yolundan çevirecek!" "Kapa çeneni! Kapa çeneni! KAPA ÇENENİ!!" bu isyan delirmenin eşiğine gelmiş olan Li Ling'er'e aitti. Papağan ve et peltesiyle vakit geçirmek onun akıl sağlığına zarar vermişti. Patrik Reliance tarafından Ölümsüzlük Harabelerine atıldıktan sonra zamanını et peltesi ve papağan ile birlikte geçirmişti. Ölümsüzlük Harabelerinde temkinli bir şekilde ilerleyerek bir çıkış yolu aramışlardı. İlk başta işler iyi gidiyordu. Et peltesinin boşboğazlığıyla ve papağanın sınırsız kibriyle baş edebiliyordu. Ne de olsa köpeği dövmeden de kişi hala onun sahibi sayılırdı. Meng Hao onu kurtarmıştı bu yüzden onun küçük evcil hayvanlarına katlanmayı seçmişti. Fakat... bir nedenden ötürü lanet papağanın bazı sapık düşkünlükleri vardı. Li Ling'er birçok olayda papağanın tüylü ve kürklü yaratıklara denk geldiğinde aniden tamamen aptal gibi davrandığını şaşkın gözlerle izlemişti. Karşılaştığı yaratık ne kadar güçlü olursa olsun papağan sevinçle bağırıyor ve heyecanlı bir şekilde ona gidiyordu. Bunun ardından olanlar Li Ling'er'in gözleri için adeta bir taciz olsa da istemsizce bu olayı ağzı açık şekilde izliyordu. O anda adeta kafası patlayacakmış gibi hissediyordu ve inandığı her şey alt üst oluyordu. Yakın bir zamanda bu durum papağan devasa küreye saldırdığında da olmuştu. En başta küre hareket bile etmemişti. Fakat papağanın yüzlerce postasından sonra adeta yaban arısı gibi çılgına dönmüştü. Küre benzeri yaratık daha fazla dayanamamış ve attığı kükremeyle adeta Li Ling'er'in gelişim merkezini parçalayacak gibi olmuştu. Bunun ardından hemen kaçmaya başlamışlardı ama onca aşağılanmaya katlanan küre de öfkeyle onları kovalamayı seçmişti. Onlar kaçarken büyülü teknik dalgalanmaları hissetmişler ve bunun insanlardan kaynaklı olduğunu düşünmüşlerdi. Papağan bunun ardından o yöne gitmeleri gerektiğini söylemiş ve hemen felaketten kurtulmak için yardım istemeye hazırlanmışlardı. Oraya yaklaştıkları anda Meng Hao ve Su Yan papağan ile Li Ling'er'i görmüştü. Fakat Su Yan'ın dikkatini en çok çeken şey onların peşindeki devasa küreydi. "Ayyiyen!" diyerek nefesi kesildi. Yüzü düştü ve kalbi güm güm attı. Ayyiyen'in aniden ortaya çıkışı onun kaçış yolunu kesmişti. Önünde Meng Hao ve siyah böcekler arkasında ise Ayyiyen vardı. Şuan kapana kısılmıştı ve sonucunda neredeyse bütün umudunu kaybetmişti. "Lanet olsun, bunlar nasıl olabilir? Koskoca Ölümsüzlük Harabelerinde sadece birkaç tane Ayyiyen var. Normalde onlar uyurlar ve Gök ve Yer çökse bile uyanmazlar. Uyansalar bile doğal kanunlar farklı olduğundan etrafta hareket edemezler. N-neler oluyor böyle? Neden bir Ayyiyen o insanları takip ediyor? "O papağan ile kadın Ayyiyen'i böyle çileden çıkartacak ne yapmış olabilirler!?" Su Yan gergindi; öfkeli bir Ayyiyen'in ne kadar korkunç olabileceğinin farkındaydı. Tam kaçmayı deneyeceği sırada Meng Hao ona doğru Kutsal Alevin Özü ile saldırdı. Su Yan hemen büyü hareketi uygulayarak Meng Hao'ya karşı koymak için bir kutsal becerinin ortaya çıkmasına neden oldu. İkili bir anda şiddetli bir savaşa giriştiler. Bu dövüş sırasında Su Yan birçok kez yenilgiler aldı. Ağzından kan geldi ve Meng Hao ile denk olsalar bile etraftaki siyah böceklerden kaçınma derdi yüzünden sürekli