I Shall Seal The Heavens - Bölüm 1022: ####
Bölüm 1022: ####
Ses yankılandığı anda Dokuzuncu Dağ ve Denizdeki bütün Tao Alemi uzmanları sarsıldılar. Aynı zamanda zihinlerinde şok edici bir görüntü belirdi. Bu görüntü Meng Hao'nun o anda Ölümsüzlük Harabelerinde durduğu konumun genel bir görüntüsüydü! Belli ki bu görüntü bir çeşit rehber gibiydi ve Tao Alem uzmanlarına Yabancıların... Ölümsüzlük Harabelerinde olduğunu söylüyordu! Göz açıp kapayıncaya kadar Tao Alemi uzmanlarının hemen hemen yarısı aniden yıldızlı gökyüzüne çıktılar ve o yöne doğru yola koyuldular. Fang Shoudao da onlardan biriydi. O ve Üç Büyük Taoist Toplumu uzmanları Ölümsüzlük Harabelerine doğru ilk harekete geçen uzmanlar olmuştu. Kuzey Saz gezegeninde, Li Klanı Patrikleri ve diğerleri de görüntüsünü gördükleri konuma doğru yönelmişlerdi. Bu ani gelişen olay herkesi tam anlamıyla şok etmişti ve belli ki Ji Klanı tarafından ayarlanan bir numara değildi. Bu mesele... mühimdi. Ji Klanı bile bu konuda entrika yapamazdı. Tao Alemi uzmanları hızla Ölümsüzlük Harabelerine doğru yönelirken Patrik Reliance ile yüzleşen yaşlı adam tüylerinin diken diken olduğunu hissetti ve yüzü soldu. Yi Fazi'nin gerçek formunu ortaya çıkarması yüzünden karşı karşıya kaldıkları tehlikenin farkındaydı. "Aptal! Gerizekalı!" diye öfkelendi yaşlı adam içten içe. "Lanet olası Zheng Klanı! Eskiden de böyleydiniz, şimdi bu çocuk da farklı değil! Beyinsiz! Aptal!!" Aynı sırada son derece endişeli ve gergindi. Yi Fazi'nin gerçek formunu göstermesiyle olacakların farkındaydı. Ölümsüz Dünyasının sadece dokuz dağdan ibaret kaldığını ve artık eskisi gibi 3,000 Düşük Alemi yönetmediğini bilse de... yine de Paragon Ölümsüz Alemi hala onun tüylerini diken diken etmeye yetecek güçlü oluşumlara sahip olduğunun da farkındaydı. Yaşlı adam ayrıca Paragon Ölümsüz Alemi insanlarının antik savaş yüzünden diğer iki büyük kuvvete karşı beslediği derin ve karmaşık nefreti de biliyordu. Fakat en önemlisi, Paragon Ölümsüz Aleminin o iki büyük kuvvetten çok... Ölümsüz Dünyasına karşı savaşta isyan eden bütün Düşük Alemlerden nefret ettiklerinin farkındaydı! Ruhyıldızı Alemi de bu Düşük Alemlerden bir tanesiydi! Yaşlı adam dişlerini sıktı ve Yi Fazi'yi görmezden geldi. Hızla gerilerken elini salladı ve geminin ortaya çıkmasını sağladı. Gemiye adım attığı anda onu döndürdü ve kaçmaya başladı. Amacı Dokuzuncu Dağ ve Denizden diğer gelişimcilerin onun burada bulunuşuna tepki gösteremeden bütün hızıyla bu dünyadan kaçmaktı. Sahip olduğu gelişim merkeziyle birlikte sayısız güçlü uzmanın o yöne doğru harekete geçtiklerini farketmişti. Bu insanlar görmezden gelinebilecek tipler değildi. Fakat aynı zamanda başka bir yerde tüm Dokuzuncu Dağ ve Denize yayılmış olan daha korkunç bir varlığı da hissedebiliyordu. "Dokuzuncu Dağ ve Denizin Lordu... Ji Tian! Aptal Yi Fazi işleri gerçekten batırdı!" Yaşlı adamın suratı sertti ve dişlerini sıkarken gemiyi hızla götürdü. Ardından dilini ısırdı, biraz kan tükürdü ve hatta geçici bir hızlanma elde edebilmek için ömrünü bile yaktı. Uzay boşluğunda inanılmaz bir hızla ilerledi. Bir anda uzay boşluğunun kendisiyle adeta bütünleşmiş hale geldi. Tam bu noktada Ölümsüzlük Harabelerinin derinliklerindeki sıradan görünen bir Ölümsüz mağarasında beyaz elbiseli bir kadın bacaklarını çaprazlamış oturuyordu. Kadın yavaşça gözlerini açtı ve soğuk bir parıltı görüldü. Bu nefret, öfke ve öldürme arzusuyla dolu bir soğukluktu. Yavaşça sağ elini kaldırdı ve parmağını uzay boşluğunda salladı. Bu parmak hayali bir ipliğin uzaklara doğru yılan gibi kıvrılmasına neden oldu. Göz açıp kapayıncaya kadar tüm Ölümsüzlük Harabelerini aştı ve