Series Banner
Novel

Bölüm 1026

I Shall Seal The Heavens

I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1026: İşimi mi Çalıyorsun?

Bölüm 1026: İşimi mi Çalıyorsun?

Gözleri titreşen Meng Hao depolama çantasına vurarak aurasını ya da görünüşünü değiştirmesine yarayan ve cephanesinin en kritik parçası olarak gördüğü siyah tüyü çıkarttı.

Fakat bu siyah böceklerinde eksiz özelliklere sahip olduklarının da farkındaydı. Buraya son geldiğinde tüyü kullanarak ve Et Peltesi ile işbirliği yaparak ancak bölgeden bir avuç tıbbi bitki çalabilmişti.

Meng Hao siyah tüyün aura değiştirme becerisinin siyah böcekler üzerinde kısa bir süre işe yarayacağını ve ardından etkisini kaybedeceğini biliyordu.

"Eğer onların dikkatini sürekli dağınık tutacak bir şey olursa tüyün etkisi artırılabilir..." diye düşündü gözleri parlayarak. Tıbbi bitkileri bulunduran bu büyük toprak parçasının tek bir noktada sabit kalmadığını çoktan fark etmişti. O sanki doğal kanuna uymuyormuş gibi etrafta yüzüyordu. Gerçekte onun hareketlerinde belli başlı bazı desenler mevcuttu.

Meng Hao uzun bir süre düşündükten sonra gözleri titreşti ve havaya uçtu. Tıbbi bitki kıtasının yörüngesini hesapladıktan sonra onun önüne doğru uçtu. Yol boyunca denk geldiği her harabe yıkıntısına bir mühürlenmiş siyah-ölümsüz taşı attı.

"Tıbbi bitki kıtasının hareket hızını düşününce..." diye mırıldandı. "Bu harabe bölgesinden önümüzdeki günlerde geçecek."

Meng Hao bu şekilde devam ederek on tane ruh-ölümsüz taşını çeşitli yerlere gömdü. Ardından hızla kıtaya doğru fırladı ve ilk taşı gömdüğü yere yakın bir konuma saklandı. Orada sabırla beklemeye başladı.

Zaman geçti. Bir tütsülük sürenin ardından uzayda yüzen tıbbi bitki kıtası Meng Hao'nun saklandığı harabe bölgesine doğru geldi.

Meng Hao hemen planını gözden geçirdi, ardından hiç tereddüt etmeden sağ eliyle bir büyü hareketi uyguladı ve mühürlü ruh-ölümsüz taşını işaret etti. Parmağını sallayarak taşın üzerindeki mührü çözdü ve aurasının ortaya çıkmasını sağladı.

Aura yayıldığı anda kıta titredi ve sayısız siyah böcek çılgınca havaya yükseldi. Siyah bir fırtınaya dönüştüler, sayıları on binlerceydi. En sonunda devasa bir el formuna dönüşerek Meng Hao'ya doğru fırladılar.

Hava gümbürderken ıslık sesleriyle birlikte siyah böcekler Meng Hao'ya doğru yaklaştılar. Tam bu noktada Meng Hao tüyü salladı ve onu etkinleştirdi.

Aniden görünüşü artık bir gelişimci gibi değildi. Aksine onlara benzer bir auraya sahip siyah böceğe dönüşmüştü.

O anda on binlerce siyah böcekten oluşan fırtına onun saklandığı harabelere doğru fırladı. Meng Hao hemen böceklerin içine karıştı, kalbi güm güm atarken onlar gibi vahşi ve acımasız görünmeye çalıştı. Hatta tıpkı onlar gibi kükreyerek onları taklit etmeye çalıştı ve bu sırada böcekler ruh-ölümsüz taşı için kavga etmeye başlamıştı.

Kısa bir an sonra tüm harabe bölgesi on binlerce siyah böceğin patlayıcı gücüyle yerle bir oldu ve vahşice yiyip bitirildi.

Çatırdama sesleri çınlarken böceklerin taş yığınlarını yalayıp yutması Meng Hao'nun kalbini hoplattı. Onun görüşüne göre Şişko’nun dişleri bile onların çeneleriyle yarışamazdı.

Ruh-ölümsüz taşı ise en hızlı davranan böceklerden birisi tarafından yenmişti ve Meng Hao onun acı dolu feryatlar koparttığını gözlemledi. Ondan siyah bir ışık yükseldi ve etrafında halka biçiminde dönerek bir Hayalet Göz görünür hale geldi.

Onun etrafındaki diğer böcekler gözlerinde soğuk bir delilikle o tarafa baktılar, sanki ona saldırmak, parçalamak ve yiyip bitirmek istiyor gibilerdi. Fakat onlar harekete geçmeden önce Hayalet Gözlü siyah böcek kafasını kaldırdı ve kükredi. Bu tehditkar kükreme diğer böceklerin duraksamasına neden oldu.