dikkatinin dağıldığını fark etti. Bu durum onun birçok kez zora sokmuştu. Aynı sırada Ayyiyen de giderek yaklaşıyordu. Onun gözlerindeki soğukluk karşısına çıkacak herhangi bir şeyi yok etmeye yeterliydi. "Lanet olsun!!" Ağzından kan sızan Su Yan'ın yüzü titreşti. Daha fazla direnemeyeceğini biliyordu, en fazla on nefeslik süresi vardı. Ardından yenilecekti. Dişlerini sıktı, yüzünde son derece azimli bir ifade belirdi. Meng Hao'nun Kutsal Alevin Özü saldırısının kendisine çarpmasına izin vererek ağzından kan geldi ve ciddi biçimde yaralandı. Fakat bu saldırının ivmesinden faydalanarak siyah böcek kuşatmasından çıktı ve ardından doğruca... Ayyiyen'e yöneldi. O hızla ilerlerken sağ elini uzattı ve bütün kanının kabarmasına neden oldu. Bir an sonra ondan garip, hoş bir koku yayılmaya başladı. Bu kokuda herhangi bir gelişimci sıra dışı bir şey tespit edemeyecekti ama Ayiyen'in aniden o tarafa bakmasına neden oldu. Bir anda onun vücudunda tıpkı ağza benzeyen devasa bir delik açıldı. Bu açıkla delik tek gözününü tam ortasındaydı ve gözü ikiye ayırmıştı. Bu görüntü onun vahşiliğini daha da artırmıştı. Ağız sıra sıra keskin dişlerle doluydu, on binlercesi soğukça pırıldıyordu. Adeta yaratığın tüm vücudu dişlerden oluşuyor gibiydi! Devasa ağız nefes aldı ve Su Yan ipi kopmuş bir uçurtma gibi doğruca Ayyiyen'e doğru sendeledi. Göz açıp kapayıncaya kadar o sırada hala Meng Hao'yu görmenin şokunu yaşayan papağan ve Li Ling'er'i uçarak geçip gitti. Şuan et peltesi ve o ikisi Ayiyen'in ağzının açışını izliyorlardı. İçindeki sayısız ürpertici dişi gördüklerinde şaşkınlıkları dehşete dönüşmüştü. Meng Hao kaşlarını çattı. Su Yan Ayyiyen tarafından yutulmanın eşiğindeydi. Yıldırım Kazanı ile yer değiştirseler bile... ne yazık ki o zaman da kendisi devasa yaratık tarafından yutulacaktı. "Ne kadar zekice bir plan!" diye düşündü. Aniden Su Yan'ın ne yapmaya çalıştığını fark etmişti. Belli ki yaratığı onu yutması için bir şekilde kışkırtmıştı. Muhtemelen yutulsa bile yaratığın ağzından dışarı çıkmasını sağlayacak bir yolu vardı. Bunun bir kaçış yolu olarak kullanıyordu ve ayrıca Meng Hao'nun Yıldırım Kazanını kullanmasını engelliyordu. "Pekala, yine de kaçamayacaksın!" Onun Taoist büyüleri Meng Hao'yu çok etkilemişti. Olayların ani değişimine rağmen gözlerinde pırıltıyla depolama çantasına vurarak bir Nirvana Meyvesi çıkarttı! Bu onun değil Fang Klanı birinci nesil Patriğinin Nirvana Meyvesiydi! Hiç tereddüt etmeden meyveyi alnına bastırdı. Meyve içeri gömülürken zihninde fırtınalar koptu. Aynı sırada içinde bir şeyin şiştiğini hissetti. GÜÜÜÜÜMMM! Meng Hao kafasını kaldırdığında Ölümsüz meridyenlerinin güç ile patladığını, ve gelişim merkezi hızla yükselirken giderek güçlendiğini net bir şekilde hissetti. 