yaşlı adam ile gemisine doğru savruldu. Yaşlı adam herhangi bir gariplik fark etmemişti ve tam ortadan kaybolmanın eşiğine geldiğinde bir anda yüzü düştü. Arkasına dönüp bakacakken... kafası omuzlarının üzerinden düştü ve boğazından bir kan pınarı fışkırdı. Uzun bir saç telini andıran iplik onu hızla geçmiş ve ardından geriye hiçbir iz bırakmadan kaybolmuştu. Yaşlı adamın gözleri kocaman açılmıştı ve kafası uzay boşluğunda savrulurken gördüğü dünya sürekli dönüyordu. Ölmeden önce ne olduğunu anlamamıştı, ölüm aniden gelmişti. "Para...gon...." Yaşlı adamın kafası vücuduyla birlikte küle dönüştü. Gemi artık boşlukla bütünleşemez hale geldi ve yavaş yavaş tekrar gözler önüne serildi. Patrik Reliance ona baktı ve ardından onu hemen mideye indirdi. Onu yuttuktan sonra tüm vücudunu bir titreme aldı. Kaybolan saç teline baktı, ardından yüzünde boş bir bakışla Ölümsüzlük Harabelerinin derinliklerine baktı. Aniden uzak geçmişten önemli bir şeyi anımsar gibi oldu ama ne kadar düşünse de her şey bulanık ve belirsizdi. Meng Hao da yaşlı adamın öldüğünü gördü ve kalbi titredi. Ardından Ölümsüzlük Harabelerinin derinliklerine baktı ve beyaz cübbeli kadını hatırladı. Yi Fazi Tao Koruyucusunun öldüğünü görünce tüyleri diken diken oldu, zihni uğulduyla doldu ve yüzünde korku ifadesi belirdi. Dokuz Dağlar ve Denizlere karşı daha önce hiç korku hissetmemişti ama şimdi... mutlak bir dehşet içindeydi. "B-bu... ne tür bir güç? Gerçekten de Tao Koruyucumu tek darbede öldürdü!!" Yi Fazi'nin nefesi hızlandı ve kalbi delice çarparken gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bir anda zihninde buraya dair birçok efsane gün yüzüne çıktı. Titremeye başladı ve yavaşça geriledi. Şuan aklındaki tek düşünce kaçmaktı. Biraz önceki bütün ve ivmesi şuan yerle bir olmuş ve yok olup gitmişti. Meng Hao'nun gözleri titreşti. O anda Li Ling'er'i bile düşünmedi. Yi Fazi'nin gerçek formunu ve biraz önceki sözlerini göz önüne alınca ve Şeytan Mühürleme Yeşiminin inanılmaz öldürme arzusunu düşününce Meng Hao'nun artık onun gitmesine izin vermesine imkan yoktu. Bilmek istediği birçok şey vardı ve cevaplarını... Yi Fazi verebilirdi! Meng Hao o anda Patrik Reliance'ın kaçma fırsatına sahip olmasını bile önemsemedi. Aniden havada fırlayarak Yi Fazi'nin peşine düştü. Şuan Yi Fazi form değiştirmişti ve hem gelişim merkezi hem de hız anlamında artış kazanmıştı. Kısa bir anda oldukça uzaklaşmıştı. Hava gümbürtüyle dolarken bütün hızıyla kaçıyordu. Korkmuştu ve aklındaki tek düşünce Meng Hao'dan kaçmaktı. Ardından eve nasıl geri döneceğini düşünmek için sığınabileceği bir yer bulacaktı. O anda bunu nasıl yapacağına dair hiçbir fikri yoktu. Fakat Tao Koruyucusu ölmüştü ve sonunun onun gibi olmasını hiç istemiyordu. Titredi, içten içe çığlıklara boğuldu. "Babam kesinlikle Tao Koruyucumun öldüğünü hissedecektir! Beni kurtarmaya gelecektir! Tek yapmam gereken saklanacak bir yer bulmak. Babam en sonunda beni almaya gelecek! "Lanet olası Ölümsüz Dünyası. Siktimin yeri! Yıllar önce burası neden tamamen yok edilmedi!?!? "Ve şu lanet Meng Hao. Ben öyle kötü bir adam değilim, neden bu kadar ileri gitmek zorunda!?" İçten içe küfürler savuran Yi Fazi hızını artırdı. Meng Hao da onun peşine düşmüştü ve ikili Ölümsüzlük Harabelerinin derinliklerine doğru ilerlediler. Patrik Reliance birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Öfkeli görünerek Meng Hao'yu takip eder gibi yaptı ama aslında giderek yavaşlıyordu. Aynı zamanda sesi daha da gürleşiyordu. "Kaçmayı bırak! Patrik kesinlikle seni yakalayacak! "Hala kaçıyor musun? Şimdi tepemin tasını attırdın! Seni elimden gelen herşeyle takip edeceğim! "Şuan