Meng Hao şaşkınlıkla baktı. Ardından düşünceli bir şekilde siyah böcek ordusuyla beraber etrafta bir süre uçuştuktan sonra tıbbi bitki kıtasına doğru yola koyuldu.

Böceklerle birlikte uçarken oldukça temkinliydi. Ara sıra çenesini çıtlatıyor, ara sıra kükrüyor ve tıpkı onlar gibi görünmeye çalışıyordu. Tıbbi bitki kıtasına döndükten sonra diğer böceklerin dikkatini çekmemek için son derece dikkatliydi.

Her şey sakinleştiğinde Meng Hao yerde sessizce kaldı, yüzükoyun bir haldeyken gözlerini etrafta gezdirdi. En sonunda yavaşça arkada en çok siyah böceğin bulunduğu ve bir Güneş Tomurcuğu’nun büyüdüğü bölgeye doğru sokulmaya başladı. Güneş Tomurcuğu aniden yok olurken bir ışık parlaması görüldü.

Meng Hao gergin ve aynı zamanda heyecanlıydı. Bunun ardından dikkatle başka bir yöne doğru hareket etmeye başladı. Diğer siyah böceklerle karşılaştığında çenesini çıtlatıyor ve kükrüyordu. Sanki diğer böceklere kendisinin de onlar gibi olduğunu hatırlatmaya çalışıyordu.

Ne yazık ki onun kükremesi diğerlerine pek benzemiyordu. Fakat öğrenmeye hevesliydi ve sürekli tıpkı onların kükremesine benzetmeye çalışıyordu.

Meng Hao'yu bilen ve bu sahneyi izleyen herhangi biri kesinlikle şok olur ve bunu hayal edilemez bulurdu. Fakat Meng Hao giderek heyecanlanıyordu.

"Zenginim!" diye düşündü. "Zengin olacağım!" Siyah böcekleri sürünerek teker teker geçerek ilk önce biraz Ölümsüzlük Aydınlatma Asması elde etti ve ardından bir parça Kutsal Ruh Otu gözüne çarptı. Gözleri parlayarak o tarafa doğru süründü.

Bu şekilde Meng Hao hızlıca yedi ya da sekiz tane farklı tıbbi bitki toplamıştı. Gözlerindeki parıltı giderek canlanıyordu. Bir noktada arkasını döndü ve biraz uzakta ufak bir mor ağaç gördü.

"Mor Yıldırım Ağacı!" diye düşündü böcek çenesini yalayarak. Tam o tarafa doğru sürünmeye başladığında bir anda yakınlardaki siyah böceklerden birisi sanki bir şeyden şüphelenmiş gibi soğukça ona baktı.

Meng Hao o anda adeta donmuştu. Biliyordu ki o böcekten gelecek tek bir çığlık hemen diğer bütün siyah böcekleri de harekete geçirecekti.

Meng Hao bu uyarı çığlıklarını engellemek için onlardan daha vahşi ve acımasız görünmeye çalışıyordu. Onlara doğru tehditkar kükremeler koparıyor ve sanki saldırmak üzereymiş gibi hissettiriyordu.

Şu an önündeki siyah böcek öfkeyle sallanıyordu ve Meng Hao'ya bakarken yüzünde son derece vahşi bir ifade vardı.

Meng Hao da ona bakarak ileri doğru tehditkar birkaç adım attı ve kükredi.

Uzun bir süre sonra siyah böcek geri adım atarak Meng Hao'nun geçmesi için yol açtı. Kalbi güm güm atan Meng Hao böceği geçti, ardından ufak mor ağaca doğru ilerledi. Ağacı aniden bir parıltı sardı ve ardından ortadan kayboldu.

Ağacın ortadan kaybolması bir şekilde durumu değiştirmişti ve siyah böcekler en sonunda bir şeyler olduğunu fark etmişlerdi. Siyah böcekler arka arkaya havalanırken devasa kıta titredi. Böcekler son derece sinirli bir şekilde düşük yükseltide girdap gibi dönerek bölgeyi bıkıp usanmadan taradılar.

Meng Hao bir şey arıyormuş gibi havaya yükselmişti.

Bu şekilde davranan böceklerin sayısı arttıkça Meng Hao'nun da tüyleri diken diken oldu. Eğer böcekler bu aramaya devam ederlerse en sonunda kendisini bulacaklarını biliyordu. Kalbi güm güm atarken bir anda ileride gözüne daha önce bir ruh-ölümsüz taşı gömdüğü bir konum çarptı. Hemen taşın mührünü açtı ve aurası serbest kaldı.

Aura yayıldığı anda hava gümbürtüyle doldu. Meng Hao'nun etrafındaki siyah böcekler adeta delirdi. Kıpkırmızı gözlerle kıtanın dışındaki dünyaya döndüler ve Meng Hao ile beraber ileri hücum ettiler.