33 Gök yıkılarak Meng Hao'ya doğru akan sonsuz Ölümsüz ışığına dönüştü ve vücudunu saran bir İmparator cübbesi halini aldı. Meng Hao uzay boşluğunda dururken artık Ölümsüz Alemi Paragonu gibi görünmüyordu. Şuan onun bir adım ötesindeydi... antik zamanların Ölümsüz İmparatoruydu! Li Ling'er'in gözleri kocaman açıldı. Aynı şeyi ekrandan da olsa daha önce de görmüştü. Meng Hao şuan üç tane sönmüş Ruh Lambasına sahip bir Antik Alem uzmanını bile öldürebileceği güçte enerji ile patlıyordu. Fakat Li Ling'er bu olayı bizzat gözüyle görüp hissettiğinde kalbi güm güm atmaya başlamıştı. Gelişim merkezi titredi ve Ölümsüz meridyenleri Meng Hao'yu kabul etmek zorundaymış gibiydi. Su Yan korku içindeydi. Meng Hao'nun böyle bir kozunun olacağını hiç düşünmemişti. Elinden gelen bütün hızla Ayiyen'e doğru fırlarken tüyleri adeta diken diken olmuştu. Oraya varmanın tek umudu olduğunu biliyordu. Ayyiyen'e yaklaşan Su Yan'a soğuk gözlerle bakarken Meng Hao'dan tarif edilemez bir enerji yükseldi. İfadesiz bir suratla bir adım yürüdü. Bu tek bir adım onun papağan ve Li Ling'er'i geçmesine yetti. Ardından elbise kolunu fiskeledi ve nazik bir rüzgarın Li Ling'er ve papağanı iterek Ayyiyen'den uzaklaşmalarını sağladı. İkinci adımı onun ortadan kaybolmasına ve ardından Ayyiyen ile Su Yan arasında ortaya çıkmasına neden oldu. Su Yan şuan mutlak bir umutsuzluk içindeydi. Elinden gelen bütün gücüyle büyülü tekniklerini ve kutsal becerilerini ortaya çıkardı. Fakat Meng Hao elini sallayarak onların anında yok etti ve ardından... elini onun boynuna kapattı. Eli buz gibiydi ve Su Yan'a dokunduğu anda onun gelişim merkezi Meng Hao'nun Ölümsüz gücü tarafından kilitlendi. "Aramızda seni öldürmek isteyeceğim kadar bir düşmanlık birikmedi," dedi Meng Hao. "O yüzden iyi bir kız ol ben de seni öldürmeyeyim." Eş zamanlı olarak Ayyiyen'in dokunaçlarından birisi onlara doğru fırladı. Meng Hao tam ondan kaçınacakken dokunaç aniden duraksadı. Sanki Meng Hao'da birşey hissetmiş gibi aniden büzülmeye başladı. Meng Hao'nun gözleri titreşti ve dönerek Ayyiyen'e baktı, onun açık ağzı şuan 30 metre ötedeydi. Ayyiyen öyle dehşete düşmüştü ki titriyordu ve... yavaş yavaş geri çekilmeye başlamıştı. Yavaşça devasa ağzı da kapandı. Onun tek gözünün içindeki dehşet ifadesi Su Yan'ın hayretle dolmasına neden oldu! Yaratık sanki Meng Hao'dan korkuyor gibiydi. Meng Hao'nun gözleri ışıl ışıl parladı. Biraz önce yana kaçınmanın eşiğine geldiğinde içinde birşey hissetmişti... beyaz cübbeli kadının onu 13. Kademe yaparken içine yerleştirdiği mühürleme işareti! İşaret aniden Meng Hao'nun alnında ortaya çıkarak ışıl ışıl parlamaya başlamıştı. Meng Hao o kadının Paragon statüsünü düşününce kalbi titredi. Su Yan'ın sol eliyle tutmaya devam ederken sağ elini kaldırdı ve Ayyiyen'e doğru önemsemez bir hareket yaptı. "Kaybol buradan," dedi deneysel bir yolla. Bu sırada gerekirse geri çekilmeye hazırdı. Devasa Ayyiyen'in titrediği görülebiliyordu ve Li Ling'er, Su Yan, papağan ve et peltesi bu olayı şaşkın gözlerle izliyorlardı. Ayyiyen sanki Meng Hao'ya cevap veriyormuş gibi başıyla onayladı ve ardından geri çekilerek uzaklarda kayboldu. Li Ling'er havada Ölümsüz ışığından şekillenmiş İmparator cübbesiyle ve dalgalanan enerjisiyle duran Meng Hao'yu ağzı açık bir şekilde izledi. O adeta bir Gök ve Yer Paragonuymuş edasıyla elini sallayarak devasa ve korkunç yaratığın geri çekilmesini sağlamıştı. Bu sahne adeta bir resim tasviri gibiydi, Li Ling'er'in zihnine kazınacak ve asla silinmeyecekti. Papağan gözlerini kırpıştırdı ve et peltesi şaşkın bir halde bakakaldı. Su Yan'ın yüzünde ise aniden Meng Hao'ya karşı karmaşık bir ifade belirdi. "Sen... Kademede misin!?" Bölüm 1031: Kademenin Kudreti!