deli gibi sinirliyim!" Bir yandan kükrerken bir yandan da boncuk gibi gözleri oraya buraya kayıyordu. En sonunda Meng Hao uzaklarda kaybolurken Patrik Reliance yüzüne ani bir manevrayla birlikte hızla başka bir yöne doğru kaçmaya başladı. Ete peltesi, papağan ve Li Ling'er ise hala onun üstündeydi. Patrik Reliance kaçmaya başlarken bunu şaşkın bir halde izliyorlardı. Birkaç nefeslik sürenin ardından Patrik Reliance bilinmeyen bir yöntem kullanarak Ölümsüzlük Harabelerinin başka bir bölgesinde belirdi. Ardından sırtındaki kıtayı sallayarak et peltesi, papağan ve Li ling'er'in dışarı savrulmalarına neden oldu. "KAYBOLUN!!" diye kükredi. "Şuandan itibaren Patrik artık özgür ve serbest! Hahaha! Her zamanki gibi Patrik en zeki kişi. Fırsatlardan yararlanmayı çok iyi biliyor! "Meng Hao seni küçük piç, bekle beni! İşimiz daha bitmedi!! "Şuan burada iddia ediyorum, beni bir daha asla bulamayacaksın onun bunun çocuğu!!" Patrik Reliance adeta dans ediyordu. Kafasını geriye doğru atarak kükredi. Li Ling'er, papağan ve et peltesini üstünden attıktan sonra uzaklara doğru fırladı. Bu sırada Ölümsüzlük Harabelerinin başka bir yerinde Meng Hao'nun öldürme arzusu Göklere kadar yükselmişti. Gelişim merkezi güç ile patladı ve etrafını 33 Gök sardı. Fakat Yi Fazi inanılmaz bir hızla ilerliyordu. Ara sıra küçük çaplı vuruşmalar yaşasalar da Yi Fazi'de en ufak bir yavaşlama olmuyordu. Ama yinede bu amansız takiple birlikte yaraları birikmeye başlamıştı. Buna rağmen bazı bilinmeyen gizli büyülerle hızını patlayıcı bir şekilde artırdı. Hatta bazı yerlerde Meng Hao'ya izini kaybettirmeye yaklaştığı zamanlarda oluyordu. Fakat her seferinde Meng Hao Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarını kullanarak sürekli onun ivmesini kırıyor ve altta kalmıyordu. Bu takip günlerce devam etti. En sonunda bir bölgede önlerinde süzülmekte olan bir dev kafasını kaldırdı. Kafada adeta kara deliğe benzeyen gözler vardı, sanki bu gözlere bakınca geçmişin kendisi görülüyordu. Kafa tam olsa da aslında kafanın tepesinden aşağı doğru bir çatlak vardı. Ayrıca kafadan sızan acınası ve antik bir irade mevcuttu. Kafa yaklaştığında inanılmaz bir baskı çöktü ve Yi Fazi'yi yavaşlamaya zorladı. Bu olduğunda Yi Fazi'nin yüzü düştü. Tam o anda Meng Hao ona arkadan yaklaştı. Elini kaldırarak Sekizinci Şeytan Mühürleme Nazarını serbest bıraktı. Parmağını salladığı anda Yi Fazi'nin vücudu titredi. "İyi olmadı!" Aynı anda Meng Hao'nun gözlerinden öldürme arzusu fışkırdı. Sağ elini kaldırarak Yıldız Koparma Büyüsü ile Yi Fazi'yi tutmaya yeltendi. Yi Fazi kafasını geriye atarak kükredi. Ondan sayısız siyah ışık ışını sayıldı ve bu ışınlar sayısız siyah yarasaya dönüşerek delirmiş gibi Meng Hao'ya doğru fırladılar. Gümbürtü sesleriyle birlikte Yi Fazi patlamanın kuvvetinden faydalandı ve bir kez daha ileri fırladı. Tam Yıldız Koparma Büyüsünden kaçınmak üzereyken Meng Hao'nun eli onun kanatlarından yakaladı. Vahşice asıldı ve Yi Fazi kanatlarının yırtılmasıyla beraber acı dolu bir feryat koparttı. Yaralarından kanlar saçıldı ve yüzü kül gibi oldu. Geriye doğru sendelerken dişlerini sıktı ve hızlandı. Meng Hao'nun öldürme arzusunda en ufak azalma yoktu. Koparttığı kanatları depolama çantasına attığında Şeytan Mühürleme Yeşiminin de titreşimi daha da şiddetlenmişti. Gözleri soğuk birere bıçak gibi parlayan Meng Hao tekrar onun peşine düştü. Tam bu sırada Tao Alemi uzmanları Ölümsüzlük Harabelerine girmeye ve Yabancıları aramaya başlamışlardı. Xuanwu kaplumbağasının tiz çığlığı yankılanmaya devam etti. Bütün Yabancılar ölene kadar uykusuna geri dönmeyecekti. Bölüm İsmi: Bir Paragon bir Tao Koruyucusunu Katlediyor!