Bir kez daha harabe yeri yok edildi ve yiyip bitirildi. Bir böcek yine taşı yedi ve sırtında bir Hayalet Göz belirdi. Ardından bütün böcekler kıtaya geri döndüler. Meng Hao bir kez daha etrafta gezinerek tıbbi bitkileri toplamaya başladı.

Siyah böcekler onu tespit edecek gibi olduğunda Meng Hao hemen bir ruh-ölümsüz taşının mührünü açıyordu. Bu şekilde günler geride kaldı. Meng Hao bu rutine iyice alışmıştı ve yetmişten fazla tıbbi bitki çeşidi toplamıştı.

Ayrıca kükremeyi sayısız kez pratik ettikten sonra artık tıpkı siyah böcekler gibi kükrüyordu.

"Bu sefer turnayı gözünden vurdum!" diye düşünürken bir Kaplumbağa Ruhu Çiçeği’ne doğru yol almıştı. Aniden etrafındaki bütün böcekler sinirle hareketlendiler ve hatta kükrediler. Ayrıca kafalarını gökyüzüne doğru kaldırdıklarında gözleri buz gibiydi.

Meng Hao şaşırdı ve hiç düşünmeden o da böceklere katılarak kükredi. Onların neye baktıklarını gördüğü anda gözleri kocaman açıldı. Uzaklarda daha önce dingin olan uzay boşluğu şu an dalgalanmalarla bozulmuştu.

Dalgalar bir göletin üzerinde yayılan dalgalar gibiydi ve onların merkezinde, uzayda sanki yürüyormuş gibi hiç zahmet çekmeden fırlayan bir figür görülüyordu!

Bu uzun, pembe bir elbise giymiş bir kadındı. Kadının vücudu güzeldi ve çok yaşlı görünmese de hafiften bir antik havaya sahipti. Elinde tuttuğu fenerin ışığı o ileri doğru yürürken etrafa saçılıyordu.

Kadın oldukça temkinli görünüyordu ve geldiği anda etrafına bakarak bölgede şüpheli bir şeyin olmadığını kontrol ettikten sonra biraz rahatladı.

Kadın ortaya çıktığı anda Meng Hao ile birlikte siyah böcekler kükrediler ve ona doğru saldırgan bir şekilde uçtular.

Fakat siyah böcekler yaklaştıkları anda kadın elindeki feneri kafasının üstüne kaldırdı ve ardından yan tarafındaki kapağını açarak içindeki mumluğu gösterdi. Mumluğun üstünde şu an yanmakta olan ve titrek bir ateş ışığı saçan ufak beyaz bir dal vardı. Kadın bir an bile duraksamadı hızlıca parmağının ucunu kesti ve bir damla kanı alevin içine akıttı.

Kan alev ile buluştuğu anda bir duman bulutuna dönüşerek siyah böceklere doğru yayıldı. Göz açıp kapayıncaya kadar duman Meng Hao da dahil bütün böceklerin etrafını sardı.

Aniden Meng Hao'nun etrafındaki böcekler kendinden geçmiş gibi duraksadılar. Meng Hao dumanın kendi üstünde herhangi bir etkisi olmadığını fark edene kadar şaşkınca kalakaldı.

O hızlı bir şekilde yayılsa da ışık hızla sönmeye başladı. Bir anlık hesaplamanın ardından Meng Hao bunun bir tütsülük süre alacağından emin oldu.

Gördüğü sonraki şey kendiyle gurur duyuyormuş gibi görünen pembe elbiseli kadının aşağıdaki kıtaya doğru hızlandığıydı. Kadın zemine inerek her gittiği yerde yaydığı dumanla böceklerin komaya girmelerine neden oldu. Dikkatle ilerledi ve tıbbi bitkileri toplamaya başladı.

"Benim işimi mi çalıyor?" diye düşündü Meng Hao ve aniden öfkelendi. Hayatta en nefret ettiği şeylerden birisi diğerlerinin onun işini çalmasıydı. Daha önce bu bölgedeki tıbbi bitkileri toplamak için çok zorluk çekmişti. Ondan fazla ruh-ölümsüz taşı kullanmış ve hatta günlerce böcek taklidi yapmış ve büyük çabaların ardından yaklaşık yetmiş çeşit tıbbi bitki toplamıştı. Fakat bu genç kadın sadece bir fener kullanarak tek seferde on tane bitki toplayabilmişti! Bu Meng Hao'nun kabul edemeyeceği bir şeydi.

"Hilecilerden nefret ederim! Bu kahpe hile yapıyor!" Öfkelenen Meng Hao dişlerini sıkarak kadının hızla tıbbi bitkileri toplamasını izledi. En sonunda ileri doğru fırladı, siyah böcekleri komaya sokan dumanın onun üzerinde kesinlikle bir etkisi yoktu.

Harekete geçtiği anda genç kadın ona doğru döndü ve şaşkınlıkla bakakaldı.

Kadın o tarafa bakarken Meng Hao en iyi böcek kükremesi taklidini yaptı.

52 Görüntülenme
20 Nis 2025
Bölüm 1026